BU EN ÜST BÖLÜMDEKİ BAZI REKLAMLAR - Sayfamızın üstündeki zaman zaman görüntülenen Windows Internet Explorer'in kendi Reklamıdır.- SİTEMİZ DIŞI BİR UYGULAMADIR.
   
 
  İSLAMDA ZİYARET


                   İSLAMDA ZİYARET

 


İslam Müslümanları birbirlerinin kardeşleri olarak ilan etmiş ve onların birbirlerini sevip saymalarını, yardımcı olmalarını emretmiştir. İnsanlar arasında sevginin yerleşmesine yardımcı olan en önemli sebeplerden birisi ziyaretlerdir. Bu bakımdan İslam ziyaretlere büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde

Allah (Azze ve Celle) için bir hastayı veya bir Müslümanı ziyaret eden kişinin Cennetteki yerini hazırladığını haber vermiştir. Tirmizi : Birr 64

Ziyaretin Sosyal Dayanışma Açısından Önemi

Rasulüllah, Müslümanlara yedi şeyi yapmalarını emretmiş, yedi şeyden de kaçınmalarını istemiştir. Yapılmasını istediği şeyler şunlardır:

Cenazenin arkasından gitmek, hastaları ziyaret etmek, davete icabet etmek, mazluma yardım etmek, verilen sözü, yapılan yemini yerine getirmek, verilen selamı almak, aksırana dua etmek Buhari : Cenaiz 2 - Müslim : Selam 4-6)

Tamamen sosyal ilişkileri düzenleyecek özellikte olan, bu emirler içinde hasta ziyaretinin de bulunmasına dikkat edilmelidir.

Esiri kurtarınız, açı doyurunuz, hastayı ziyaret ediniz. Tecrid :  VIII 404

Hasta veya diğer ziyaretler, sevgi ve güven duygulan gelişen, bireyleri, birlik ve beraberlik içinde yaşayan toplumların doğmasına sebep olur. Müslümanlar, ziyaret yolu ile, birbirlerini daha yakından tanımak imkanını bulurlar. Sakıntılarını, problemlerini öğrenirler. Pekçok konuyu aralarında görüşüp, birlikte karar verme imkanına sahip olurlar. Toplum içinde yalnız olmadıkları duygusunu kazanır ve geleceğe ümit ve güvenle bakarlar. Sevinç ve üzüntülü anlarında çevrelerinde gördükleri kardeşleri, onlar için huzur kaynağı olur. Ziyaretler, dünyevi kazançla birlikte uhrevi faydayı da temin eder ki, bu da Allah (Azze ve Celle) rızasına ulaşmaktır. Rasulüllah şöyle buyurmuştur:

Aziz ve Celil olan Allah (Azze ve Celle) kıyamette :
- Ey Ademoğlu Ben hasta oldum da sen beni ziyaret etmedin buyurur. Kul :
- Ya Rabbi Sen alemlerin Rabbi olduğun halde ben sana nasıl hasta ziyareti yapabilirim? diye sorar. Allah (Azze ve Celle) :
- Sen bilmez misin ki, benim filanca kulum hasta olmuştu da sen onu ziyaret etmemiştin. Yine bilmez misin ki eğer sen onu ziyaret etseydin, muhakkak beni onun yanında bulacaktın yani, benim sevabımı ve ikramımı onun yanına bulacaktın buyurdu.
Müslim : Birr 43

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

Hasta ziyareti yapan kişi, hastanın yanından dönünceye kadar, kendisini cennete ulaştıracak bir yol üstündedir. Müslim : Birr 39

buyurmuştur. Şu halde, ziyaretler, özellikle hasta ziyareti, Müslümanı Allah (Azze ve Celle) rızasına ulaştıracak ahlakî davranışlardan biridir. Bu sebeple hasta ziyareti, vazgeçilmez bir görevdir. Bu ictimaî vazifeyi yerine getirmeli ve başkalarına da tavsiye etmelidir. Bir Müslüman, anne ve babasından başlamak üzere, bütün yakınlarını, komşularını, tanıdıklarını, arkadaşlarını ve dostlarını ziyaret etmelidir. Özellikle bayramlar ziyaret için uygun günlerdir. Düğün, sünnet, ölüm gibi olaylardan sonra tebrik veya taziyede bulunmak için de ziyaretler yapılır. Eskiden anne, baba ve çocuklar tek bir çatı altında bulunuyorlardı. Günümüzde, genellikle, gençler evlenince yeni yuva kurmakta ve baba evinden ayrılmaktadırlar. Anne ve babalarından ayrı yaşayan, görev ve başka sebeplerle onlardan uzakta bulunan kimselerin, hemen her fırsatta onları ziyaret etmeleri, ellerini öpüp dualarını almaları icabeder. Yakın akraba da böyledir. Onların ziyareti de ihmal edilmemelidir. Bu tür ziyaretlerin sılai rahim sayıldığı ve İslamın ısrarla üzerinde durduğu görevlerdendir.
Aşağıdaki hadisler, hasta olsun olmasın, komşu veya tanıdıkların ziyaret edilmesi gerektiğini göstermektedir. Ashabı Kiramdan, Kays b. Sadın anlattığına göre,

Rasulüllah bir gün kendilerini ziyaret etmiş, evlerinde bir müddet bulunmuş, kendileri için dua etmiş ve evden ayrılmıştır. Abdullah b. Kays : Rasulüllah Ensarı, ya tek tek, veya topluca ziyaret ederdi. Tek tek ziyaret ettiği zaman evlerine giderdi. Topluca ziyaret etmek istediği zaman Mescide gelirdi. Hadislerle Müslümanlık : III 103

demiştir. Başka bir hadiste de yine Rasulüllahın Ensardan bir aileyi ziyaret ettiği, evlerinde yemek yediği, namaz kıldığı ve kendilerine dua ettiği haber verilmiştir.

Ashabın büyüklerinden Hz. Selman Medainden Şama kadar gidip Ebud Derdayı ziyaret etmişti .
Kufe'den Medine'ye kendisini ziyaret etmek için gelen arkadaşları ile Abdullah b. Mes'ud arasında şu konuşma geçmiştir:
- Oturup dertleşiyor musunuz?
- Bunu hiç terketmiyoruz.
- Birbirinizi ziyaret ediyor musunuz?
- Evet, Ey Ebu Abdurrahman, hatta bazılarımız, Müslüman kardeşini bir müddet görmezse ta Kufenin öte başına yürüyerek gidip onun halini hatırını soruyor.
- Siz böyle devam ettiğiniz müddetçe huzur içinde yaşarsınız .


Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in Müslümanları sık sık ziyaret ettiğini, onların hal ve hatırını sorduğunu, ayrıca onun bu davranışını gören Müslümanların birbirlerini ziyaretten geri durmadıklarını, o devrin kısıtlı ulaşım imkanlarını hiçe sayarak bir şehirden diğerine ziyaret için gittiklerini ve bunu toplum huzurunun vazgeçilmez bir unsuru olarak gördüklerini göstermektedir. Herşeye rağmen, ziyaret deyince akla hasta ziyareti gelir. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in hastaları ziyaret etmiş, bunu, Müslümanlara da ısrarla tavsiye buyurmuştur. Hasta ziyareti ile ilgili pekçok hadis-i şerif vardır. Rasulüllah yalnız Müslüman hastaları değil gayri müslim hastaları da ziyaret etmiştir. Enes b. Malik  şöyle demiştir:

Bir Yahudi genci, Nebiye hizmet ederdi. Bir ara hastalandı. Rasuli Ekrem onu hastalığında ziyaret etti. Baş ucunda oturdu. Gence Müslüman olmasını teklif etti. O da babasına baktı. Babası
- Oğlum Ebul Kasıma itaat et deyince Müslüman oldu. Rasuli Ekrem hastanın yanından çıkınca:
- Şu genci cehennem azabından kurtaran Cenabı Hakka hamdü senalar olsun buyurdu.

Tecrid : IV 349-350

Sağlık gibi hastalık da insanlar içindir. Hemen her yaşta, insanların yakasına yapışan hastalıklar vardır. Hastalık, üzüntü ve sıkıntı kaynağıdır. Bu durumda insan, eşini dostunu çevresinde görmek, onların tatlı sözleri ve yardımları ile teselli bulmak ister.

Ziyaretlerde uyulması gereken kurallar

Gerek hastaları, gerek başkalarını ziyaret ederken bazı hususlara dikkat etmek, ziyaret kurallarını titizlikle yerine getirmek gerekir. Bunlara uyulmaması durumunda çoğu zaman ziyaretten beklenen yararlar elde edilemez. Memnun edilmek istenilen insanların üzüntü ve sıkıntıya sokulmasına sebep olunur. Bunun için ziyaret kurallarına titizlikle uyulmalıdır.
1- Ziyaret için uygun bir zaman seçilir. Uyku, yemek ve iş saatlerinde ziyarete gidilmez.
2- Temiz ve derli toplu bir kıyafet giyilir, kir pas içinde, dağınık elbiselerle ziyarete gidip başkaları rahatsız edilmez.
3- Mümkünse önceden ziyarete gidileceği haber verilir ve bildirilen saatte mutlaka gidilir.
4- Ziyarete gidilen eve kapı çalınarak, selam verilerek girilir. Ev sahibinin hal ve hatırı sorulur, sevinç ve kederi paylaşılır.
5- Ziyaret fazla uzatılmaz. Ziyaret edilen yaşlılar sabırla dinlenir. Onları sıkacak ve üzecek söz ve davranışlardan sakınılır, onları sevindirecek haberler verilir, güler yüz ve tatlı sözle gönülleri alınır.
Bu genel ziyaret kuralları dışında, hasta ziyareti sırasında uyulması gereken hususlar da vardır ki, bunlar kısaca şöyle özetleNebilir.
1- Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)

Sizden biriniz hasta ziyaretine gittiğinizde elini onun eli veya alnı üzerine koysun ve nasılsınız? diye hatırını sorsun. Tecrid : IV 351

buyurmuştur. Görüldüğü gibi Rasulüllah  hasta ile yakından ilgilenilmesini tavsiye etmiştir. Yalnız, doktorun bu konudaki tavsiyeleri ve salgın hastalıklardaki özel durum her zaman göz önünde bulundurulur.
2- Hastayı yorucu, moralini bozucu söz ve davranışlardan sakınılır. Ziyaret kısa tutulur. Doktor, hastanın yanına girilmesini, onunla konuşulmasını yasaklamışsa bu yasağa uyulur.
3- Hastaya bir isteği olup olmadığı sorulmalı, gerekirse malî yardımda bulunmalı, kendisine zarar vermeyecekse yiyecek ve diğer hediyeler götürülmeli, çiçek takdim edilmelidir.
4- Bazı hastalar, hastalıkları sırasında hep ölümü düşünür, rahatsız olurlar. Böyle kimseleri uygun sözlerle tesellî etmek, ölümün insan için kaçınılmaz bir şey ve Allah (Azze ve Celle)ın emri olduğunu anlatmak, her hastalığın insanı ölüme götürmeyeceğini hatırlatmak faydalı olur.
5- Hastaya dua etmek, sağlık ve şifa dileğinde bulunmak ziyaret kurallarındandır. Bu konuda Rasulüllahden pekçok hadis rivayet edilmiştir. Abdullah b. Ömerin rivayetine göre Rasulüllah

Sizden biri hasta ziyaretine gittiği zaman Allah (Azze ve Celle)ım, bu kuluna şifa ver diye dua etsin
buyurmuştur. Hz. Aişe de
 
Rasulüllah bir hastayı ziyarete gittiği zaman, bismillah diyerek, elini hastanın ağrıyan yerine kor ve Geçmiş olsun

buyururdu demiştir. Hz. Selman

Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ben hasta iken ziyaretime gelmişti. Çıkarken şöyle buyurdu: Selman Allah (Azze ve Celle) şifalar versin. Günahını affetsin. Ölünceye kadar bedenine sıhhat, dinine kuvvet versin demiştir Hadislerle Müslümanlık : III 1114

6- Uzaklık ve başka sebeplerle bizzat gidilip hasta ziyaret edilemiyorsa, bir başkası aracılığı ile veya mektup, telefon gibi haberleşme araçları ile selam sağlık ve şifa dileklerinin iletilmesi de güzel bir davranıştır. Bu da ziyaret yerine geçer.

Şamil İslam Ansiklopedisi






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
www.ahmetayvaz.tr.gg > OĞUZ SOYU-ÜÇOKLAR KOLU-GÖKHAN BOYUNUN TÜRKÇÜ TURANCI TÜRKMEN ÇEPNİ AYVAZ OTAĞI > www.ayvazahmet.tr.gg
 
TÜRK-İSLÂM ÜLKÜSÜ; Varlık olan Türklük ile, değer olan İslâmın bir birine vuslatıdır, kaynaşarak et ile tırnak misâli oluşlarıdır. Varlık ifade eden Türk`lüğün , değer olan İslâma muhabbetidir
* * *
OĞUL! Eşref-i mâhlük olduğunun şuurundan hareketle, Cenab-ı Hakk`ın nizamını yeryüzünde hakim kılmak gibi yüce bir idealin gerçekleşebilmesi uğruna,bin yıldır İ`LA-YI KELİMETULLAH ÇİZGİSİNDE, maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden YÜCE TÜRK MİLLETİNİN şerefli bir ferdi olduğunu unutma!
Üstad ORHAN KILIÇOĞLU

* * *
ARVASİ HOCA`NIN FİKİR VE ESERLERİNDEN FAYDALANMAK, O`NU REHBER EDİNMEK HER TÜRK GENCİNİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ OLMALIDIR.
Son yıllarda ihmal edilen ülkücü gençlik en Kısa zamanda yeni bir hamle yeni bir şevk ve aşkla; ZİYÂ GÖKALP, ATATÜRK, A.TÜRKEŞ, NİHAL ATSIZ, S. AHMED ARVASİ, NECDET SEVİNÇ`İN fikir ve görüşlerinin karıldığı harmanlardan beslenerek gelişip, olgunlaşıp, kamilleşerek, GÖNLÜNDE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ, DİLİN DE TURAN TÜRKÜSÜYLE YENİDEN BİR ERGENEKON DESTANI YAZMAYI İMANININ RÜKNÜ BELLEMELİDİR…

Üstad ORHAN KILIÇOĞLU
Facebook beğen
 
Reklam
 
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!! ATATÜRK
 
ALPARSLAN TÜRKEŞ SÖZLERİ
Başbuğ Alparslan Türkeş in özlü sözleri, Ülkücülük , Türk Dünyası ve İslamiyet hakkındaki özlü sözlerini okuyabilirsiniz...
*********************
İdealler yıldızlar gibidir.
Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz..

Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler
tarafından kazanılamaz.

Dalından kopan yaprağın akibetini rüzgâr tayin eder...

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

Biz aziz milletimize müreffah, kuvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz; kendimizi millete adıyoruz.Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.


İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Milletler arasındaki mücadele şuurundan mahrum olan toplumlar başkasının boyunduruğu altına düşerler.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun, siyasi kazanç mücadelesi değil, ahlâk ve fazilet mücadelesidir. Bu mücadelenin karakteri yıkıcı değil, yapıcı olmaktır. Bu şerefli mücadeleye Türk milletini davet ederim.

Toprak bütünlüğümüzü devletimizin ve milletimizin bölünmezliğini hedef alan hainlere karşı Türk Milleti olarak ayağa kalkmalıyız.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk milliyetçiliği meşru savunma, yüksek insanlık duyguları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duygusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Türkiye'nin yükselişi ithal fikirle olmaz. Hiç bir yabancı, Türkün menfaatlerini Türk Milletinin kendisi kadar düşünemez.

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. ATATÜRK
 
"BİR KIZ ÖĞRENCİYİ BAŞINI ÖRTTÜĞÜ İÇİN TAHSİL HAKKINDA MAHRUM ETMEK İSTİKLAL SAVAŞI BAŞLARINDA VE MARAŞ'TA , DÜŞMANLAR TARAFINDAN BAŞÖRTÜSÜ ÇEKİLİP DÜŞÜRÜLDÜĞÜ İÇİN BAŞLAYAN MİLLİ ŞAHLANIŞIN RUHUNA TÜKÜRMEKTİR."
NECİP FAZIL KISAKÜREK
* * *

Zafer ülkü kaynağının çeşmesidir,
Zafer gönüllerin birleşmesidir.
Gönülleri birleşenler, selam sizlere,
Uzaktan dertleşenler, selam sizlere.

Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. ATATÜRK
 
Deme bana Kayı, Oğuz, İlhanlı,
Türküm; Bu ad her ünvandan üstündür.
Yoktur Azer, Kırgız, Özbek, Kazanlı,
Türk Milleti bir bölünmez bütündür.
Ziya Gökâlp
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. ATATÜRK
 
Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır...

S.Ahmet Arvasi

BU DAVA ÖZÜDÜR İSLAMİYET'İN
BU DAVA GÜNEŞİ, MAZLUM MİLLETİN,
BU DAVA, HERŞEYDEN, HERŞEYDEN ÇETİN,
BU YOLDA DERT, HÜZÜN, GURBET BİZİMDİR.
S.Ahmet Arvasi

16 yaşında ilk şiirlerden biri olan `Ne Gam`, iyi bir başlangıç

Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
S.Ahmet Arvasi

Henüz 17 yaşındaki bir delikanlının `Özleyiş` şiiri, ecdadına âşık bir delikanlının eski muhteşem çağlara olan hasretini dile getiriyor:

Tuna neden köpürmüş, Kırım neden inliyor?
Nerde parlayan kılıç, nerde o akıncı ced?
Şimdi Hazar uzaktan feryadımı dinliyor,
Ayrıldı mı Kafkaslar yurdumdan ilelebed?
Kıbrıs`ın ayrılışı derd oldu içimizde,
Barbaros`un sesini kaybettik Akdeniz`de,
Adalar yabancı da, dinmez derleri bizde,
Balkan`ımız vatandan ayrıldı mı nihayet?
S.Ahmet Arvasi
 
SON BİR (1) YILIN TOPLAMI 81101 ziyaretçi kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. CÜZ:21 // AHZÂB SÜRESİ: 33 / 23.ÂYET