BU EN ÜST BÖLÜMDEKİ BAZI REKLAMLAR - Sayfamızın üstündeki zaman zaman görüntülenen Windows Internet Explorer'in kendi Reklamıdır.- SİTEMİZ DIŞI BİR UYGULAMADIR.
   
 
  DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU ndan -SİZLER İÇİN - 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10, 11,12,13,14. YAZILARI

  ORHAN KILIÇOĞLU'ndan



SİZLER İÇİN KÖŞEMİZ 
      

              DEĞERLİ ABİMİZ,       YAZARIMIZ
   KENDİ İFADESİ İLE “BU VATANI VE BAYRAĞI SEVEN MİLLETİMİN HAMALIYIM” 
DİYEN;
DEĞERLİ ABİMİZ


           KÜÇÜK YAŞTAN BERİ TAM 50 YILDIR ÖMRÜNÜ VATAN -MİLLET VE ALLAH YOLUNDA ADAYAN DEĞERLİ HOCAMIZ; BUNDAN BÖYLE BİZLERLE BİRLİKTE OLACAK...

  ORHAN KILIÇOĞLU ndan
         
TÜRK OLMANIN GURURUNU YAŞAMAK... MÜSLÜMANCA YAŞAYARAK MÜ'MİN OLARAK GÖÇÜP MESUT VE BAHTİYAR OLMAK!
                       ORHAN KILIÇOĞLU

  


DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU nun
  1. YAZIsı
  
************

KEKLİK , VELİ VE FERHAT



     Allah'ın veli kullarından zat-ı muhterem,bir başka Allah dostunu ziyaret için yola koyulur.Uzunca yürüyüşün ardından,yorgunluk gidermek için bir tepenin eteğinde mola verir.Namaz vakti olduğundan abdest tazeler ve namaza durur. 

   Namaz bitiminde ise,nevale torbasını açarak bir şeyler atıştırmaya başlar.O sırada,büyükçe kayanın ardında gizlenmiş avcıya takılır gözleri. Karnını doyurduktan sonra kalkıp,kayanın arkasına sinmiş avcıya yaklaşıp ve ona seslenir :

  Evlat ,evlat.Elinizdeki tüfeğinizden avcılık yaptığınızı anlamasına anladım da ,karşı kayanın üzerine kafes koymuşsun,içerisinde bir keklik var,durdurak bilmeden habire ötüyor.Bununla

ne yaparsın,hep böyle yanında mı gezdirirsin diye de sorar.

  Avcıda veli ye anlatır meseleyi:Der ki; Dayı,ben her gün bu kekliği gördüğüm kafese koyarak hep aynı kayanın üzerine bırakırım.Keklik kafesin içinde öter,dağdaki keklikler onun ötüşüyle dağdan inerek kafesin çevresine konarlar.Ben de,dağdan bu sesi duyup,gelerek kafesin çevresine konan keklikleri kolayca avlar ,bu sayede geçinirim.

  Avcı'nın anlattığı bu hadiseden fazlasıyla müteessir olan Veli "Evladım kafeste öten bu kekliği bana satar mısın" der.

  Bu teklifi kadul eden avcı ,bir miktar parayı aldıktan sonra kekliği kafesten çıkartarak ,sabırsızlıkla bekleyen veli ye uzatır.

  İhtiyar Veli,kekliği avcının elinden alır almaz ,kekliğin kafasını dişleri ile gövdesinden kopartır ve büyük bir öfke içinde kaldırarak yere çarpar!'

  Avcı,olanlar karşısında büyük bir şaşkınlıkla Veli ye sorar ;Bana bu yaptığının hikmetini anlatır mısın;

  Bu öfke ne?

  Bu ne iştir?

 Veli,dudaklarına bulaşan kekliğin kanını mendiliyle sildikten sonra,avcıya dönerek;

"Bu senin kafeste öten keklik dağda ki nesline ihanet ediyordu.Nesline ihanet eden her kim olursa olsun,ister Devlet Sultanı,isterse de bir keklik,cezası mutlaka ölümdür"der.

  Kendi nesline ihanet eden bir keklikte olsa,haine hak ettiği cezayı anında vermenin huzuru içerisinde bohçasını srtlayan ihtiyar Veli yola koyulur...

FERHAT İSE;

  Şirin adında bir kıza delice vurgundur ,ölümüne sever.Bir türlü Şirin'i Ferhat'a vermezler lakin Şirin in peşini bırakmaz Ferhat,her yolu dener.

  Şirin'in inatçı annnesi,kızını vermemek için öylesi zor şartlar ileri sürer ki bir gün Ferhat'ı çağırtarak ona;"Şu görünen sarp dağları delip Amasya ya su getirirsen kızım Şirin'i sana vereceğim" der.

  Şirin e olan aşkı,insan üstü gayrette Ferhat a sarp  kayalardan oluşan dağları deldirtir ve kilometrelerce mesafelerden suyu şehre akıtır.

 

   Bir gün Padişah Amasya ya uğrar.Etrafı dolaşırken, dikkatini çeker ve hayret içinde"bu sarp dağaları kimler nasıl delebildiler"diye sorar.Amasya valisi ise "Padişah ım bu dağları Ferhat isminde bir delikanlı,Şirin isminde bir kızı alabilme uğruna deldi"der.

  Padişah tez ikisinide huzuru istiyorum emrini verir.Ferhat la Şirin birlikte huzura çıkartırılır.

  Padişah merak ettiği,uğruna dağlar delinen Şirin e uzun uzun baktıktan sonra ,Ferhat ın kulağına eğilerek "şu cılız,kısacık kız uğruna bunca zahmete değer mi,başka bir kız mı yoktu koca Amasya da uğruna dağlar delinecek!"der.

  Ferhat,mahsun bir eda ve titrek bir sesle "Ahhh...Padişah ım siz Şirin e birde benim gönül gözümle bir bakabilseydiniz!Onda öylesi güzellikler saklıdır ki ,bu güzellikler kafa gözüyle bakınca görülemez!" cevabını verir.

  Bu önemli iki hikayeden alınması gereken ibretler var!

  Yüce Türk Milleti dün bir Veli nin, nesline ihanet eden kekliğin bu ihanetine karşı göstermiş olduğu tepkiyi,şayet bugün seni idare eden devlet yetkilileri,T.C.Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ihanet eden hainlere karşı gösteremeyip ,üstüne üstlük bir de bu hain kekliklerden asıl ismi AGOPARTİNYAN capo olanını İMRALI da bese alıp,çifte uzman doktor kontrolünde büyük bir konfor içinde yaşatıyor !... "Türkler bir milyon Ermeni yi,otuz bin kürtü kesti"diyen YAMUKLARI Ankara nın 864 rakamlı tepesinde ,Töre ne göre senin otağın olan konuklara özel misafir muamelesiyle ağırlayıp...yazdığı BABA ve PİÇ romanıyla!Sana hakaretler yağdıran DİŞİ BİR SIRTLANA telefon açarak "hastaymışsınız,geçmiş olsun,acil şifa dileklerimi sunuyorum"diyebiliyorsa burada durup düşünmek ve sesini yükseltmek mecburiyetindesin!

  Dün,neslineihanet eden bir keklikte olsa hak ettiği cezayı anında görebilirken ,ne hazindir ki günümüzde Türkiye sinde her taraf SOROS KAFESİNDEN dolar karşılığı öten hain kekliklerle dolu !

Nasıl olsa,ihanete müsamaha

Haine ihtibar var

Rantı yüksek

Veli de yok!Var da!!!

Deli de yok!

  Ey benim yüce ve soylu milletim! İdarene talip olanlar sana Ferhat ın Şirin e baktığı "gönül gözüyle" bakmayıp,"kafa gözüyle" bakmış olduklarından olacak ki;bazen seni BİR ÇUVAL KÖMÜR,BİR KAÇ PAKET MAKARNA,bazende 5 KG. LIK ÇİÇEK YAĞI TENEKESİ olarak görmektedir.

  Hainlere müsamaha gösterip,senin haklarını uluslar arası sahalarda savunamadıkları gibi,meşruiyetini okyanus ötelerinde arayanların,meydanlarda esip gürleyerek sana FERHATLIK tasmalarına inanma,bu gibiler birer sahte FERHAT tır. Bunların ŞİRİN i makam ve menfaattir!Sahte FERHATLAR delse delse ancak hazinenin kasasını delerler!Senin yolun üzerinde engel duran sarp dağlara bir MURÇ olsun vurmazlar!

  Son yüzyılımızda Türk Milletine "gönül gözü"ile bakan ve bu yazıda ifadesini bulan 3 Veli gelip geçmiştir:

  ABDÜLHAMİT HAN

  ATATÜRK

  ALPARSLAN TÜRKEŞ.

Yazan: ORHAN KILIÇOĞLU     12-5-2009
YÜCE ALLAHA EMANET OLUN


   NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA
   
                                            

******************************************
******************************************

 

   
 


DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU nun 
2.YAZI SI 
********************


                         VATANSIZLIK!!!

    Vatan; İnancın üzerinde gereği gibi yaşanılabilmesi ve yaşatılabilmesi,ırz,namus ve haysiyetin güven içinde muhafaza edilebilmesi için elzemdir.
    Yoksa vatan; beslenip doyulacak, üzerinde şerefsizce ve uşak bir şekilde yaşanılacak bir toprak parçası, bir tarla, bir bostan, verimli bir sera, en önemlisi de iğrenç vede aptalca bir AB sevdası uğruna, Batı’nın itine , piçine peşkes çekilip, rüşvet verilebilecek bir arsa - arazi değildir.
    ” VATAN İNSANA İKİ KERE ANA RAHMİDİR “
     Refi isminde bir Türk 1900 lü yılların başında Fransa - paris‘tedir, bir kaç gün sonrada Ramazan bayramıdır.
    Refi‘nin Türkiye‘ye gelip, bayramı kendi yurdunda ailesi ve sevdikleriyle beraber geçirmesi imkansızdır. Bir sabah erken kalkarak bir parka gider. Park bomboş ıssız ve Refi fazlasıyla mütessir ve üzgündür! 
    Refi, bir banka oturur ve üzgün üzgün vatanı, ailesini, sevdiklerini düşünürken, Karşısındaki koca ve yaşlı bir söğüt ağacı dikkatini çeker( söğüt ağacı Anadolu‘ya has bir ağaçtır) 
    Bu söğüt ağacı bizim söğüt ağacı, benim Türk olduğumu anladı ve bana gülümsüyor, artık bu bayram Paris‘te yanlız değilim diye düşünerek, büyük bir sevinçle yaşlı söğüt ağacına yaklaşır, selam verir ve ağacı dostça okşayıp sevdikten sonra dibine oturur...
    Söğüt ağacıyla sohbete başlar!!! Yaşlı söğüte; sende benim gibi gurbetdesin, senin yerin burası deyil, senin yerin Anadolu‘da bir çeşmenin yanı başı, bir caminin avlusu, evleri kerpiç bir Anadolu köyünün orta yeridir der...
    Söğüt ise; evet benim yerim oralardır.Bende vatanımdan uzak düştüm.Ben şimdi anadolu‘da bir çeşmenin yanı başında olmam gerekiyordu. Benim altımda köyün sevdalı gençleri buluşup hasret gidermeliydi. Yaşlılar, ihtiyar gövdeme yaslanarak dinlenmeli, Osman emmiler, Mehmet dayılar dallarımın gövdesinde namaz kılmalı, askere uğurlanan gençler, davul - zurnalarla halay çekmeli, Yavukluları olan genç kızlar yaprağımla  gözyaşlarını silmeliydiler....Amma, kader bizi buralara attı. Bir zalim, genç bir fidanken beni vatan toprağımdan zorlan sökerek gelip gavuristana dikti. Çok büyük ızdıraplar çektim. Anadolu‘da olsam gölgeme oturan genç sevdalılardan kim bilir kaç kere, en çok sevdiğim türkü olan “ Söğüdün yaprağı dal arasında, güzeli severler bağ arasında“ yı dinleyecektim... sen sabırlı ol, birgün vatanına kavuşursun, inşallah sevdiklerinle nice bayramlarda bir ve beraber olursun, senin bu şansın var der.
    Refi ise, yaşlı söğütün bu acıklı ve hissi sözleri karşısında ; 
    “İnşallah, sende birgün hasretini çektiğin vatanımıza kavuşursun“ der.
    Yaşlı söğüt bu söz karşısında, müteessir ve titrek bir sesle;
    “ Benim dönüşüm imkansız, artık çok geç ve hem ümidim kalmadı, mecalim bitti, Anadolu‘ya döndüğünde, gördüğün her söğüte söyle; Vatanın kıymetini bilsin, yaprakları ses çıkartarak,altında uyuyan Hasan Emmi‘nin uykusunu bölmesin!!”
    Ne hazindir ki bugün bizi idare edenlerin bu vatana, bir söğüt ağacı kadar olsun ne muhabbetleri ve nede sadakatları var!!
                 PARİS AKŞAMLARI!!
    Vatan sevdasının ve vatansızlığın ne demek olduğunu en güzel ifade eden PARİS AKŞAMLARI ŞİİRİ, 1947 Yılı sonbaharında, Paris‘te SEN NEHRİ Üzerindeki bir köprünün ayağında, çöpcüler tarafından fark edilen, adı - sanı belli olmayan donarak ölmüş bir gencin cebinden çıkmıştır.
    Üstünden çıkan evraktan, kırımlı bir Türk olduğu, ikinci Dünya savaşının badirelerine kapılarak, yolunu kaybetdiği ve yolunun paris‘e düştüğü, burada çok sefil bir hayat sürdüğü ve aç susuz bir şekilde donarak öldüğü anlaşılmıştır.

                  EY TÜRK GENCİ !  Yarın, yad ellerde bir nehir kenarında donmuş cesedinin bulunmasını istemiyorsan;
                 
TİTRE VE KENDİNE DÖN!

 

Paris Akşamları

Bu kent herşeyiyle bana yabancı,

Caddeler,binalar,bütün insanlar,

Öyle hasretim ki ezan sesine,

Ararım çevremde minare,cami

Lakin takılırım çan kulesine,

Her semtin muhteşem kilisesine.

Yadel elemleri sarar içimi,

Uzaklarda yurdum,burdan çok uzak,

Her mevsim güneşli ,masmavi göklü,

Camii, kubbeli kümbetli köşkle,

Ozanlı,garipli, kervan saraylı,

Hele insanları; Alp’li , Giray’lı.
Yok haber onlardan ,baba evinden,

Bu yüzdendir halim kopuk bir yaprak,

Herşey çok uzakta,benden çok uzak,

Gözlerim daima engine dalar,

İsterim ki her ana yurdumda,

Dağları dumanlı,yaslı Kırım da,

Duvarında mavzer ve KURAN olan,

Atacağında top bizim konakta,

Bir bakır sinili sofra başında,

İftar beklenilsin,dua edilsin,

Ve sesiz sedasız yemek yenilsin,

Sonra şadırvanda abdest alınıp,

Hep birlikte camiye gidilsin.

Uyansam her sabah ezan sesiyle,

Görsem Ayşe’ciği su testisiyle,

Dinlesem dedemi KURAN okurken,

Başımı huşu ile yastığa koysam,

Sonra toparlanıp yola koyulsam,

Yahut günün şavkı vururken camdan,

Heybetli sesiyle çağırsa babam,

Annemde kalk yavrum aslanım dese,

Tutup elleriyle omuzlarımdan,

O müşvik haliyle sarılsa, öpse,

Semaver kaynarken ocak başında ,

Dünya Türk’lüğünden, Türk tarihinden,

Bozkurt’tan ,Ergenekon’dan söz etse dedem,

Sonra Türklük için eylese niyaz,

Gözlerinden akan yaşını görsem,

Evet yurdum uzak burdan,çok uzak,

Bir ferahlık,yahut bir şey umarak,

Düşerim yollara akşam üstleri,

Hep böyle çaresiz yıllardan beri,

Her zamanki gibi yorgun ve bitkin,

Artırıp yükünü hasta kalbimin,

Her an heyecanlı,gözlerimde yaş;

Görmek isteğiyle bir Türk,bir dildaş,

Dolaşırım Paris caddelerini,

Yorgun akan Sen’i,köpüklerini,

Bir karakış vakti sen kıyısında,

Kafamın içinde Türklük ülküsü,

Ruhumu kavuran özyurt hasreti,

Böyle göçeceğim ebediyete,

Donmuş cesedimi bulup çöpçüler,

Kimim ben ve neyim,ne bilecekler...


Yazan: ORHAN  KILIÇOĞLU -19-5-2009 
YÜCE ALLAHA EMANET OLUN


NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA
   


***************************************
***************************************

 



DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU nun 

3.YAZISI


ÜLKÜCÜ;İMAN SAHİBİ ER KİŞİDİR
    Ömrümün KIRK SENESİ,Türk milliyetçiliği davası ve bu davaya güzel insanlar armağan eden Türkiye`nin İMAN BAHÇESİ Ülkü Ocakları içinde geçti.Her ülkücü,bu iman bahçesinin Peygamber teni kokan dikensiz bir gülüdür

  Ülkü Ocakları denilen bu İMAN BAHÇELERİNDE GÜL OLABİLMEK ,her insana nasip olmayan bir İlah-i lütuf ve her nefis taşıyan insanın da güç yetiremeyeceği çile ve ızdıraplar yumağıdır!

   Ülkücülüğü ve Ülkücüyü,tanıyıp,bilip ve anlamadan,davayı yaşayıp, çileye ve ızdırapları nefislere zor gelse de bir zevkmişcesine Kabullenemeden,bu davayı tarife kalkışmak;Bal kavanozunu dışarıdan yalayarak,aman sen de,denildiği gibi tadı yok ,çok tatsız bir şeymiş kelimeleriyle balı tarif etmeye benzer.

   Koca bir kırk yılın sonunda ,bu iman bahçelerinde bizlere öğretilenlerin ve yaşadıklarımızın ışığında,Ülkücülüğü bir kere daha tarif ederek,bu iman bahçelerinin giriş kapılarına bir tabela gibi asmak gerekirse;

   ÜLKÜCÜLÜK;İlahi aşkın gönüllerde tecellisiyle,SIRAT-I MUSTAKİM çizgisinde olup,büyük bir ihlasla"yılanın gömleğinden sıyrılışı misali"dünya sevgisinden sıyrılarak ,TÜRKLÜK ŞUURU’ndan hareketle,Devletin ve Milletin bekası uğruna verilecek kutsal mücadele esnasında,karşılaşılacak çile ve müsibetlere karşı gösterilecek sabrın ve bu uğurda içilmesi mukadder olan ŞEHADET ŞERBETİNE duyulacak sonsuz bir muhabbetin ifadesidir....
    Bu ifade;Vatan-Millet,Din ve Devlet uğrunda vermiş olduğumuz BEŞ BİN ÜLKÜ ŞEHİDİ`nin ruh hallerinde,“DARAĞAÇLARI ” nda can veren Pehlivan`ların....Duracık` ların ....Bektemur`ların şehadetlerinde saklıdır !...Özmenem,İmamoğlu ve Önkuzu`ların mezar taşlarında Kitabeleşen bir devrin öyküsüdür.

   Rahmetli Başbuğumuz,muhterem insan merhum ALPARSLAN TÜRKEŞ`in deyimiyle ,bu dava bir “GÖNÜL SEFERBERLİĞİ”dir.

      İfade edilen gönülden maksat, kanı pompalamaya mahsus bir et parçası olmayıp; yerlere, göklere ve 18 bin Aleme sığmayan, o`en büyük olan ALLAH`ın (c.c) tek sığdığı ve tecelli ettiği,ilahi tecelligah olan,yaratılmışlar içersinde yanlız insanlara mahsus kılınmış gönül alemidir.
  Bunu şöyle izah edebiliriz;Güneş,
dünyanın üzerine bindirilirse, dünya küçük gelir,güneş dünyanın üzerine sığmaz ve taşar.Güneşin altındaki dünya,filin altındaki kuş yumurtası gibi kalır.
   Dünya ya sığmayan Güneşi bir cep aynasına sığdırabiliriz 
Tozlu deyil, parlatılmış bir ayna! Her ülkücünün de gönlü bir ayna gibi olmalıdır.İbadetle,Tevhid`le parlatılmış bir ayna!!  

   Bir ayeti Kerime`de" BİZ İNSANLARI EN GÜZEL ŞEKİLDE YARATTIK"buyurmaktadır.
   
Her Ülkücü ,doğuştan insana bahşolunan bu güzelliği muhafaza etmek mecburiyetindedir.
     Her Ülkücü HAK ERİ olduğunun ,Türk aleminin ve ezilen milletlerin Kurtuluşuna vesile olacak yegane ümit ışığı olarak Kabullenildiğinin farkında olup,bu şuurla kendini  yetiştirerek,olgunlaşıp Kamilleşecektir....
   HAK ERLERİ`nin, hayatı, mücadelesi, çektiği çile ve meşakkatleri birbirine çok benzer, tıpkısıdır.Hatta ,düşmanları hep aynı olacağındandır ki,düşmanın onlara karşı olan taarruz metotlarıda hep aynıdır,bir farklılık arzetmez.
    Her bir Ülkücü şunu bilip ve de unutmamak zorundadır ki;
    Sırf ,vatansız ve Türk düşmanı komünistlerin devlet içinde mevzilenmelerine karşı mücadele ettiklerinden dolayı,
1944 ün 3 Mayısında haklarında açılan düzmece bir Türkçülük-Turancılık davasıyla Alparslan Türkeş ,Hüseyin Nihal Atsız ve arkadaşları,500 Vatlık ampüllerin altında kendilerine yapılan insanlık dışı,vahşete varan işkencelere,sarsılmaz bir iman ve insan üstü bir iradeyle göğüs gerip nasıl sarsılmamışlarsa...
   Abdülkadir Billurcu`lar , Osman Yüksel Serdengeçtiler, Dündar Taşer`ler,Necip Fazıl`lar ,Necdet Sançar`lar ,Seyyit Ahmet Arvasi ve Necdet Sevinç`ler , nasıl ki fikir çilesi çekip ,akrebin kıskacında yoğruldukları halde;
Namık Kemal`in HÜRRİYET KASİDESİNDE yazdığı ;
    "Felek hertürlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin,
     Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten "
mısralarında ifadesini bulan bir asil ruhla susmayıp, yılmadan,KÜRŞAT`a nazire yaparcasına ,kılıç gibi kullandıkları kalemleriyle Küfrün sarayına saldırmaktan bir an olsun geri adım atmadılarsa.....
   Ahmet Kerse
`ler , Selçuk Duracık`lar,Cengiz Bektemur`lar,Halil Esendağ ve diğerleri , 12 Eylül denen ZULMÜN DARAĞAÇLARINDA ,Allah ve Resulü`ne bir an evvel Kavuşabilmenin ,aşk,feyz ve muhabbetiyle,Boyunlarına geçirilen yağlı urganların halkalarından,son kez bakabildikleri sema`da ;kendilerini karşılamak için uçuşan Bedir`in , Çanakkale`nin,Sakarya`nın şehitlerinin mübarek ruhlarına gülümseyip,LAİLAHEİLLALLAH diyerek son bir kez el sallayabilmişlerse ...
   Bütün bu yaşanılanlara sabrın,tahammülün ve rızanın temelinde;
Türklük şuuru ve sarsılmaz bir İslam imanı mevcuttur.
İMAN...!
İMAN...!
İMAN...!

  1980 öncesi Ülkücülerinin, canlarıyla,gençlikleriyle, mallarıyla velhasılı varlık adına neleri varidiyse herşeylerini feda ederek ortaya koydukları gayreti, asalet ve imanı;Bugünün ÜLKÜCÜ GEÇİNENLERİ!..MİLLİYETÇİLİK TASLAYAN YAYLACI GRUPLARI,laf kalabalığı ile geçiştiremezler... Hele hele de;
-İmansız-Ezansız
-Nikahsızlar.....
-Sütü ve Sureti bozuk
-Ermeni,Rum Kırmaları...
-Yediği,yaladığı canağa pisleyenler .....
-Bozkurtla,Kangal köpeğini karıştıran
-Kafa tası içinde beyin yerine Kalın bağırsağını gezdirenler...
-Göğüs Kafesi altında Kalp yerini Sidik torbasını taşıyan
-Türk ismini duyunca mayasırı ağzına vuranlar....
-Hak din İslam`a bir miktar Hıristiyanlık Katarak soğutmaya çalışan ılımlı islamcılar...
-Dün ruble için Moskof `a zağarlık ederlerken ,bugün Dolar-Euro karşılığı maaşlarıyla Batı Kemiği yalamaya alıştırılmış,Medyanın soy özürlü,ermenici,devlet düşmanı yazar müsveddeleri ,aydın bozuntusu,çıkartma kağıdı,söz de,bilir kişi edasıyla her akşam TV. ekran ve kanallarından lağım gibi akarak,zihinleri bulandıran aşağılıklar;Bugünün Akıncıları,Serdengeçtileri ,Kuvayi Milliyetcileri,Allah ve Resülü`nün davasının davacıları olan Ülkücüler hakkında aleyhinde bir tek söz dahi söyleyemezler. Bu gibilerin her kelimeleri,Kuduz Köpeğin salyası Kadar iğrençtir!
    Ülkücülerin çilesi bir imtihandan ibarettir.Zaten Allah(c.c), sevdiği kulunun manevi Mertebesini yükseltmek için onu böylesi çileli imtihanlardan geçirir.
    ÜLKÜCÜ DAVA; ALLAH, VATAN, TÜRKLÜK SEVDASIYLA YANAN ASİL İNSANLARIN HAYAT HİKAYESİDİR.
   
   Zaman zaman, mallarını ve canları, cennet karşılığında Allah (c.c) tarafından ellerinden alınarak İlahi imtihanlara tabi kılınan Ülkücülere,bir ağabeyileri olarak şu kadarını söylemek isterim;
-YALNIZ NAMAZ...
-YALNIZ NAMAZ....
-VE YİNE YALNIZ NAMAZ...

-Namaz Müminin Miracıdır!
-Mir`aç,yükselme demektir.

"YÜKSEL TÜRK! SENİN İÇİN YÜKSELMENİN HUDUDU YOKTUR."
   Bu yükselme,Türklük şuuru ve İslam imanıyla mümkündür.
   Gerisi boş bir iddia olup,havanda su döğmektir!
   Bedir`den Çanakkale`ye
   Uhud`dan Malazgit`e
   İstiklal Savaşı`ndan son Ülkücü       Şehidimize Kadar ruhları için
EL  
FATİHA...
   

Mustafa
Pehlivanoğlu`nun
son mektubu

Sevgili anneciğim ve babacığım,

  Sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz.Benim sizlere karşı işlemiş olduğum hataları ve kusurlarımı affedin.Hakkınızı helal edin.Ben sizlerin bir evladınız olarak ,bugüne kadar Cenab-ı Hakkın ve onun Resulünün ,Yüce peygamberimizin yolundan ayrılmadım.Alın yazımız böyle yazılmış.Kader ne ise onu çekeceğiz.Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allah`ın huzuruna çıkacağım.Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allah`ın huzurunda çekmeye hazırım.Yok,bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler,idam edenler Allah`tan bulsunlar.Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki,Mustafa`lar ölür.Allah davası ölmez,milliyetçilik yaşar.Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır.Zafer her zaman Allah`a inananlarındır.
  Bunun için hiç üzülmeyin.Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın.Anne,sizlerle helalleşmek isterdim,fakat olmadı. Hakkım varsa,hepinize helal olsun,siz de helal edin.
  Son olarak, abime, yengeme, yiyenime,bacıma selam eder,haklarını helal etmelerini dilerim.Nişanlıma da selam eder,Cenab-ı Allah`ın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim.
                      Oğlunuz Mustafa

Babanıza,Annenize
hürmetkar olun.
Onlara karşı öf
bile demeyin!

 YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU  25-5-2009

YÜCE ALLAHA EMANET OLUN

NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA
   

****************************************
****************************************

DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU `nun 

 

4.YAZISI
******************
******************


UYAN EY MİLLET!!! ÇALINAN    AHLAKINDIR...
    Ahlak,insanalar için vardır,hayvanlar için ise ahlaktan söz edilemez.
   Ahlak;Nefsani arzu ve isteklerin kontrol altına alınması neticesiyledir ki,"Nefs-i Emmare"den "Nefs-i Saliha" ya uzanan yolda mesafe katetmeye başlayacak olan insanın,katettiği bu mesafe ile doğru orantılı olarak güzelleşmesidir.
   Nefsani arzu ve isteklerden kasıt;hayvani arzular,aşırı şehvet ,zulüm,menfaat,azgınlık,oburca yeme-içme tutkusu...vs dir.
   "Avrupalılaşmağa!"başlanıldığından bu tarafa, bilimsellik!, uygarlık!, çağdaşlık! gibisinden maksatlı ve sinsice tezgahlanan iğrenç senaryolar neticesinde,muhafazası için uğrunda milyonlarca evladımızı şehit verdiğimiz"DİN-İMAN-HAYA-NAMUS ve AHLAK" gibi kutsal değerlerimiz ayaklar altına alınmıştır.Birçok özel televizyon,internet,kontrolsuz medya ve hatta zaman zaman devletin televizyon kanalları üzerinden de büyük bir hızla devam etmektedir.
   Türk Milletinin fıtratında mevcut olup,İslamla müşerref olunca daha da gelişip güzelleşen bu değerler,sanki birer geri kalmışlık sebebiymiş gibi karalanarak,yeni yetişen nesillerimiz duygu ve düşünce dünyalarından sökülüp atılmaya çalışıp ,Türklük ise unutturulmak istenilmiştir.
    Türk Milletinin gönlünde hayat bulan İslam inancını meyvalarından olan, "AR-EDEP-HAYA-NAMUS" alaya alınarak gençliğimiz "çağdaşlık!,Avrupailik! ve ilericilik! özendirmeleriyle",sermayesi
"namussuzluk,edepsizlik,müstehçenlik,
züppelik"
ten ibaret olan "rezilliklerle dolu bir hayat biçiminin" içine doğru hızla çekilmeye çalışılmaktadır.

    Böylesi çirkef bir ortamda;İslamın aydınlık ana caddesinden,binbir hile ve desiseler sonucu,küfrün ve inkarın çıkmaz ve karanlık ara sokaklarına çekilmek istenen geçliğimizin,bu çıkmaz ara sokaklarında ,birtakım yan kesiciler tarafından iman ve ahlak adına her neyi varise çalınmaktadır.
   İmanı çalınan gençliğimiz,nefsani duygularının esiri olup rezilleşeceğinden,hiçbir zaman insan olarak güzelleşmeyecektir.
   Böylelikle;izzet ve şeref konumunu kaybedecek olan gençliğimiz şuursuz yığınlar halini alacağından;irade,vatan,bayrak ve sorumluluk duygusu taşımayarak,yalnız iç güdüleri ile hareket eden
,"ASİ-VURUCU KIRICI-KAPKAÇÇI ve KABA TİPLERE DÖNÜŞECEKTİR."
   Gelinen bu vahim nokta da Devlet ve icranın başı daha fazla sessiz kalarak anayasal suç işleyemez!
  Daha fazla izlenmek,daha fazla ahlak bozmak gayesiyle;seks,Realıyt şow,paparazzi,Pazar keyfi,Biz evleniyoruz,Anne diyebilirmiyim,Gelinim olurmusun,Hadi gel bir daha ... gibi film ve programlarla ekranlarını rezalet,Pislik ve ahlaksızlık çukuruna çevirdiği yetmezmiş gibi, "Din-Vatan-Tarih-Namus ve aile düşmanı olan kişileri"panel ve açık oturumlarında konuşturarak,lağım pisliğinden bin beter fikir ve görüşlerini evlerimize akıtıp kanalizasyonluk yapan özel TV lere ,fuhuş albümü boyalı basına dur denilmelidir.
   Bu her karışı ecdat kanı ile sulanarak Türk milletine vatan olmuş toprakları,koruma,yaşatma, ve de gelecek nesillerimize sevdirme gibi çok hayati görevin mes`uliyeti içerisinde büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gereken ve anayasal bir kuruluş olan "TRT" ne hazindir ki;Türk Milletine ve O nun temel ahlaki değerlerine lakayt proğramlar yaparak, ahlak dışı,edepsizliklerle dolu iğrenç ve pis filimleri yayınlama bedbahtlığını sergileyebiliyor!

-Bu ne sorumsuzluk!?
-Bu ne cür`et!?
-Üstelik te benim paramla...
-Benim ahlaki değerlerime düşmanca!!
Devlet tüccar değildir ve tüccar mantığı ile yönetilemez!
Devletler, parasızlıktan deyil, ahlaksızlıktan batar!. Gerçi parasızlığın temelide ahlaksızlığa dayanır!
 
   TRT kanallarına çeki düzen verilerek, Müslüman Milletimizin ahlaki ve milli değerlerine daha saygılı bir yayın politikası izlenmelidir. RTÜK ise, en kısa zamanda kendisine çeki düzen vererek özel kanalların amansız takipçisi olmalı. Gerekirse TRT kanallarını bile cezalandırabilmeli. Adalet, kendini bile kayırmamaktır. Bundan sonra; Öpüşmek, yatak sahneleri,çıplaklık ve Bale gibi hayvani duyguların hakim olduğu sahneleri görmek istemiyoruz.
   Bu vahim gidişata vakit kaybetmeden en kısa zamanda dur denilmelidir.
  Devlete ve milletimize muhtaç olduğu kalitede; İmanlı, İhlaslı , gönlü Vatan + Bayrak + Millet + Ecdat sevgisiyle mücehhez insan tipinin yetiştirilmesi hükümetlerin en acil öncelikli görevlerinden olmalıdır.
  Devletler tüccar deyildir, parasızlıktan batmaz. Tarihte bütün devletler ahlaki değerlerini ihmal etdiklerinden yok olup gitmişlerdir.
   Maddenin en küçük parçası“ATOM”
   Toplumun en küçük parçası ise “AİLE”dir.
   “ATOM” ve “AİLE” büyük benzerlikler arzeder ve ikisinin de parçalanması neticesi tahrip gücü çok yüksek enerjiler meydana gelir ki; İşte Hiroşima ve Nagazaki. İşte sosyal çekişmeler içinde kıvranan insanlık.

Bilgi için:
Cumhurbaşkanlığı
TBMM başkanlığı
Başbakanlık
Millet vekilleri
TRT Gnl. Müd.
RTÜK
Basın`a
postalanmıştır. 


 Yazan: ORHAN KILIÇOĞLU 27-5-2009

YÜCE ALLAHA EMANET OLUN

NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA

**********************************************
**********************************************
DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU `nun 


5.YAZISI
*******
*******
 
BİR MİLLET BÖYLE ÇÖKERTİLİR!
FESTİVAL REZALETİ
    Fransızcadan gelen bir kelime olup muhtelif vesilelerle yapılan ve birkaç gün süren şenlik.Argoda ise düzensiz,gayesiz toplantı,curcuna anlamına gelir.Günümüzde yapılan gayesiz,hedefsiz,amacına dışına saptırılmış festivalleri curcuna olarak değerlendirmek daha isabetli bir tesbit olsa gerek.
   Curcuna kelime manası olarak;sarhoş oyunu,yaygaralı ve gülünç tepinti,kavga,gürültü,rezalet ifade eder
(Büyük Türk Sözlüğü)
   Türkiyemizde festivaller 1980 sonrası hız kazanmış olup,dış kaynaklı bir dayatmanın neticesi
KÜLTÜRSÜZLEŞTİRME
FAALİYETİDİR.Daha açık bir ifade ile sömürgeleştirilmek istenilen bizim gibi ülkelerin dayatma kültürlerle kendi öz kültüründen milli değerlerinden koparılarak, köksüz ve ruhsuz yığınlar haline getirilmek istenişidir.Bir milletin milli kültürü o millet için koruyucu bir zıhtır,kalkandır ve aynı zamanda dışarıdan gelecek zararlı akımları milli bünyeye sızdırmayacak sağlam bir filtredir.
   Bu gün Japonları dünya çapında güçlü ve itibarlı kılan en büyük şey;teknolojiden başka yabancıya ait hiçbir zararlıyı geçirmeyen milli kültür filtreleridir.
   Çok uzun yıllardan beri büyük tahribatlara maruz kalan milli kültür filtremiz öyle bir hale sokulmuştur ki;Japonlarınki`nin aksine ,başka kültürler ve onların tahrip gücü yüksek
 sapıklıkları gayet rahat geçerken,asıl geçişinde büyük faydalarımızın olacağı ilim ve teknoloji bu filtrelere takılıp yurdumuza 
girememektedir.
    
 1980 sonrası Türkiyesinde dış zararlı akımlara karşı koruyucu görev yapan Milli Kültür Filtrelerimiz de CURCUNA diye tabir ettiğimiz bu dış kaynaklı festivaller ile her zararlının kolaylıkla girebileceği büyük gedikler açılmıştır.
   Tarihinin her döneminde milli ve manevi değerlerine sıkı sıkıya bağlı olarak yaşamış ve bu değerlerini üstünlük vesilesi kabul ederek onun mücadelesini vermiş KARADENİZ İNSANI BU ÖZELLİĞİ SAYESİNDEDİR Kİ T.C. DEVLETİNİN ÇİMENTOZU OLARAK ŞEREFLİ BİR PAYE KAZANMIŞKEN,BUGÜN,AMACINI AŞAN CURCUNA DİYEBİLECEĞİMİZ SAPTIRILMIŞ FESTİVALLER MARİFETİ İLE GLOBAL GÜÇLERİN GAYE VE İSTEKLERİNDEN OLAN KÜLTÜRSÜZLEŞTİRME OPERASYONUNA MARUZ BIRAKILMIŞTIR.
   Pop-star,Sanat Güneşi veya yıldız gibi kavram ve yarışmalarla halkı etkilemek,kandırmak,örfünden,adetinden,kültüründen,milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırmak için yapılan bilinçli organizasyonlarla bu toplum köklerinden kopartılarak batırılıyor.Bir kültür bitirilirken yerine kendi kültürünü veya bir başka kültürü yerleştirmek isteyen bu uğurda yüklü paralar harcarlarken aynı zamanda nihayi hedefleri olan sinsi bir projeyi bir program dahilinde uygulama koyuyorlar.
   Bu projeleri ile sömürgeleştirmek istedikleri ülkemizde"tarihinden kopuk,hafızası silinmiş,geçmişine küskün,geleceğinden ümitsiz,yalnız tükettikçe ve çiftleştikçe mutlu olan,kimlik ve kişşilik zaafına düşmüş,istikbal ve istiklal endişesi duymayan büyük bir ahlaki çöküş illetine tutularak her yolu mübah gören,BEN MERKEZLİ yaşayan ,Oğuz Kağan... Alparslan...Fatih...Yavuz... ve dahası Atatürk`ü unutmuş,Karacaoğlan...Yunus Itrı... Dede Efendi`den bir cümle,bir şarkı,bir türkü sözü dahi bilmezken kulağında volkmeni maykıl jaksın`ı,madonnayı ezber eden bir sürü gençlik üretmeye çalışıyorlar.
   1980 sonrası devreye sokulan dış destekli curcuna diyebileceğimiz festivaller sayesinde ise daha geniş kitlelere ulaşmaya çalışıyorlar.1980 lerde festivaller için harcadıkları parayı şimdi bizlere harcatıyorlar.Fakir fukuranın kursağında bir lokma ekmeği olmayanlar bu curcuna festivallerde harcanmak için bir asgari ücretlinin iki,üç yıllık maaş tutarını seve seve vererek hizmet ettiklerini sanıyorlar.
   Yapılan bu curcuna festivaller neticesi asırlar ötesinden gelen o güzel değerlerimiz çalınıp,doğan boşluk başka başka yabancı ve zararlı kültürlerle doldurulurken;    okul-düşkünler yurdu,fakir öğrenciler için yurtlar,yoksullar için aş evleri,evlenemeyen gençlere düğün yardımı gibi toplumun hayrına harcanması gereken paralar 60-80-100 milyar gibi yüksek meblalarla on dakikalık bir program karşılığında çöpe atılırcasına heba edilmektedir.
   Uygulanmakta olan küresel ölçekteki
TOPLUMSAL MÜHENDİSLİK PROJESİ ile (eğlence kültürü,futbol, arabesk müzik,talih ve çekiliş oyunları,at yarışları,maddi çıkar vaad eden yarışma programları ,pembe tv dizileri,900 lü muhabbet hatları,bekaret ve eşini aldatma oturumları,paparazi,pop-star yarışmaları,şov programları,lüks tüketim reklamları,müstehcen neşriyatlar ile öncelikli olarak gençliğimiz ve bütün toplumu morfinleyip etkisiz kılmak istemektedirler.
    Hayali bir dünya oluşturup gençliğimizin enerji ve ahlaki değerlerini yok ederek
ailesine asi,atasını tanımayan,birbiri ile kavgalı, ümitsiz, meselesiz, mefküresiz,çilesiz yığınlar oluşturabilmek için yazılı ve görsel medya kullanılmakta.
   Değerler sistemi tahrip edilen,istikbalinden ümitsiz,öz güvenini kaybetmiş,huzura hasret,avanta nimet kovalayan,aile içi kavgalar neticesi sokakları mesken tutan ve bütün bunların sonucunda ruhi ve fikri bunalımların pençesinde kıvranan, sahipsiz bir o kadar da zavallı gençliğin kaybettiği huzuru ilk arayacağı şey balidir,sulu ve kuru uyuşturuculardır,EĞLENCE KÜLTÜRÜDÜR...!
 
     BATI`NIN SÖMÜRGECİ KÜRESEL EŞKİYALARINA sanki "Milli-manevi,ahlaki,velhasılı topyekün bizi biz yapan değerlerimize tanzimattan beri vura vura yoruldunuz,bu işi en az sizler kadar yapmakta bizlerde ustalaştık,sizin işinizi artık curcuna festivallerle bizlerde yapabiliriz"deme durumuna düştük. 
     Bu curcuna festivallere dur demenin zamanı geldi de geçti bile.
   1838 BALTA LİMANI ANLAŞMASI-1854 BORÇ ANLAŞMASI-1875 MALİ İFLASIN SONRASINDA,1878 BERLİN ANLAŞMASININ GÜNBE GÜN KOCA OSMANLIYI YOK OLUŞA SÜRÜKLEDİĞİ GİBİ GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİNİN DE: İKİZ YASALARIN KABÜLÜ,TOPRAK SATIŞLARI,BÖLGESELKALKINMA AJANSLARI,ÖZELLEŞTİRMELER,MADEN ARAMA RUHSATLARI,LİMANLARIN SATIŞI,SEVRE DAVİTİYEDEN FARKSIZ AB UYUM PAKETLERİ VE YENİ PETROL YASALARI SAYESİNDE TEHLİKELİ BİR SONA SÜRÜKLENİLDİĞİ BİR DÖNEMDE ACI ACI DÜŞÜNMESİ GEREKENLERİN,MİLLETİMİZİ,CURCUNA FESTİVALLERLE GIDIKLAYIP EĞLENDİRMEYE ÇALIŞMALARI,CENAZE EVİNDE DEF ÇALIP ÖLÜ SAHİPLERİNİ GÖBEK ATMAYA DAVET ETMEK KADAR ÖLÇÜSÜZ BİR DAVRANIŞTIR.

 

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU  30-5-2009

YÜCE ALLAHA EMANET OLUN

NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA
*************************************
*************************************

DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU`nun

6.YAZISI

*********
*********
BİR ÜLKÜCÜNÜN ÖLÜM ANI !
    Son on yıldır sıkca düşünür oldum; göç vaktim gelip,içinden Turan ideali ve Türklük sevgisi bir an bile eksik olmayan yorgun başımı ecel yastığına koyup Azrail göründüğünde,şayet şuurum açık,aklım gitmemiş ise,acaba ne düşüneceğim nasıl bir duygu hali yaşayıp ne gibi Konularda hayıflanacağım ve Kahrolacağım...diye.
    Başım ecel yastığında,can boğazda,Azrail ise Karşımda...Önce,ihlas ve teslimiyet içinde bir KELİME-İ ŞEHADET ve sonra mırıldanacağım,yanı başımda duran biricik oğlum ALPER`in pamukla ıslatdığı dudaklarımla ve son sözlerim olacaktır belki de;
-İşte Azrail gözüktü...
-Gidiyoruz gitmesine de.
-Niçin korktum...
-Bak,vakit tamam...
-Sonu ölüm,öteye köy yok ki
-Böyle olacağını bile bile...
-Niçin daha sert yazmadım...
-Niçin devletin tepesinde de olsa,yanlış yapanın yakasına yapışmadım...
-Neden hain
i şerefsizi,vatan-devlet- ırz-namus-mukaddesat düşmanı kişileri ilk gördüğüm yerde indirmedim...
-Neden,Hakkı her zemin ,her zaman ve her şartta daha gür bir sesle haykırmadım...
-Neden ve niçin Korktum ki
-İşte korkulan ölüm şimdi beni yatakta yakaladı...
-Ne kadar da nasipsiz bir insanmışım ki,ölümle gaza meydanlarında selamlaşarak şehadet şerbetini içemedim
-ALLAHU EKBER..!
   Büyük Türkçü HÜSEYİN NİHAL ATSIZ `ın YAKARIŞ ŞİİRİ`nin ilk dörtlüğünde söylediği gibi;
   Anlamayız hayatı felsefeyle,ilimle;
   Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı.
   Rahat yatakta ölmek acap olmaz mı çile?
   Kanlı sınır boyları bize mezar omalı.
   Büyük davaların ,büyük sevdalarına vurgunlar için en acı olan akibet,rahat yatakta can vermektir.Büyük davaların büyük davacıları ,ölümle gaza meydanlarında tokalaşıp,onun sunacağı ilah-i tastan şehadet şerbetini kana kana içmeyi hayatlarının yegane hedefi bilirler ve en çok korktukları,canı yatakta vermektir.
   HALİD BİN VELİD,mübarek insan,büyük İslam komutanı ve "Kuzey Afrika Fatihi",şehit olmayı çok arzuladığı halde,bu mertebeye ulaşamayarak,yatakta can verir.
   Canını teslim ederken,çok üzgün ve mahçup bir şekilde,yanında bulunan dostlarına şöyle söyler ve bu sözleri onun son sözleri olur;
  "Ey benim büyük Allah`ım! Ömrüm senin adına gaza ve cenk meydanlarında kılıç sallayarak geçti.Şehit olmayı çok arzu ediyordum.Sen her şeyi layıkıyla bilip verensin.Orduma Katılan nice genç yaştaki askerler bir iki gün sonra şehitlik mertebesine ulaştılar,çok istediğim halde ben ulaşamadım"
    İşte,bu mübarek komutan böylesi üzgün ve mahsun bir şekilde göz yaşlarıyla göçmüştür.Taktir Allah`ındır,biz Kullara rıza düşer. 
    Mübarek İslam Komutanı HALİD BİN VELİD`in bir ömür arzuladığı o yüce şehadet makamına ,henüz daha bir çoğunun bıyıkları terlemeden ulaşabilmiş BEŞ BİN ÜLKÜ ŞEHİDİNE sahip Ülkücü davanın genç Bozkurtları,bir ağabeyiniz olarak sizlere yine ATSIZ HOCAMIZın bir dörtlüğüyle seslenmek istiyorum;
   Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
   Ne de güneşler gibi parlayıp sönmemektir.
   Bunun için ölüme bir atılış gerektir,
   Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir.
   Henüz onaltısında,bıyıkları terlemediği için,tarak dişlerini dudağına saplayıp asker edildikten sonra ,Bağdat`ın Kapısını açan  GENÇ OSMAN`LARI...  PİLEVNE Gazisi Osman Paşaları...  ERTUĞRUL GAZİLERİ... SARI SALTUK`ları... Kırk çerisiyle Çin   sarayını  basan KÜRŞAT`ları...
ALPARSLAN,KILIÇARLAN,FATİH,
KANUNİ ve YAVUZ´ları... ve dahası, M.KEMAL ATATÜRK...
  ALPARSLAN TÜRKEŞ... son olarak ta ÜLKÜCÜ BOZKURT
`ları çıkartmış Türk milletinin asi ve soylu evlatları,duyun ve işitin;
     Türk milleti tarihinin en karanlık dönemini yaşamakta,en verimli tarım arazileri...sahilleri...candamarı iktisadi kurum ve kuruluşları...kıymetli maden yatakları...limanları...akarsuları...
Bankaları...Borsası...Sigorta şirketleri...Sanayinin can damarı olan elektrik santralleri...Barajları kafirlere devredilmiş.
Öz vatanında garip,öz yurdunda Paryasın.B
ölücüler TBMM`ye Kadar girmiş.Meclisinde seni bölen sınırlar çiziliyor...
    Bu zilletten kurtulmak için,içinde bulunduğumuz bu acıklı durumu,çok iyi bir şekilde teşhis ve tahlil ederek,gereken tedbirleri alıp,bir seferberlik ilan etmeliyiz.Önce kendi siyasi temsilcilerimizin yakalarına yapışarak hesap sormalı ve Ülkü Ocaklarımız vasıtasıyla gençlik Kitlesini saflarımıza çekmeliyiz. BÖYLESİ GÜNLERDE KORKARAK MÜCADELEDEN GERİ DURANLAR,ECEL YASTIĞINDA KARILAR GİBİ GÖZ YAŞI DÖKERLER.YİĞİTLER BİR DEFA, KORKAKLAR İSE HERGÜN ÖLÜRLER!

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU  01-5-2009


YÜCE ALLAHA EMANET OLUN

NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA

**************************
**************************


DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU `nun
 

7.YAZISI

*********
*********

 RENKLİ CAMDAKİ FİNOLAR

    Günlük hayatımızda çok yönlü ve geniş bir kullanım sahasına sahip olan cam,Alkali ve Alkali Silikatlardan meydana gelen mâmül bir maddedir.
    İlk defa nerede ve ne zaman icad edildiği kesin olarak bilinmemesine rağmen ,üzerinde tarih olan en eski cam,M.Ö 1550 yıllarında yaşayan FİRAVUN AMENHOTEP'E ait olan "İRİ BONCUK"tur.
    Bizler ,camla ilk defa "BİBERON" yani bebekken süt içirildiğimiz ağzı emzikli şişe,biraz daha büyüyünce içerisinde PAŞA ÇAYI içtiğimiz"bardak" olarak tanıştık.Yürümeye başlayınca da;ayağımızın altına sandalye koyarak çıkıp oturduğumuz pencere sahanlıklarında ,camın bir başka şekli olan "pencere camalrı" ile haşır neşir olduk.
    Dünyanın ve çevremizin güzelliklerini ilkin bu pencere camlarında seyrettik! 
    Biberonla başlayan camla olan bu haşır neşirlik,Pencere camları ile zirveye ulaşıyordu derken,camın tekrar aslında rücuyla FİRAVUN BONCUĞU'na dönüp,TELEVİZYON EKRANLARI şeklinde evlerimizi istila ettiğini gördük.
    Renkli hâle getirilerek seslendiriklmiş ve adına EKRAN denilen bu camlarda ,Pencere camalrımızdan seyretmeye alıştık olduğumuz güzelliklerin aksine ,öylesi ihanet ve pisliklerle karşılaşmaktayız ki;serçe kuşları,ateş böcekleri ve kelebeklein yerine, ekran denilen bu renkli camlarla hergün "BULDOKLAR...FİNOLAR...FİFİLER...ZAĞARLAR VELHASILI YEDİĞİ ÇANAĞI PİSLEYEN BİLUMUM AŞAĞILIKLAR!arz-ı endam ettirilerek;Türk milletinin,DİNİNE-DİLİNE-İMANINA-VATANINA -IRZINA-NAMUSUN-TÖRESİNE-TARİHİNE -TÜRKLÜĞÜNE-BAYRAĞINA-BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNEkarşı hergün biraz daha yükselen bir sesle HAVLATTIRILMAKTADIRLAR!!Sayın okuyucular sizler hiç karnını doyuran sahibine ,karnı doyduktan sonra "soykırımcı" diyen bir zağara(yamuğu) tesadüf ettiniz mi?

 

    Bir kaç besleme köpeğin köy meydanında toplanıp havlayarak,efendileri olan köy halkınınKİMLİĞİNİ,finoca,zağarca ,buldogca tartıştığını ve onlar için bu köy halkı"melez ve 36 etnik kökendir"dediklerini hiç işittiniz mi?
    Ormanda "AYI SALDIRDIĞINDA"ayının safına geçerek,sahibine ürüyen,hırlayıp diş gösteren bir köpek seyrettiniz mi?
    Barındırılıp,karnının doyurulduğu evin bahçesinde ki tavuk kümesinin geceleyin kapısını açarak,tilkiyi buyur eden bir köpek hikayesi dinlediniz mi? 
    Bir ömür boyu hiç bir zahmete katlanmadan yattığı eşik dibinde"yalını-malezini"içen köpeğin,ece eve girmek isteyen efendisinin hasımlarıyla pazarlığa tutuşarak;"bundan sonra bana her gün bir kilo et atarsanız bende mahalle bekçisine saldırıp,birkaç yerinden ısırırım,siz de işinizi bitirirsiniz" diye anlaştığını duydunuz mu?
    Bütün bunlar birer gerçek olup,camın M.Ö 1550 de ki aslına dönerek FİRAVUN BONCUĞU şeklini almasının bir neticesi olan ve de adına TV.EKRANI denilen renkli-görüntülü ve sesli camlardan tiksinerek seyrettiğimiz günlük rezaletlerdendir.
    Evlerimizin,iş yerimizin en müstesna köşelerini işgâl eden bu renkli-sesli e görüntülü hale getirilmiş FİRAVUN BONCUKLARINDAN hergün ,her saat yükselen;
      -SİYASİ ÇÖZÜM
      -BASKI MODELİ!
      -FEDERASYON!
      -YENİDEN YAPILANMA!
       -İKİNCİ CUMHURİYET! 
       -TARİHLE YÜZLEŞELİM!
       -TÜRKİYELİLİK!
       -36 ETNİK KÖKEN!
       -FARKLI IRKLARIN
       -TOPLUMSAL UZLAŞMASI!
       -ANAYASAL VATANDAŞLIK! 
       -ÇİFT HUKUKLU SİSTEM!
       -ÖZERK-OTONOM BÖLGELER
       -RUHBAN OKULU AÇILMALI!
       -BÖLÜCÜYE AF!
       -HER DİLDE EĞİTİM!
       -SİLAHLI KUVVETLERE HER TÜRLÜ SALDIRI! 
       -ÇİN'İN UYGUR'A YAPTIĞINI, BİZ DE KÜRTLERE YAPIYORUZ!!!
       -ERMENİ SINIRI AÇILMALI! 
       -ERMENİLEDEN ÖZÜR DİLEMELİYİZ!
       -KÜRT SORUNU,KÜRT REALİTESİ!
       -YENİ BİR DEMOKRATİK ANAYASA!
       -ASKERLİKTE VİCDAN RET! -DEVLET KÜÇÜLELİ!!
       -OSMANCILIK!
       -ALEVİ VE KÜRTLER AZINLIKTIR gibisinden söz ve gevezeliklerin tümü;
    BREMEN MIZIKACILARI denilen "AT,EŞEK,KEDİ VE KÖPEKTEN OLUŞAN ORKESTRANIN"kulakları tırmalayıp,rahatsızlık veren ,mide bulandırıcı korosunu hatırlatır oldu!!     
     -T.C. Devletinin üniter yapısına -Türk milletinin bütünlüğüne
     -Asırlar ötesinden süzülüp berraklaşan Türk kimliğine
    -Türk bayrağı ve Türk kültürüne -İslâm Şeri atı ve ahlâkına sadakat0la sahip çıkarak,bu kutsal ve hayati değerlerimizden yana tavır alan herkese,ister SAĞCI,SOLCU ,ALEVİ,SUNNİ,Şu veya bucu olsun muhabbetlerimizin sonsuz olduğunu ifade ederken ,aksine hareketle;
    ABD ve AB uşaklığı yaparak ,oturdukları emperyalist ve Küresel Kucakların ısıtılıp ıslattığı popolarında hissettikleri zevkin!Sarhoşluğu içinde,Türk milletinin değerlerine ,devletinin bölünmez bütünlüğüne ,İslâma ,örf,adet,gelenek, ve ahlâki değerlerine saldıranların bilmelerini isteriz ve hatırlatırız ki;ER VEYA GEÇ,75 milyonun tükrük deryasında boğulmaya mahküm olacaklardır!! 
    YÜCE TÜRK MİLLETİ(75 milyon)!bu gibi soyözürlü,çanak yalayıcı,popoları küresel sermayedarların kucaklarında ütülenen,dün Moskof'a ,Mao'ya,EnverHoca'ya zağarlık edip Filistin Kamplarında eğitilirken,bugün yeni efendileri ABD'nin çanağından yal içen şarlatanlara karşı sadece "TÜHHH" yap yeter de artar bilke!
    Nasıl mı?
    -Gazetelerine para verip alma! -Televizyonlarını açma yeter çok mu zor? Bu iki basit şeyi  ,Devletin ,dinin,ırzın,namusun,
karın,kızın,gelinin,vatanın için yapmaya mecbursun!!
    Bu iki basit şeyi hâla daha yapmamışsan,GİT BİR GENİŞÇE MEZAR EŞ VE KARINLA,KIZINLA,GELİNİNLE İÇİNE GİR ,BU SENİN İÇİN DAHA HAYIRLIDIR.HİÇ OLMAZA NAMUSUN CEMSELERE,REOLARA DOLDURULARAK,IRZ DÜŞMANI ABD ASKERLERİNİN ÇADIRLARINDA KİRLETİLMEZ!!   
    Çok iyi bilinmeli ki,dün koca Osmanlı'yı dönme ve devşirmelerin devamları olan KILIÇ ARTIKLARI!bu gün de var güçleriyle T.C Devletini bölüp parçalayabilmenin sinsi ve aşağılık gayret içerisindeler. 
    Dikkat edin! dün Osmanlı'yı yıkan şer odaklar,bugün de Osmanlıcı kesilerek,Osmanlıcılık maskesiyle T.C.Devletini yıkacaklar!
    Bugün ,yeniden Osmancılık diye tv.ekranlarından,gazete köşelerinden atıp tutarak ,sahtekarca ve hınzırca"ah Osmanlı,vah Osmanlı,sen ne kadar da adil ve merhametliydin,Ortadoğu ülkeleri senin adaletine susadı,İslam almi sana hasret kaldı,Muhammed ümmeti başsız ,halifesiz,sana ,senin idarene muhtaç"diye ahkam kesenlerin bir çoğunun dedesinin Osmanlı'ya ihanetten kellesi vurulmuş,hemen hemen hepsi içinde Osmanlı'ya ,o'nun cennet mekan padihşahlarına,başta evliya mesabesinde olan Abdülhamid Han'a en ağır küfürleri eden iblislerdir!
    Tekelci sermayenin güdümünde ki kartelci basının,bir çoğu şarapcı,cinsi sapık,sadist,ensest seks budalası,para,kumar ve kadın düşkünü olan eli kalemi tetikçilerinin her biri,Türk milletinin ırzının ,namusunun ,İslamın,devletinin azıllı düşmanları olup;dün Osmanlıya ihanetten kellesi giden dedesinin,9 Eylül 1922 de denize dökülen babasının,1.Dünya Savaşında cephe gerisindeki ihanetleri sebebiyle tehcir edilen Kaatil soyunun intikamlarını alabilmek için,bugün en büyük engel gördükleri ŞANLI TÜRK ORDUSUNA SALDIRMAKTADIRLAR!!
    Bu gibilerin topu beş para etmez.Böyle olmalarına rağmen ,oturdukları küresel kucak ve sığındıkalrı müstevli efendilerinin etek altarında cesaret toplayarak ,kendilerini arslan gücünde görüp,Batılı mahfil ve şer merkezlerinde yazılan senaryoların oğlanlığını yapmaktadırlar!  
    İzmir'den denize döktüklerimizin gözümüzden kaçıp kılıcımızdan kurtulmayı başararak veya da ,Tehçir sırasında müslüman süretine ,o da olmamışsa Kürt vatandaşlarımızın kılığına girerek aramıza karışmayı ustaca becerebilmiş olan soy özürlülerin ENİKLERİNE GÖRE;her milliyetçi ,vatan perver,halk aşığı,dinini,namusunu kıskanan ,devletinden ve toprağından taviz vermeyen ,ABD ve AB'nin üzerimizde ki Kirli emellerinie karşı mücadele verip,yeniden bir SEVR TEZGAHINA gelinmemesi için Türk milletini uyandıran, AB ve ABD'nin kirli senaryolarını halka anında anlatıp,AB sevdası peşinde koşanların gaflet ve delalette olduklarını dile getirerek ortak bir direnç oluşturan ve NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENLER birer potansiyel Suçlu olup ve dwe Statükocudurlar!
     FİRAVUN BONCUĞU,RENKLİ-SESLİ VE GÖRÜNTÜLÜ CAMIN FİNOLARINA KİM DUR DİYECEK?
    -TABİİ Kİ SEN DİYECEKSİN! -
    -Bir daha olağım kanallarını açmayarak!    
    -Bir daha para verip,o paçavra taharet bezi gazetelerini almayarak!
    -Bu iki basit şeyi de yapmaktan aciz isen;GENİŞCE BİR MEZAR EŞ VE KARIN ,KIZIN,OĞLUN,UŞAĞIN,GELİNİNLE HEP BERABER İÇİNE GİR ,BİR GARİBE DE ÜÇ BEŞ KURUŞ VER TOPRAĞI ÜZERİMİZE ATSIN,HİÇ OLMAZSA IRZINI NAMUSUNU KURTARMIŞ OLURSUN!! 
    VAR'MISINIZ! Sadece TV'lerinin düğmelerine basmamaya ve paçavralarını almamaya...
ELBETTE VARIZ DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM!!!


YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU
27-7-2009
YÜCE ALLAHA EMANET OLUN
NOT:YAZARIN İZNİ VE İSMİ OLMADAN; YAZILARININ ÇOĞALTILMASI VE KOPYALANMASI YASAKTIR.
SEVGİ VE SAYGILARIMIZLA

**************************
**************************


DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU `nun



8.YAZISI
***********
***********


KİM YAŞŞASİİİN ULAN...!!


 16 MART 1920`de Batılı işgal kuvvetleri İstanbul`u fiilen işgal ederek Şehzadebaşı Karakolunda 6 Türk askerini Şehit edip,heberleşmelere el koymuş, Hükümet dairelerine yerleşip her tarafı denetim altına almışlardı.
    Bu alçakça işgale fazlası ile müteesir olan"Tophane Bitirimlerinden "aslen Trabzonlu olup,kayıkçılık yapan "TAKA OSMAN " lakaplı babayiğit bir delikanlı,aç susuz lakin öfkeli bir şekilde "Galata Köprüsü üzerinden" boğaza demir atmış olan İngiliz savaş gemilerini seyredip,dişlerini gıcırdatarak volta atar. 
     Yine soğuk bir Mart sabahının erken saatlerinde köprü üzerinde öfkeli adımlarla voltasını atarken, bozuk bir şive ile konuşan ve pis pis sırıtan iki " Gayr-i Müslim" e rastlar, belli etmeden yaklaşarak kulak misafiri olur ve ne konuştuklarını anlamaya çalışır.
    Gayr-i Müslimler' den iri cüsselisi ingiliz savaş gemilerine bakarak  büyük bir zevkle "Yaşşasiin... Yaşşasiin..." derken, öteki cılız yapılı "Nankör Gayr-i Müslim" ona eşlik eder.

       Bu iki nankör Gayr-i Müslim`e böylesi büyük zevki tattırtan boğaza demirli İngiliz savaş gemileridir."Yaşşasiin... Yaşşasiiin..." diye işgal kuvvetleri için söylemektedirler.
    Duydukları karşısında damarlarındaki asil Türk kanı beynine fırlayan 
"TAKA OSMAN"genlerinde mevcut o"İlahi Şifrelerin"programladığı pimi çekili patlamaya hazır bir el bombası haline dönüşüp,çok çevik bir hamle ile adeta uçar gibi Mel `unlar ın üzerlerine atılır.İri cüsselisini yakasından kavradığı gibi yere yıkarak "Kim Yaşşasiin Ulan Şerefsiz..."diye sorar.Altta boylu boyunca yatan Nankör Mel`un "O daha belli değil Efendiii..."der.
    Aldığı cevap karşısında öfkesi daha da kabaran "TAKA OSMAN"Sürmene yapısı baba yadigarı bıçağı ile Melun' un işini oracıkta bitirir bitirmez ayağa kalkar ve İngiliz savaş gemilerine dönerek var gücü ile bağırır.
 "TÜRK YAŞASIN...TÜRK YAŞASIN...TÜRKLER YAŞAYACAK BÖYLE BİLİNE"...
   
16 MART 1920'de ki işgalin bin beteri maalesef bugün; iş başında bulunanların gaflet,delalet ve hatta,...! varan tutum ve davranışları neticesinde T.C Devleti'nin kuruluş senedi olan LOZAN'ın tasfiyesi ve SEVR'in ise kabulü olan AB uyum yaslarının bir bir kabullenilerek Devlet politikası haline getirilmesi ile yaşamaktayız.
    16 MART 1920'de savaş gemileri ile başaramadıkları şeyleri bugün Bürüksel'de ; Devlet adamlığını bisküvi-karamela bayiliği ile karıştıran  "uzaktan telefon kumandalı kişilerin"  koltuk altlarına yerleştirdikleri "Müzakere Dosyaları"  ile başarmaktadırlar. 
    Bir Seccade mübarekliğindeki Vatanımız yol geçen hanına döndürüldü. 
    Geçmişteki işgal kuvvetlerinin günümüzdeki uzantıları olan ve homoseksüel,lezbiyen,cinsi sapık,Silvan'ın köylerine kadar gelip karayağız delikanlılarla kocasını aldatan Madamlardan oluşan soytarılar,Ankara ve Diyarbakır'ı mesken tutarak itibar görüp,iltifatlarla ağırlanmaktadırlar. 
   
Ne hazindir ki Yurdumuza gelen bu homoseksüel,fahişe ve lezbiyen sürüleri,T.C Devletine en ağır hakaretlerde bulunup,aşikare Sevr-i uygulayacaksınız derlerken maalesef Devletimizin bütün idarecileri,Genel Kurmayı,Yargıtayı ve Savcıları sebebini merak ettiğimiz büyük bir suskunluk içerisindeler.Kendilerine soruyoruz: - " Ne yüzle Anıtkabir'e çıkıp,mozeleye çelenk bıraktıktan sonra oradaki deftere Atam şöyle...,Atam böyle....diye bir şeyler yazabiliyorsunuz.Vicdanen rahat mısınız.? "  
   
Kafa tasları içerisinde beyin yerine kalın bağırsaklarını,göğüs kafesleri içerisinde ise yürek yerine sidik torbası taşıyan"SOROS BESLEMESİ SEVR KOLİKLER"in tünediği gazete ve TV ler, kökü dışarda bazı sivil toplum kuruluşları,soy özürlü söz de bilim adamları yarasa kuşu aydın müsveddeleri, kılıç arttığı iş adamları,Vatikan finosu diyalogcu paçavralar,Devletimizi yok oluşa getiren AB dayatmaları mevcut İdareciler tarafından kabul gördükçe;Bremen mızıkacılarının At,Eşek,İt,Katır ve Kediden oluşan Orkestrası gibi ,hep bir ağızdan yüksek bir sesle"YAŞASİİİN...YAŞŞASİİİN.."
şeklinde koro tutarak,havlayıp,miyavlayıp ve pis pis anırmaktadırlar.
 
    Devletimizin AB ye giriş bahanesi ile birileri tarafından çökertilmek istenişi karşısında harekete geçerek,bulundukları mevkilerin önem ve sorumluluğunu idrakle,Anayasa ve Kanunlardan aldıkları yetkileri kullanmayarak Devletine sahip çıkmayanların her birileri farkında olmadan,"Galata Köprüsü üzerinden işgâl donanmasına bakarak Yaşşasiiin...,Yaşşasiiin..." diye pür neşe bağıran,Avram,Dimitros,Panayot ve Yorgiler"in durumlarına düşmektedirler. 
    Yüce Türk Milleti senin hiç suçun yok mu? Manav'da karpuz seçerken gösterdiğin hassasiyeti,kaderini ellerine teslim edecek olduğun insanları seçerken göstermediğin
için dün,Galata Köprüsünden yükselenYaşşasiiin...,Yaşşasiiin... seslerini bugün,CEBECİ-KIZILAY Köprülerinin üzerlerinden duymaya mahküm bir hale geldin.     
    Yüce Türk Milletinin Asil ve soylu evlatları!....,Alparslan'ın Bozkurtları!....,Atatürk'ün Nutk'undaki gençlik!...Bu satırları okuduğunuz andan itibaren biliyorum hepiniz birer "TAKA OSMAN"sınız. 
    -SÖZ MÜ? Söz dediğinizi duyar gibiyim.Biliyorum şu an genlerinizde saklı TÜRKLÜK MAĞMASI binlerce derece ısınarak harekete geçti,gözleriniz çakmak,çakmak...Duyuyorum yüreğinizdeki patlamaların KURT ULUMALARI'nı andıran kutlu sesini. "TAKA OSMAN'' Sürmene yapısı bıçağının ışığı ışığın,cesareti cesaretin ,sevdası sevdan olsun. 
    Bütün AB sevdalılarına,SEVR KOLİK şak şakcılarına
son bir kez daha soruyoruz:
"KİM YAŞASIN ULAN"?

  4-8-2009

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU
* * * * * * * * *



9.YAZISI
*********
*********

ORHAN KILIÇOĞLU'ndan


DİN DİN DEDİLER
DİNİ YEDİLER !

        Allah rızası deyip oy alanlar iktidara gelince, iktidar gücünü Allah'ın düşmanları olan Batı'nın rızası için kullanarak , 2002 - 2009 arasında geçen yedi yıllık zaman zarfında İslâma büyük darbeler vurmaktan en küçükte olsa bir hicap duymadılar !!
        Son üçyüz yıl içinde onca sadırıara rağmen İslâma verilemeyen zarar, son yedi yılda İslâmı referans göstererek iş başına gelenler tarafından misli misli verildi.
        Ankara'nın zülmündeyken Brüksel'in şefaatine sığınırız diyerek; yanlız Hz. Muhammed Mustafa'ya ait şefaat yetkisini Resülullah'tan alıp Brüksel'e devrederek İslâm'a en büyük darbeyi vuranların, dinimiz üzerindeki diğer tahribatlarından  bazılarını bugün bu köşemden siz değerli müslüman kardeşlerimle paylaşmak istedim.
        - Misyonerlik kanunen serbest bırakılarak, müslüman - Türk çocuklarını Hıristiyanlaştırmak için faaliyet gösteren 43 Bin  KİLİSE EV açılmasına müsaade edildi.
       
-Her cuma günü Hutbelerde okunmakta olan AL-İ İMRAN, AYET-19 (inned dine indallâhil İslâm) yani "ALLA KATINDA YEGÂNE DİN İSLÂMDIR" ayetinin okutulması, ABD Büyük Elçisi EDELMA'nın isteği üzerine kaldırıldı.  

        -İlk defa ders kitaplarına Hz.Muhammed'in minyatür resimleri basılarak,Ulu Peygamberimiz'in ruhu incitildi.
        -İlköğretim 5. sınıf Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Kitaplarında çocuklarımıza  öğretilen Kelime-i Tevhid'in bütünlüğünü bozarak,LÂ İLÂHE İLLÂLLAH MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH'tan MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH kısmını kaldırdılar.Bu ayetin manası (Allah'tan başka ilâh yoktur,Hz.Muhammed O'nun peygamberidir.)Yeni şekile göre(HAŞA)çocuklarımıza,Hz.Muhammed Allah'ın peygamberidir bölümü okutulmuyor.AB,Hz.Muhammed'i kabul etmediği için böyle istiyor,bizimkiler de yapıyor!
        -AB istedi diye ders kitaplarında çocuklarımıza öğretilen FATİHA SÜRESİNDEN "Gayril Mağdubi Aleyhim Veleddâlin" ayetini çıkarttılar.Fatiha Süresinden çıkartılan bu kısmın manası şöyledir; Allah'ım bizi gazaba uğrayanların ve azıp sapıtanların yoluna (durumuna) düşürme.
        Bu ayette; Gazaba uğrayanlar dan maksat Yahudiler, azıp sapıtanlar ise Hristiyanlardır. Fatiha'nın bu ayetin de geçenler Avrupa ve Yahudileri fazlasıyla rahatsız ediyordu.
        Yine ders kitaplarından, Bakara süresinin son Ayetlerinde geçen "ENTE MEVLÂNA FENSURNA  ALEL KAVMİL KÂFİRİN" bölümünün manası çıkartılmıştır. Çıkartılan bu kısmın manası şöyledir "Sen bizim mevlâmızsın, Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et"
        Çoçuklarımız, kafir ve sapıtmışların Hristiyan ve yahudiler olduğunu öğrenmesinler diye böyle yapıldı.
        - 5490 Sayılı kanunla nüfus cüzdanlarından "DİNİ İSLÂMDIR" bölümü kaldırıldı.
        -ILIMLI İSLÂM söylem ve ifadeleriyle itikadi ve ameli değerlerimiz sulandırıldı.
        ILIMLI İSLÂM; içi boşaltılmış Müslüman demektir. Bu çeşit  Müslümanlara göre yahudi ve Hıristıyanları dost edinmekte hiç bir mahsur yoktur.
        İslâm'da böyle bir şey asla yoktur. Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmak  Kur'an'a aykırı olup, MAİDE-51 ve BAKARA-120. Ayetlerini inkârdır.
         BAKARA-120; Sen dinlerine uymadıkça, ne yahudiler ve ne de Hristiyanlar asla senden razı olmazlar.... Eğer onların arzu ve keyiflerine uyaçak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
       
Ilımlı İslâm demekle , bir de terörist İslâm var demek isteniyor. Ilımlı müslümanı, terörist ve radikal müslümanın karşılığı olarak gösteryorlar. Hiç bir gerçek müslüman, ılımlı İslâm diye bir şeyi kabullenemez.
        -Dinler Bahçesi adı altında  Havra, sinagog ve kilise açılışları yapıldı.
        -Dinlerarası Diyalog, Hristiyan yayılmacılığının yeni maskesidir ve bir aldatmacadan başka bir şey değildir. son yedi yıl içinde epeyce bir mesafe alarak müslüman Türk Gençliği tehlikeli bir tuzağın içine çekildi.
        -Son yedi yılda, Medeniyetler Arası ittifak ve kültürlerin buluşması adı altında  2.ci bir tuzakla karşı karşıya bırakıldık.
       
Kültürler ve Medeniyetler arası diyalog olmaz . Kültürler diğer kültürlerle mücadele ederek ancak kendilerini koruyup, varlıklarını sürdürebilirler.
        -Şanlı ceddimizden bizlere miras kalan binlerce tarihi şehaser eserlerin her biri kaderleriyle başbaşa çürüyüp yok olmaya terkedilirken, son yedi yıllık zaman zarfından ne acıdır ki bu yoksul milletin kesesinden AKDAMAR ERMENİ KİLİSESİ HANİ için 4 Tirilyon harcanabiliyor.
        SON YEDİ YILDA MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNİN KESESİNDEN ONARIMA ALINANLAR;
              - 742 Kilise
              - 69 Manastır
              - 63 Şapel
              - 24 Havra
              - 18 Sinagog kalıntısı v.s. gibi

       
Bütün bunlar yapılıp, devletin hazinesinden Tirilyonlar harcanırken,ceddimin eserleri kaderine terkedilmiş bir hüznü yaşıyor.Camilerimiz ise Cuma Namazlarında,imamların cemaatten dilendikleri paralarla ayakta durmaya çalışıyor!!!
      -3194 Sayılı kanunla, daha önceleri şehir plânlamalarında geçen "Cami" ibaresi kaldırılarak yerine İBADETHANE ibaresi kondu.Kilise,Havra,Sınagog'ta bir ibadet hane olduklarından hiçbir engelle karşılaşmadan gayet kolaylıkla açıklabilecekler.
      -Domuz da büyükbaş hayvan sınıfına dahil edilerek,kasaplarda kesilip satışı yasallaştırıldı.
      -İslam Dininin en büyük günahlardan saydığı ZİNA,5337 sayılı ceza kanunu ile suç olmaktan çıkartılarak serbest bırakıldı
       -MEB'nin 4.sınıf Sosyal Bilgiler Öğretmen Kılavuzunun 179. Sayfasında geçen Ramazan ve Kurban gibi dini bayramlarımızın yanına,PASKAL-YORTU gibi Hristiyan bayramlarıda eklenmiştir.
        -Cami ve Okullara 200 metre mesafede,Bar-Pavyon-Meyhane-Birahane açılamazken,çıkartılan bir yasa ile bu 200 metre olan mesafe 100 metreye indirilmiştir.
        -Hiç bir Avrupa ülkesinde böyle bir  rezâlet görülmemişken,Hatay-Şanlıurfa ve Antalya'da aynı mekânda yüz yüze bakan CAMİ-KİLİSE-HAVRA-SİNAGOG inşasıyla DİNLER BAHÇESİ yapıldı.Böylelikle Hıristiyanlık ve Yahudilik HAK DİN olarak milletimize kabul ettirilmeye çalışıldı.
         - "ABD'nın Irak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerinin en az zayiatla ve ülkelerine mümkün olan en kısa sürede dönmeleri temennisiyle  duacıyım"şeklinde,İslâmi referansla idaremizi ele alanlar tarafından sık sık dualar yapıldı.
        -Leylâ Şahin başörtüsü yasağı için AİHM'e dava açarak,bu yasağın mağduru olduğunu ve bu yasağın kalkmasını istemişti. Başörtü yasağını kaldıracağızın sözünü vererek yönetime  gelenler,24 Haziran 2004 tarihinde AİHM'ne resmi bir yazıyla "BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ SÜRMESİ GEREKTİĞİNİ" ISRARLA BİLDİRMİŞLERDİ.
       -Sperm Bankası,YUNAN ERKEKLERİNDEN SPERM ALIP DEPOLAYARAK ,Kâfirin spermi ile  Müslüman Türk Kadınının hamile kalmasını sağlamaktadır.
        -Şehit Şehadet,gazilik,Haram,Helâl,Kafir,
Cehennem,Milli,Manevi gibi yüce anlamlar taşıyan 45 kelimenin ders kitaplarından ve resmi yazışmalarda kullanılması bir Genelge ile yasaklanmıştır.
        MAİDE SÜRESİ 57. AYET
    "Ey iman edenler ! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş(İNCİL-TEVRAT) olanlardan ve kâfirlerden dininizi alay ve eğlençe konusu yapanları dost edinmeyin"
        Bu Ayete rağmen bugün , ayette bahsolunan küfür ehlinin, AB muktesa batında bize dayattıklarını bir emirmişçesine kabullenerek, onların temsilcileri için BÜYÜK DOSTUM İBARESİNİ kullanıp sarmaş dlaş vaziyette kâşanelerinde ağırlayıp, bundan da büyük haz duyanların VAY HALLERİNE !!
        BİZDEN SÖYLEMESİ;
       
"Daha önce doğruluklarına inanıp, benimsiyerek idareye lâyık gördüğünüz bu zihniyetin yukarıda tek tek bahsettiğim icraatlarından Allah katında sizlerde sorumlusunuz. Bütün bunları yapabilen zihniyeti hâla daha hoş görüp, destekleyebiliyorsanız büyük bir vebalin altındasınız"
        ALLAH TÖVBE EDENLERİ SEVER

        Mübârek Ramazan Bayramının TÜRK - İSLÂM Âleminin hayırlarına vesile olması niyazımla, saygı, sevgi ve en derin kalbi muhabbetlerimi sunarım.

RAMAZAN SONUNDA DA NAMAZLARINIZI BIRAKMAYIN
        YANLIZ NAMAZ
        YANLIZ NAMAZ
              VE YİNE
         YANLIZ NAMAZ

         ANA'YA BABA'YA İTAAT
         TÜRKLÜĞE SADAKAT
    
   

22-09-2009

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU
* * * * * * * * *


10.YAZISI
*********
*********


ORHAN KILIÇOĞLU'ndan


 

HASAN DAYI VE GEORGE WASHİNGTON


    Osmanlı arşivlerimiz bazı helâl süt emmiş tarihçiler tarafından incelendikçe öylesi büyük gerçeklerle karşı karşıya geliyoruz ki insanı hayretler içinde bırakıyor.İlk bakışta inanılması güç büyük bir efsane,büyük bir hayal ürünüymüş
gibi gelse de;hepsi üzerleri kasti mahsus örtülerek bizlerden saklanılmaya çalışılmış birer tarihi gerçek.

    YIL 1783
    Avrupa ölçulerine kıyasla küçükte olsa,yeni bir denizci
devlet olan ABD,okyanuslarda bayrak açıp gemilerini dolaştırmaya başlar

    ABD bayrağınla ilk gemi 25 Temmuz 1785 te Cezayir açıklarında Osmanlı gemileri tarafından ele geçirildi.Ele geçirilen Kaptan İSAAK STEVENS idaresindeki MARİA isimli
bu ABD gemisi BOSTONlimanına kayıtlı idi.
    Hemen daha sonra PHİLADELPHİA limanına Kayıtlı Kaptan O'BRİEN'in idaresindeki DAUPHİN isimli ABD gemisi de aynı şekilde Osmanlının eline geçti
    Bununla bitmez ,1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 ABD gemisi daha Osmanlının eline geçer.
    Osmanlı'nın karşısında çaresiz Kalıp sesini çıkaramayan ABD,çareyi Kongrede görüşür ve Osmanlı denizcilerine karşı koyabilecek güçte savaş gemilerin inşa edilmesi veya da satın alınması için Başkan GEORGE WASHİNGTON'a 700.000 altın harcama yetkisi verilir(27 Mart 1794)
    Bugün dünyanın en güçlü donanmasına sahip olan ABD,bu güçlü donanmasının temellerini Osmanlı korkusu sebebiyle 27 Mart 1794 tarihli kongre kararıyla atıyordu.
    Denizlerde ki Osmanlı tehdidi Karşısında gözü yılan ABD,5 Eylül 1795 te Osmanlı Devleti ile bir anlaşma yapmayı kabul etti.
    BU ANLAŞMAYA GÖRE;
   ABD Osmanlıya,Cezayir'deki esirlerin serbest bırakılması...Atlantik'te ve Akdeniz'de ABD bayrağı ile
dolaşan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında 643.000 altın ve yılda 12.000 Osmanlı altını(216.000 dolar) ödemeyi kabul etti.

    Dili Türkçe olan 22 maddelik bu anlaşmaya,ABD Başkanı GEORGE WASHİNGTON ve CEZAYİR BEYLERBEYİ HASAN DAYI imza koydular.
    OSMANLI BU ANLAŞMA İLE ABD'yi VERGİYE BAĞLAMIŞ OLUYORDU.
    ABD TARİHİ BOYUNCA İLK DEFA KENDİ DİLİNDE YAZILMAYAN BİR ANLAŞMA METNİNİ İMZALIYORDU!!
   BU ANLAŞMA,ABD'NİN TARİHİNDE VERGİ VERMEYİ KABUL EDEREK İMZA KOYDUĞU TEK BELGEDİR!!
    ABD TARİHİNDE,KENDİ DİLİNDE OLMAYAN TEK ULUSLARARASI ANLAŞMA TÜRKÇE'DİR
    ABD'NİN TARİHİNDE VERGİ VERMEYİ KABUL ETTİĞİ TEK DEVLET OSMANLI İMPARATORLUĞUDUR!!

    BU ANLAŞMA İMZALANACAĞI ZAMAN OSMANLI PADİŞAHI,ABD DEVLET BAŞKANI GEORGE WASHİNGTON'A HABER GÖNDEREREK "OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN PADİŞAHI OLMAM SIFATIYLA SENİ MUHATAP ALAMAYACAĞIMDAN DOLAYIDIR Kİ BU BENİM ŞANIMA LEKE GETİRİR,SENİN MUHATABIN CEZAYİR BEYLERBEYİ HASAN DAYI'DIR" DER. 
    Sevgili okuyucularım,canlarım benim,çok kıymetli gönüldaşlarım,buraya kadar ki okuduklarınızla tarihin zaman tünelinde;O ihtişam,şan ve şerefle dolu günlere geri dönerek büyük bir gururu yeniden yaşayıp,ziyadesiyle mutlu ve
bahtiyar oldunuz,bundan eminim!

    Bu gururun ve bahtiyarlığın zevkini paylaşabilmek ve
onlarla da tattırabilmek için,eşinizi,çocuğunuzu veya bir dostunuzu yanınıza çağırarak onlarada okumanın,lüzumunu hissettiniz,
bu kesin!
    Bir çoğunuz da şöyle bir yerinden fırlayıp omuzlarını gererek başını yukarılara kaldırıp,Mehteran'ın "NESLİ BABA CEDDİN DEDE MARŞI"yla odanızın içinde veya evinizin avlusunda yürüyorsunuzdur!!
    Tarihin zaman tunelinde eskinin o ihtişamlı günlerine dönerek yaptığımız bu gezintiden almış olduğunuz zevk ve duymuş olduğunuz hazzı tekrar karamsarlığa döndürmemek için bugünlük sizlere ;
    -Süleymanıye'de subaylarımızın başlarına çuval geçirildiğinde sus pus olup,"Ne notası,ABD büyük devlettir,müzik notası mı"denildiğinden....
    -İktidar da kalabilmek için meşruiyetin Atlantik ötelerinde aranıldığından....
    ABD'de hazırlanan "KÜRT AÇILIMI PAKETİ" nin bir bebek kundağı gibi kucaklanarak kapı kapı dolaşılıp ihanete süt
anne aranıldığından...

    -Aman SARKİSYAN'ı darıltmayalım,sonra Kayseri'ye maça gelmez korkusuyla Azeri soydaşlarımızı hiçe sayarak Ermeni sınır Kapısının açılması için yapılan gizli mutabakatlardan...
    -Son olarak,onarımı bu fakir milletin parasıyla yapılarak  Kayseride açılan kiliseden

    -Maçka Sümela'ya gelerek Kanunlarımızı hiçe sayıp Devletimize kafa tutarcasına görevli müze müdürü Nilgün Hanıma saldırabilme cüretini kendilerinde bulabilen bir avuç çapulcunun kuru gürültülerine pabuç bırakan idareci ve yöneticilerimizin,Sümelâda ayin yapılmasını serbest bırakma kararını almak isteyerek,bu sayede Pontusçulara Sümela üzerinden Trabzon'da stratejik bir mevzinin kazandırılmasından....
    -İmralı'da lüks bir otelde ağarlanan APO'ya ,seçimden seçime dağıtılan kömürle ısınıp,oy karşılığı rüşvet olarak verilen  makarna ile karın doyurup yeşil reçete ile tedavi için kapı kapı süründürülen bu fakir milletin paralarıyla uzman
beş  doktorla estetik ameliyat yapıldığından....

    -Mevcut idareciler iktidar olmadan,kanlı BEBEK KATİLİ olarak kabul edilen APO'nun mevcut idareciler döneminde HALK KAHRAMANI MADELA muamelesi gördüğünden....
   -214 Milyar olan borcumuzun 600 milyar dolara
fırladığından
    -Bir milyon yüzbin işsiz sayısının üç milyon yedi yüzbine fırladığından....
    -60 Bin kadının karın doyurabilmek için Emniyete baş vurarak fuhuş vesikası istediğinden....
    - Mevcut idareciler öncesinde Tüpraş,onlarca liman,dev işletmeler,44 milyon metre kare arazi,bütün bunlar Türk milletinin kendi malları iken,bütün bunlara artık 70 küsür yabancı devletin sahip oluğundan asla ve asla
bahsetmeyeceğim
    Evet,bugünün olumsuzluklarından bahsederek morallerinizi bozmayacağımın sözünü vermiştim,lâkin sabredemiyerek yine bir sürü ihaneti sıraladım ardı ardına!
    Öfkelendirdim sizleri.Biliyorum her hücrenizin pimi çekili  patlamaya hazır birer el bombasına dönüştüğünü .Öfkelenip kızarak celâllenemeyen toplumların yaşama şansları yoktur! Sizlerin öfkelerinizi kabartmak istedim 
    Bizim öfkemiz nefsani ve dünyevi olmayıp,ilah-i tecelligâh olan gönlümüzdeki imanın küfre,haine karşı dışa yansıması olayıdır.
    Daha 200 yıl evvelinde Cezayirli HASAN DAYI'nın
karşısında  el etek öpen ABD BAŞKANI GEORGE WASHİNGTON'un günümüzdeki varisleri olan BUSH'ların  OBAMA'ların huzurlarında bugün ne hazindir ki,iki büklüm elpençe durarak ,müsaade edildiği taktirde o da sadece fotoğraf  çektirmek kaydıyla bacak bacak üstünde oturabilme gibi bir şahsiyetsizliğe ,bir haysiyetsizliğe mahkum ve mahpus bir duruma düşürülüp,zelil ve seviyesiz bir düşünce yapısının prangalarına vurulduk

   YILMAYACAĞIZ,YIKILMAYACAĞIZ,KENETLENECEĞİZ.
BUNLAR SABUN KÖPÜĞÜ,BİR AVUÇ ÇAPULCU. SÖNDÜRECEĞİZ.... SÜPÜRECEĞİZ!
ALLAH(c.c) BİZİMLEDİR...
 



9-09-2009

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU
* * * * * * * * *



11. YAZISI
*********
*********

 ORHAN KILIÇOĞLU'ndan

NEREDE O ESKİ ŞARAPÇILARIMIZ

    Geçmiş zaman içinde üç şarapçı arkadaş varmış. Bu üç kafadar her gecenin  ilerleyen saatlerinde bir sessiz kuytuya çekilip sabahın erken saatlerine kadar kafayı çeker öylece sohbete dalarlarmış.
   
Her zamanki gibi yine köşelerine çekilerek şarap  şişelerini açıp sohbete dalmışlar. Sohbetlerinin en tatlı yerinde hırpani kıyafetli tanımadıkları bir kişiyi farkederek bağırırlar;
   
"Hooop hemşerim sen kimsin? hayır ola bu saatte tek başına, üstelikte böylesine ıssız bir semtte ne dolaşırsın? Yaklaş bakalım önce bir fırt çek" derler.
   
Üç kafadar şarapçı nereden bilsinlerki, bu hırpani şahsın tebdil-i kıyafet (Tanınmamak için giyilen kıyafet)
 yaparak şehrin asayişini kontrole çıkan patişah Hazretleri olduğunu.

    Padişah üç şarapçıya, "Sizinle arkadaş olmak istiyorum, beni de aranıza kabul edermisiniz" diye ricada bulunur.
    Bak arkadaş derler; bizim üçümüzün de ayrı ayrı maharetlerimiz vardır.
    - Birimiz en zor kilitleri bir parmak dokunuşu ile anahtarsız açar.
    -Birimiz gecenin zifiri karanlığında köpeklerin ulumalarından ne söylemek istediklerini anlar.
   
-Bir diğerimiz de, ömründe bir defa gördüğü insanın kırk yıl sonra para kadar yerini görse hemen tanır.
   
Eee! şimdi sen söyle maharetin nedir diye sorarlar Padişaha. Padişah ta "Görünüşümün hırpani olduğuna aldanmayın zaman olur ki gücümün önünde duramaz"
der
    İçlerinden bir tanesi padişaha " hadi be sen de palavracı,yine de seni aramıza kabul ediyoruz. Biz şimdi yarın gece ki şarap parası için Padişah'ın hazinesini soymaya gidiyoruz, bizimle gelebilirsin" der
    Yola koyuldukları sırada, karşı tepeden bir köpek uluması duyulur.
    Köpeğin ulumasından ne dediğini anlayan şarapçı hemen "arkadaşlar haber kötü dikkatli olalım, Padişah bizimleymiş" der.
    Diğer bir şarapcıda "hadi be sen de amma da attın, bu hırpaniden Padişah mı olur" der.
    Biraz sonra hazinenin kapısına gelirler ve Parmağını kilide süren şarapçı bir dokunuşta hazinenin kapısını ardına kadar açar.
    Üç şarapçı adam başı sadece birer küçük altın alırlar.
    Padişah ise ceplerinde yer kalmayınca çoraplarını çıkartarak torba gibi içini altınlarla doldurmaya başlayınca,(Padişah altınları mahsustan almıştır)şarapçılar üçü birden bu hale kızarak;
    "Hop hop aç gözlü nankör! bir küçük altından fazla almak yok , bu hazinede milyonlarca garibin hakları var, aldıklarını yerine koy " diyerek Padişahı azarlarlar.
    Hazinenin kilidini kapayarak uzaklaşırlar.Gün ağarmaya başlayınca da akşama tekrar buluşmak üzere dağılırlar.
    Saraya geri dönen Padişah bu üç şarapçıyı yakalatarak idam edilmelerini emreder.
    Avluya üç idam sehpahası kurulur ve ilmekler boyunlarına geçirilir.
    Padişah'ta uzaktan, sarayın penceresinin perde aralığından onların idamını seyreder.
   Tam o sırada üç şarapçıdan biri Padişah'ın perde aralığından para kadar küçük bir yerini görür ve bağırır;
    "Cellât cellât, şu pencereden bakan kişi de akşam bizimle beraberdi" Lâkin ilmek bir kere boyunlarına geçmiştir!! fayda vermez.
    Bugün ise "Devlet malı deniz, yemeyen keriz" düşüncesinin hakim olduğu ve dürüst insanların ahmaklıkla itham edildiği bir düzen hüküm sürmekte olup, gecmişin o asil şarapcılarını rahmetle anar olduk!!.
    Dunün şarapçılarında dahi bir asalet ve kafalarında bir devlet, millet, hak , hukuk fikri ve düşüncesi mevcuttu!!
    Başa ilk gelişlerinde "Yetim hakkı yemeyiz ve de yedirmeyiz" diye manşet olan idarecilerimiz gel gör ki , kızlarının düğün davetiyelerini bir başka ülkenin Devlet Başkanına devlet kesesinden  kaldırdıkları özel uçaklarla bizzat kendilerinin kendilerinin götürdükleri yetmiyormuş gibi, yurt dışına çıkmış olduklarından dolayı da hazineden yüklü harcırahlar alarak ceplerine indirebiliyorlar!!
    Çoçukları siyaset ve devlet imkânlarını kullanarak zengin olmamış Bakan çocuğu kaldı mı?
   
Devlet hazinesinin soyulmasına göz yumup müsaade etmelerinin karşılığı olarak göz göre göre alınan komisyonlar çuvala sığmayan mızrak misali sırıttığı halde bu durumlarından utanıp yüzü kızaran yönetici, siyasetçi bürokrat kaldı mı?
    Deniz Feneriyle iç edilen bunca insanın zekat paralarının hasabını soran var mı?
    Damatlarının müdürü olduğu şirkete, ..... gazetesinin satışı sırasında Yetimlerin bankası olan .....banktan milyonlarca doların  kullandırılıp, fakirin fukaranın haklarının gasb edildiğini bilmeyen kaldı mı?
   
......... Tv.de .............'in "Partiniz sizi yeniden niçin aday göstermedi"  sorusuna "Memleketimde ...'li Belediye yolsuzluk yapıyordu. Bunu ortaya çıkardım. Bu olay birilerini rahatsız etti, bana sus konuşma göz yum dediler. Ama yapılanlar yapanın yanına kâr kaldı. Bizi de tekrar Millet vekili adayı göstermediler" cevabını verenin , Meçlis insan hakları komisyonu eski ....... ...'li ............'ın  bu isyanını duymayan kaldımı?
     Millet görmese bile,bir gören bu gördüğünü Arasat meydanında Mizan terazisine koyar diye korkan kaldımı?
    İşin en acı tarafı; cami avlusunda sakalı göbeğinde benim eli Doksandokuz tesbihli, püskülü gül yağı kokan Hacı Emmim dahi şunu söyleme gafletine düşebiliyor "Yemesine yiyor amaaa.. bak şunları şunları da yaptı, helâl olsun, delikanlı adammış!!"
    
Bu üzücü durum karşısında Hacı Emmi'ye sormak lazım gelir;
"Hacı Emmi, Hacı Emmi ! sen şunu mu demek istiyorsun, benim hırsızım başkalarından iyidir"
   
Bakınız ! bugün, devlet hazinesidir diyerekten bir küçük ALTIN dan daha fazlasını almayı vicdanına yediremeyen geçmişin o üç ahpab şarabçısından birilerinin alacağı çok büyük dersler olsa gerek!!
    Eskilerin şarapçısı dahi, devletsiz yaşanamayacağının , devletin kayırılması gerektiğinin, devletin hazinesine karşı gaddar davranılamayacağının, hazinede milyonlarca aç, sefil,dul, yetim, hasta ve düşkünlerin haklarının bulunduğunun şuurunda idi.
   
ŞARAPÇISINA KADAR BİR ASALET TAŞIYAN OSMANLI TÜRK DEVLETİ, BU SAYEDE ÜÇ KITAYA HAKİM OLARAK ADINI İNSANLIK TARİHİNE ALTIN HARFLERLE YAZDIRMA ŞEREFİNE ERİŞMİŞTİR.
   
BAHSETTİĞİM BU OSMANLININ, BU GÜNKÜ HER BİRİ BİR TÜRK-İSLÂM DÜŞMANI OLAN ABD VE AB ÜYESİ ŞER DEVLETLERİNİN GİZLİ SERVİSLERİNİN İÇİMİZDEN DEVŞİREREK  BESLEDİĞİ YENİ OSMANLICILAR VE SOROZ VAKFININ HAVLATTIRDIĞI İKİNCİ CUMHURİYETÇİLERLE HİÇBİR BENZERLİKLERİ ASLA YOKTUR...
   
Geçmişin şarapçısının devletine karşı olan sadakatını ve hazineye olan bakış açısını maalesef, bugünün cemaat  liderlerinde ve bu liderlerin dizlerinin dibinden kalkmayan makam rütbe düşkünlerinde görememekteyiz.
    Bugünün böyyük böyyük insanlarının ihanet ve yolsuzluklarını görüp şahit oldukça, insan "NEREDE O ESKİ ŞARAPÇILARIMIZ" diye onların asalet ve sadakatını özlüyor.
     DEVLETİN ÇEŞMESİNDEN RUHSATSIZ SU İÇENLER, ÖLÜM ANINDA VALLAHİ BİR DAMLA SUYA HASRET KIVRANA KIVRANA CAN VERİRLER.      
   
   
ŞAYET İÇEN VARSA; BOĞAZINA PARMAK VURARAK EN KISA ZAMANDA HAKKI OLMAYAN SUYU KUSMAYA ÇALIŞSIN. BU ONLAR İÇİN DAHA HAYIRLIDIR!!!

  
 

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU

29-08-2009

* * * * * * * * *


12. YAZISI
*********
*********

ORHAN KILIÇOĞLU'ndan

ALLAH'INIZ BATI MI?

    Kendi çirkinliklerini görmezden gelerek,içişlerimize burunlarını sokmayı huy haline getiren canavar ruhlu melun ve ahlâksız "Batılı"ları adam yerine koyup ciddiye alarak onları,ekonomiden eğitime,iç ve dış siyasetten en mahrem konularımıza varıncaya kadar müdahil edip,her söylediklerini ilahi bir emirmişçesine uyguladıktan sonra,onlardan gelen riya dolu sahte ve bir o kadar da iğrenç iltifatlarla gaza gelip,büyük devlet adamlığı pozlarında şımarıp yılışarak,Yüce Türk Milletinin değerlerine,devletinin kuruluş felsefesine,gerçek aydını'na,esnafı'na,çiftçisi'ne,
köylüsüne karşı saldırganlaşarak,
... AL GİT diyebilecek derecede  aşırılaşan yöneticilerimizin bu acziyet ve zafiyetlerini çok iyi bilen Batılı Devletler;içimizden devşirip,yalladıkları papağan kılıklı,aydın!,yazar!,prof.!,ilâhiyatçı!etiketli süflörleriyle,kendi menfaatlerine olan her türlü fikirlerini kabul ettirmeye azami özeni gösterip,her seferinde de başarılı olurlar. 
    Büyük devlet adamı M. Kemâl Atatürk, ta o zamanlardan bugünleri görerek NUTKU'NDA, idarecilerin, GAFLET,DELÂLET VE HATTA İHANETLERİNE İŞARET BUYURMUŞLARDIR.
    Devletimizin ve milletimizin
bölünmez bütünlüğüne kast eden BÖLÜCÜ EŞKİYA SÜRÜSÜ PKK ile mücadele eden Türk Silâhlı Kuvvetlerimizin bu haklı mücadelesi karşısında;daha dün burnunun dibinde ki Bosna-Hersek vahşetini,Irak'ta bir milyon insanın hunharca yok edilişini,çeçenistan zulmünü,Afganistan ve Pakistan'da ki insan avını ve bugünlerde ki;Kızıl Çin'in masum ve savunmasız Uygur Türkü'ne uyguladığı soykırımı görmezden ,duymazdan gelerek,bize gözdağı vermeye çalışan ve İnsan hakları,Demokrasi bahanesiyle Kabadayılığa kalkışan,ABD,İNGİLTERE,FRANSA,
İTALYA ,ALMANYA,İSPANYA VE KÜSÜRAT BATILI DEVLETLERİ,
meyhane de içip zomtirik olduktan sonra, karşı masadakilere posta koymaya çalışan, biri KÖR, biri TOPAL,öbürüsü KOLSUZ OLAN üç ahbap serseriye benzetirim.

    KÖR-TOPAL-KOLSUZ üç sereri kafadar bir gün meyhaneye gelirler.İçip kafayı bulunca içlerinden biri "Bu gece bu mekânda bizim sözümüz geçer... hepiniz bize tabisiniz... var mı ulan bize yanbakan" diye narayı basar. Bu naradan sonra,karşı masada oturan genç birisi "Kesin gürültüyü lan" diye karşılık verince; 
   
-Önce topal olanı "Kalkarsam seni çiğnerim" 
   
-Kolsuz çolak olanı "Bir sağ kroşe vursam seni hastanelik ederim,anandan doğduğuna bin pişman olursun" 
    -Kör olanı ise "Gözüme gözükme,derhal defol" diyerek üçü birden göz dağı vermeye çalışırlar! 
    Üçü de ayrı ayrı narasını atıp,genç adamı Korkutamayınca,üç kafadardan kolsuz çolak olanı genç adama sorar;Sen hangi mahallenin bitirimisin? 
    Genç adamın bu soru karşısında cevabı ilginçtir;
    -Birinci defa,ayağımın altına alır çiğnerim sözümü duyunca korktum,yalan yok...
     
   
-Ne zaman ki,sana bir sağ kroşe vurursam,hastanelik ederim,anandan doğduğuna bin pişman olursun deyip oturduktan sonra,içki kadehini ağzına arkadaşın getirmeye başlayınca,o an üçünüzü de dikkatlice süzdüm ve gördüm ki?
    -Çiğnerim diyeninizde ayak,
    -Sağ kroşe vurursam diyeninizde iki kol,

    -Defol,gözüm görmesin diyeninizde iki göz birden yok
    Son yıllarda nedense Allah korkusunun yerini "Batı ne der"Korkusu aldı. 
    Yapılan her işte,atılan her adımda,alınacak olan kararda ,Allah'ın ve milletin rızası gözetilmeyerek;Bürüksel-Vaşhington-Londra gibi şer merkezleri'nin emir ve direkifleri doğrultusunda hareket edilip şefaat dilenciliğiyapılmaktadır.
 
    Nerede ise yüce dinimiz İslâmı dahi bu şer merkezlerinin uygun gördüğü ve müsâade ettiği kadar ki şekilde yaşayacağız.Dinler arası Diyolog ve Bazı kesimler ile hayata geçirilmeye çalışılan ILIMLI İSLÂM buna en güzel ve açık bir örnektir;İNCİLLEŞMİŞ KUR'AN,MUHAMMED'SİZ İSLÂM...!  
    Sayın Cumhurbaşkanımız bir kaç sene önce Dışişleri Bakanı iken ne demişti? "ANKARA'NIN ZÜLMÜNDEN BÜRÜKSEL'İN ŞEFAATİNE SIĞINIRIM"
    Yüce dinimiz İslama göre;Cenab-ı Allah,şefaat yetkisini sadece Şanlı Peygmberimiz Hz.Muhammed(SAS)efendimize vermiştir. 
    Bürüksel'in Şefaatiyle Cennete değil,gidilse en çok ERVAN'A MAÇA GİDİLİR!! Sonrasına Allah Kerim!!    
    Bugün gündemde iki önemli hadise cereyan etmektedir;
    1-AÇILIM
    2-TIKILIM
    Neyin açılımı ve neyin tıkılımı diye sorulacak olursa;Hainler ,bölücüler ve eli kanlı teröristler için açılım yapılırken,öbürüsü yanda, vatansever aydın,asker,gazeteci ve yazar-çizerler yapılan ihanetleri ,oynanılan kirli oyunları millete anlatıp,milli bir direnç oluşturdukları için çeşitli bahane ve tescilli devlet ve Türklük düşmanlarının yazdıkları yalan yanlış iftiralarla içeri TIKILIYOR.İşte bugünlerdeki iki önemli husus;AÇILIM VE TIKILIM!!

     Bu sözde KÜRT AÇILIMI'nda Hükümetimizin en ufakta olsun,ne söz hakkı vardır ve ne de bir katkısı.   
    Bu senoryo Batı'nın şer merkezlerinde yazılıp,CANİ BAŞI APO ile gündeme sokulmuş olup,soy özürlü,dönme-devşirme,Batı kemiği yalamayı geçim kapısı gören,dolar,Euro uğruna namusunu satacak tiynette,dedesi Osmanlı'ya ihanetten kellesi vurulmuş veya da 9 Eylül 1922 de İzmir'den denize dökülmüş,söz de Yazar, Prof., Aydın ve bilirkişi edalarıyla televizyon televizyon dolaşan SOROS MAAŞLI FİNOLAR,ŞEMPAZE VE ORANGUTAN MAYMUNLARI ile de Kamu oluşturulmaya çalışılmaktadır. 
    Mevcut idarecilerimizin bu işte ki görevi sadece,milleti bir KURBAĞA GİBİ önce soğuk suya koyup sonrada yavaş yavaş ısıtmak! alıştırmak!  
    İçişleri Bakanı birkaç gün önce bu AÇILIM hakında bilgilendirme toplantısı yapıyor,ne hikmetse hiç bir şey konuşmuyor! 
    Ne konuşacak ki;KÜRT AÇILIMINI BATILILAR HAZIRLADI ,CÂNİ GÜNDEME SOKTU!! mevcut idarecilerimizin görevi ise,milleti Kubağa yerine koyup,suyu yavaş yavaş ısıtmaktan ibaret!!
  
    Önce,ABD'den gönderilen emirler paketini uygulama proğramına alan ,sonrada "ANKARA'NIN ŞERRİNDEN BÜRÜKSEL'İN ŞEFAATİNE SIĞINIRIM" diyen mevcut idarecilerimiz,Batı'nın emir-komuta zinciri içinde hareket etmekten başka bir şansı yoktur! 
    KÜRT AÇILIMI dış dayatmadır.  
    Türkiye'de bir kürt sorunu asla yoktur. 
    Sorun,siyasi irade ve otorite sorunudur.

    Sorun, DTP gibi toprak ağalarından oluşan bir sözde partinin halkı istismar ve sömürü sorunudur.  
    Sorun ,meşruiyetini Atlantik ötelerinde arayan mevcut idarecilerin,ABD ve AB dayatmalarına boyun eğerek ,çıkartmış olduğu yersiz ve saçma sapan yasalar sonucu şımarıp dahada güçlenen PKK'nın ,mâsum halkı ölümle tehdit edip korkutarak,zahiren devletin karşısına dikebilme sorunudur.  
    Sorun,devletini seven ve devletinden kopmak istemeyen Kürt Kardeşlerimizin,PKK namlularının insafsız tehditleri altında zorlan DTP ye oy attırtılıp,gelmezsen çocuğunu kaçırır evini,iş yerini yakarız zılgıtlarıyla miting ve nümayişlere katılmaları sağlanırken ,idarecilerimizin vatandaşına Kasti mahsus sahip çıkmayarak,halkı canilerin insaflarına terketme sorunudur.
     Sorun,Batı sonra ne der psikozu ve İnsafsız Batı'ya biat, itâat, şefaat, verilen ev ödevini kıraat ve saltanat kaybetme korkusudur! 
    Sayın İDARECİLERİMİZ ! Şöyle bir dönün ve arkanıza bakın!
    Sizin arkanızda,dünyanın hiç bir idarecisinin arkasında asla olmayan;HERBİR FEDİ DÜNYA'YA BEDEL KOCA BİR TÜRK MİLLETİ VAR.HAZIR VE NAZIR!
    Bu millet sizi delikanlı bildi,size ümit bağladı. Yiğit Türk delikanlısı olmak; Hakk'ı tutup kaldırmak,küfre,arsıza,hırlıya,hırsıza,
haine,kahpeye,döneğe,puşta,zalime posta koyup,hâlime,salime,garibe kol Kanat germektir. Uyanıklıktır, sezmek,hissetmek ,görebilmektir.
    Bunca meziyetiniz var,
   Görün ve anlayın artık,dahil olabilmek için 85 yılık birikimlerimizi uğrunda heba ettiğiniz AVRUPA DENEN MEYHANENİN itlerini,puştlarını....
    Görün ve anlayın artık;AVRUPA BİRLİĞİ DENEN MEYHANENİN TÜRK DEVLETİNİ TEHDİT EDEN AYYAŞ,GAY,HOOSEKSÜEL ZOMTİRİKLERİNDEN;
     -KALKKARSAM SENİ ÇİĞNERİM DİYE BÜLÖF YAPANIN BACAĞININ OLMADIĞINI...
    -BİR SAĞ KROŞE VURURSAM HASTANELİK EDERİM DİYENİNİN KOLLARININ OLMAYIP,İÇKİ KADEHİNİ AĞZINA BAŞKASININ GETİRDİĞİNİ...
    -GÖZÜME GÖZÜKME,DERHAL DEFOL DİYENİNİN İKİ GÖZÜNÜN DE OLMAYAYIP,KÖR OLDUĞUNU... 
    Sayın İDARECİLERİMİZ!
    -TEVEKKÜL EDİN 
    -MİLLETİ SEVİN,ONA GÜVENİN
    -TEVHİD DENEN İLÂHİ KALIBA GİRİN 
    -TEVHİD EN MUHKEM KALEDİR,ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL İSE,MAL
    -MÜLK SEVDASIDIR 
    -SEVDANIZ HAKK VE MİLLET OLSUN VE SONRA DİK DURUN,ATIN NAĞRANIZI,MİLLET SİZİ SIRTINDAN ATMASIN,SİZ FATİH'İN ,KANUNİ'NİN TORUNUSUNUZ,KAMÇI ŞAKIRDATMANIZ BASTIRSIN ÇAN SESLERİNİ
    -YİĞİT TÜRK DELİKANLISI GİBİ YÜRÜYÜN,TOK ÇIKAN ÖKÇE SESLERİNİZ BORA OLSUN...KASIRGA OLSUN...VE ŞİMŞEK OLUP ÇAKSIN,BRÜKSEL'DE HAÇ ŞEKLİNDE İNŞA EDİLEN ŞER ÜSSÜ AB MERKEZ BİNASININ DAMINDA... 
     -YETERKİ SİZ KÜKREYİN;SİYASİ ÇÖZÜM,TÜRKİYELİLİK,36 ETNİK KÖKEN ,KÜRT REALİTESİ,KÜRT AÇILIMI ÖZERLİK DİYE KALIN BAĞIRSAĞINDAN GÜRÜLTÜ ÇIKARTIP,TÜRKİYEMİZİN HAVASINI BOZUP,SUYUNU KİRLETENLERE KARŞI O ZAMAN "75MİLYON SİZİNLE YÜRÜYÜP VE SİZİNLE ISLANACAĞIZ BU YOLLARDA"
    - 9 EYLÜL 1914 te TALÂT PAŞA GİBİ GÜR BİR SESLE "HASSS...KTİR"ÇK YETER...
    NEDEN YAPAMAYASINIZ Kİ?..BU MİLLET SİZİ ,DELİKANLI BELLEDİ... İDARECİLERİMİZ DEDİ...
    TALÂT PAŞA NERDESİN ÇIK TA GEL! BİR BAŞINA YETERSİN YEDİ DÜVELE!! 
    Osmanlı Devleti 1.ci Dünya Savaşının şartlarından yararlanarak 9 Eylül 1914 te Kapitülasyonların kaldırıldığını açıklar. Buna ilk itiraz ,Kapitülasyonlardan istifade eden FRANSA ve İNGİLTERE'den gelmesi gerekirken, müttefikimiz olan ALMANYA'dan gelir.
    Kararı duyan ALMANYA'nın Türkiye Büyük Elçisi VANGENHAYN,nefes nefese
TALÂT PAŞA'nın evine koşar ve TALÂT PAŞA'ya; 
   "SİZ HANGİ HAK VE SELAHİYETE DAYANIP VE KİME DANIŞARAK KAPİTÜLASYONLARI KALDIRDINIZ"der 
   
TALÂT PAŞA,VANGENHAYN'a önce;"KAPININ VE MERDİVENLERİN NE İŞE YARADIĞINI BİLİYORMU SUNUZ EKSELANS"diye sorar.  
    TALÂT PAŞA'NIN Kendisini nazikçe kovmasını anlamamazlıktan gelen ve kendisini Almanya'nın "TÜRKİYE SİASİ KOMİSER "zanneden VANGENHAYN'e ,bu sefer anladığı dilden cevap veren TALÂT PAŞA,kızarak bağırır "HASSSİKTİR ULAN İT" 
    Şimdiki Siyasilerimizin ise,VANGENHAYN gibi itlerin karşısında KABUKLARI İÇİNE BÜZÜLÜYORLAR!! TALÂT PAŞA,YİĞİT TÜRK DELİKANLISININ 24 AYAR OLANI İDİ!!!
    ŞİMDİKİLER İSE SADECE ALTIN SUYUNA BATIRILMIŞ İDİ!!! AYARLARI DÜŞÜK

    YÜKSEKLERİ MEKÂN TUTUP,BEN EN İYİSİNİ BİLİRİM...DEDİĞİM DEDİK,ÇALDIĞIM DÜDÜK,BENDEN GAYRISI ZÜBÜK,ÇAKARIM... YAKAR YIKAR... DEVİRİRİM HAVASINDA OLUP,YÜKSEKLERDE TANSİYONU BOZULUP BAŞI DÖNEN... ÂLEM BUYSA KRAL BENİM ,YA BEN YA HİÇ... DAĞLARI BEN YARATTIM ,KEPİMİN ÜSTÜNE KEP,BAŞIMIN ÜSTÜNE BAŞ İSTEMEM DİYENLERİN BİLMELERİNİ İSTERİM Kİ; 
    -Kişiye ne isterse o verilir,istediğin şey eline konur,ama çoğu kez elinde tutamazsın,Kayar gider!! Sonu gelmez,nihayeti hüsran olan dünyalık arzu,heves ve hırsların mengenesine düşmemek gerek!
     -Hayata,önümüzde hiç bir güç ve engelin kalmadığını sandığımız ve dilediğimiz her şeyi,sınırsız da olsa elde edebileceğimizi sandığımız bir nokta vardır.İnsanoğlunun bilmesi gerekir ki;üzerinde hiç bir engelin kalmadığı düşüncesine kapılarak yürünülen yol,dünyayı geçip ahirete uzanır.Hesap vardır.
    -Allah indinde ve milletin gönlünde hayat bulup,itibar kazanabilmek için;mal,mülk,rütbe,koltuk,maddi istek ve dünyevi arzular itibarıyla ölmeden önce ölmek,elinden alınmadan evvel vermek gerek! Şöyle de söylenebilir;içimizdeki dünyayı öldürmek,kin,hased,riya,hırs,kibir,
gurur ve yalanı terketmek gerek!
     -Hz.İbrahim'i ateşe atan ve sonra Allah'ı bulup,O'nunla savaşabilmek için BABİL KULESİ'ni yaptıran, Hz.İbrahim'e açtığı savaş sonunda, ordusu üzerine gönderilen sinek sürüleriyle ordusu perişan olup, kendiside küçük bir sineğin burnundan içeri girmesi sonucu geberen NEMRUD kıssasından bir mü'min olarak dersler çıkartmak lazım!
    Bu olay şunu göstermektedir ki; "Zalimler,hain ve münafıklar her devirde,Allah'ın en küçük mahlükuyla bile hak ettiklerine çarptırılarak helak edilirler!Bundan hiç Kimsenin şüphesi olmasın " Nemrud kıssasından çıkartacağımız bir diğer önemli derste; "En büyük haksızlık ve işkencelere maruz Kalsakta,hiç bir şekilde Allah'a olan teslimiyet ve tevekkülümüzden vazgeçmeyeceğiz. Kötü komşu, merhametsiz evlat,sadakatsız avrat hain idareci ,aman vermeyen düşman ,çaresiz bi hastalık ...Her şey bir imtihandan ibârettir"
    Doğumundan başlamak üzere "BEN" diyerek,bunda ısrar eden insan ilahi aşkla yoğrulmaya başlayınca,ilk işi"BEN"i terkederek SEN demeye gayret eder.Dünya ve içindekilere meyleden insanın hali,susadıkça tuzlu su içen ve içtikçede susayan zavallırınkinden farksızdır. ...
    "BEN MERKEZLİ" yaşayarak gönlünü mal-mülk-makam sevgisiyle tıkapasa dolduran insanın gönlünde;ALLAH AŞKINA,,HZ. MUHAMMED(S.A.S)SEVGİSİNE ,MİLLETE DUYULMASI GEREKEN MUHABBET, MERHAMET HİSSİ VE HİZMET DUYGUSUNA EN KÜÇÜK TE OLSA YER KALIR MI HİÇ?

...

 

    "KÜRT AÇILIMI",ülkenin bölünmez bütünlüğü hedef alan Batı kaynaklı bir ihanet hareketidir.
    -1984 Şeminli-Eruh baskını ile başlatılan bir süreç ve ihanete ebelik yapan ÖZAL dönemi...
    -Kürt realitesini tanıyorum...  
    -Kürt sorunu benim sorunumdur...
     -Ve en son Kürt açılımı...
     -Diyarbkır Güneydoğu'nun Yıldızı olacaktır diyen BOP Eşbaşkanı neticede,ABD ve AB 'den aldığı emir ve talimatlar doğrultusunda Devletimizi parçalanmasının eşiğine taşımıştır!"Kürt açılım" anayasal bir suçtur,ülkeyi parçalanmaya doğru sürüklüyor.
    Böyle durumlarda,Anayasa'nın 122/1.ci maddesine göre TBMM ve Hükümete düşen görev SIKI YÖNETİM İLAN ETMEKTEDİR.
    Ülkenin ve milletin bölünmezliğini tehlikeye sokan şiddet ve ihanet hareketlerinden başka bir şey olmayan PKK ve Yandaşlarının eylemlerini çözümü,ne daha fazla demokrasidir ve ne de bugün gündemdeki KÜRT AÇILIMI. 
    Milyonlarca Türk evladının kanları ve
 
anaların,bacıların,gencecik gelinlerin,Körpe yetimlerin ahları ve gözyaşları pahasına,şehadetler temelinde kurulan...canla,kanla yaşatılan bu Devlet,bu vatan;Batılı şerefsizlerin hazırlayıp,APO denedn CANİ'yle seslendirilen,bir kaç kendini bilmez Kemik yalamaya alıştırılmış,kıçı kırık yazar,çizer,prof.bozuntusu,
Vatikan finosu olupkoynunda gizli Haç kolyesi asılı münafık ilahiyatçı etiketli"POPOSU EZİKLER"le de,lağım kanalı TV.ekranlarınd konuşularak millete şirin gösterilmeye çalışan "KÜRT AÇILIMI"yla bölünüp ve parçalanma sürecine sürüklenemez ve bu ihanete de kimseniz ne gücü yeter ve ne de makamı böyle biline!!!
   
Ne hazin ve utanılması gereken bir acizliktir ki;Açılım hakkında bilgilendirme toplantısı tertip eden Sn. İçişleri Bakanı sadece şu kadarını söyleyebiliyor"Bu açılım hakkın da destek ve ilgilerinizi bekliyoruz" 
    -Sormazlar mı adama Sn. Bakanım; Bu açılım Paketinin içinde neler bulunuyor,ne ye hangi desteği,ne şekilde vereceğiz diyerek. 
    BU AÇILIM'ın içinde nelerin olduğunu,ne Bakan biliyor ve ne de Başbakan! 
    -Ama birileri çok iyi biliyor! -Kimler mi biliyor!Söyleyelim -Hazırlayan ABD ve AB biliyor!  
    -İmralı'da ki cani biliyor!
    -D.T.P.biliyor!
    -Kadil Dağı'nda ki Karayılan biliyor!
 
   
PEKİ,KİMLER BİLMİYOR?SADECE MEVCUT İDARECİLERİMİZ BİLMİYOR! AMA ÖĞRENECEKLER! 
    YA MUHALEFET (CHP-MHP) BİLİYORLAR MI?BİLSELER NE OLUR! BİLMESELER NE DEĞİŞİR!
EN ÖNEMLİSİ ,MİLLET BİLMEYE BAŞLADI,DİŞLERİNİ SIKIYOR! BİR ÖNEMLİ OLANI DA;
ALLAH BİLİYOR! VE MUTLAKA GAHHAR İSMİ ŞERİFİYLE  KAHREDECEKTİR.GÖRECEĞİZ.
AMİN-AMİN VE SONSUZ KERE GAHHAR ,SONSUZ KERE YA GABIZ!!
 

  10-8-2009

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU


YÜCE ALLAHA EMANET  OLUN

* * * * * * * * *


13.KONU


ORHAN KILIÇOĞLU'NDAN

PEYGAMBERİMİZİN MEZHEBİ VAR MIYDI?
 MEZHEB NEDİR?

    DÖRT BÜYÜK MEZHEB,BİR ZARURETİN NETİCESİ,BİR KURTULUŞ REÇETESİ,İNSANLARI SELÂMETE ERDİREN YOL OLARAK MEYDANA GETİRİLMİŞTİR. İSLÂM'IN BU DÖRT MEZHEBİ,İSLÂM'IN BİRBİRİNİ ONAYLAYIP,BİRİ DİĞERİNE DERİN HÜRMET DUYAN MÜESSESELERİDİR

    İnsanların düşünceleri bir çok sebepten dolayı çok çeşitli farklılıklar arzeder. 
    İnsanlar,farklı karakter ve kabiliyetlerde yaratılmış olup,ilgi sahaları değişik,ilim ve kültürleri birbirlerine oranla çok veya azdır.  
    Sonuç olarak;insanlar farklı düşünürler,bu farklı düşüncelerinden dolayı da sık sık ihtilâfa düşerler. 
    Olayları,kendi arzu ,istek ve eğilimleri doğrultusunda,ya kavrar kabul eder,ya da reddeder. 
    Herhangi bir şeyin,iyi veya kötü,faydalı-faydasız,hoş-nahoş,güzel-çirkin olup olmadığının karar noktasında,hemen çoğu kez hislerimizle hareket ederek aklımızı yönlendiririz. 
    Olayları farklı şekillerde değerlendiren insanlar,aynı bir tek meseleden birbirleriyle çelişen çok farklı hükümler ortaya çıkartacaklardır.
     Eshab'dan sonraki yıllarda bir takım insanlar tarafından,imanda ve itikatta maksatlı bir çok ayrılıklar,fitne ve bid'atlar ortaya atıldı,böylece zaman içinde bir çok sapık fırkalar ortaya çıktı.
     Münâfık ve başka dinden olanlar,Kur'an ayetlerini kendi anlayışlarına göre açıklamaya gayret gösterdiler.
    MECUSİ İNANÇLARI İLE HİND VE YUNAN FELSEFESİNİN İSLÂMİYET'E SOKULMA ÇABALARI YANINDA,bir çoklarının da,Eshâb-ı Kiram'ın meselelere ait içtihad ayrılıklarındaki noktaları kavrayamama ve bunları kendi nefsani isteklerine,siyasi emel ve ihtiraslarına alet etmeleri,çok büyük bir kargaşanın doğmasına sebep oldu. 
    İMÂM-I AZAM,İMÂM-I MALİK,İMÂM-I ŞÂFİİ ve İMÂM-I AHMED BİN HANBEL,Kur'ân-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerden içtihad ederek,İslâm dinindeki emirleri,yasak,haram ve halleri açıkladılar.
     Bu dört büyük İmamın kaynağı aynı olup;1-Kur'ân,2-Hadis,3-İcmâ-i ümmet,4-Kıyas-ı fukaha'dır.
    Dört büyük mezhep,bir zaruretin neticesi,bir kurtuluş reçetesi,insanları selâmete erdiren bir yol olarak meydana getirilmiştir.
    İslâm'ın bu dört mezhebi,İslam'ın birbirni onaylayıp,biri diğerine derin hürmet duyan temel müesseseleridir. 
    Yazının başında belirtildiği gidi,mezhepler(4 büyük);farklı karakter ve Kaabiliyetlerde yaratılmış,arklı algılamaları,farklı düşünceleri olan biz insanlara, "İMAN VE İTİKATTA" öze bağlı kalmak şartıyla kolaylıklar tercih hakkı getirilmiş ve bu hakkı tanımışlardır.
     İslâm'ın dört büyük mezhebi,birbirlerine saygı duyarlarken,Hıristiyanlık ta ise her mezheb(KATOLİK-PROTESTANLIK-ORTODOKS)ayrı bir din hâline gelerek,çok uzun yıllar kendi aralarında savaşıp çok kan dökmüşlerdir.En vahşeti; 
    "24 Ağustos 1572 de,Dokuzuncu ŞARL'ın emri ile düğün bahanesiyle Paris'e davet edilen 60 bin Protestanın katolikler tarafından bir gecede öldürülmesidir"
   
 Bu gibi sayısız katliamlar çok uzun yıllar devam ederek yüz binlerce insan öldürülmüştür.İNANDIM DİYEN HER İNSANIN (MÜ'MİNİN)BİR MEZHEB VE MEŞREBİNİN OLMASI ZARURİDİR. Bu söz,Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.s) için de geçerli midir sorusunun cevabına gelince;
    
 Hiç şüphesiz ki Peygamberimizin mezheb ve meşrebi yoktur.O'nun hayatı vahiy ile kontrol altındadır.O'na her şey Cenab-ı Allah tarafından "CEBRAİL"ile ulaştırılmıştır. 
    -O,bütün yolların ulaştığı merkezdir.
    -O merkezdir,merkezin yönü olamaz,
    -Bütün yollar O'nadır.
 
    Ashab-i Kiram'ın da mezhebi yoktu.Ashab her konuyu ,vahiy'den geldiği şekliyle Peygamberimizden sıhhatlice öğreniyordu.
    Bugün dikkat edilecek olursa görülecektir ki,T.C.Devletinin Kuruluş felsefesine,bölünmez bütünlüğüne düşmanlık besleyerek,LOZAN değilde SEVR taraftarı olanların bir çoğu ilâhiyatçı,su veya buculuk adı altında,İslâmi ünvan ,sıfat,etiket taşıyarak süret-i Hak'tanmış gibi gözükmeye çalışsalar da her birerleri birer azılı "Din ,mezhep ve meşreb tahribatcısı"dırlar.
     Bugün,üretilip türetilip iç ve dış fesat ocaklarınca desteklenerek medyatik hâle getirilen bir çok sapık ,hokkabaz,söz de alim ,ülemâ sahte ilâhiyatçı ajan kişiler, "mezhebsizlik propagandasıyla" İslám'ın iman ve itikat esaslarını yıkabilmenin gayreti içinde olurlarken,bazı sapıklar da,şucu veya
 bucu Prof.unvanları!adı altında ,sayıları 100 binlerce olan Hadis-i Şerifleri inkârla,bu sayıyı 20-30 a kadar indirmenin gayreti içindedirler. 
    İslâm dini ve muhafazakârlığı referans göstererek iktidara gelen mevcut idareci zihniyetinin bir neticesi olarak geçen sene (2008)de Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirdiği kalabalık bir ilâhiyatçı grubu,prf.M. ZÜMRÜT başkanlığında İngiltere'ye giderek,KATOLİK VE PROTESTAN PAPAZLARLA Hadis-i Şerif ayıklamışlardır.
     Pek yakında "BOP,Dinlerarası Diyalog ve ılımlı İslâm projeleri Kapsamında" Kur'an da ki süre ve Ayetler de,VATİKAN KİLİSESİNİN istekleri doğrultusunda ayıklanarak 6666 ayet sayısı daha aza indirilecektir!
     -ABD Büyük Elçisi EDELMAN'ın ricasını Kıramayan Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Prf.M.AYDIN(mevcut idarecilerden)sayesinde ÂL-İ İMRAN-19,cuma hutbelerinden çıkartılmadı mı? 
    -6 Ayet olan Fâtiha Süresi mekteplerde 5 Ayet olarak okutulmuyor mu? 
    -LÂ İLÂHE İLLALLAH,MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH şeklinde olan Keklime-i tevhid'den "Muhammed Aleyhisselam O'nun kulu ve Resülüdür" bölümü çıkartılarak çocuklarımıza öğretilmiyor mu?
    
 Demek ki Hadisler gibi Ayetler dahi çoktandır ayıklanılmaya başlanılmış bile! 
    Bu durum karşısında ki bu bir küfürdür,cami cemâti,Hacısı,Hocası,Şeyhi,Müridi,Mürsidi ne yapıyor?hangi tepkiyi gösteriyor acaba? 
    Hiçbir tepkileri yok!herkes halinden memnun.Onların derdi ve merakı; 
    -Kaç çuval kömür kapabilirim!
    -Ne kadar makarna,yağ zıkkımlanabilirim!
    -Hemşire kızımın,öğrtmen gelinimin tayinini yaptırabilir miyim! 
    -Müftüyü kafaya alıp,berber ,kasap Kontejanından Hacca beleşten gidebilir miyim?
    -Şu bizim ... li Aday Belediye Başkanlığını bir kazanabilse,Kaçak Katıma bir ruhsat uydurabilir miyim?
    
 Bir başka "entel-dantel takılan"İslâm âlimi! geveze papağan grubu ise;TESETTÜRÜ,VELİLİK VE EVLİYALIK gibi yüce makamları...tarikat denen,AHMET YESEVİLER'İN,,HACI BEKTAŞİ VELİLER'İN ,MEVLÂNALAR'IN yollarını inkârın peşindeler! 
    Bu gibi ,Hak,Hakikât,
Tarikat,Mezheb,Meşreb inkarcılarının tümü,geçmişlerin ABDULLAH İBN-İ SEBELERİ'DİR ve aynı gizli mahfil ve karanlık küfür localarınca idare edilirler!
    
 MEZHEB;takip etmek,gidilen yol demektir.Mezhebsizlik propagandası yaparak,insanların akıllarını çelmek İBLİS KURYELİĞİ'dir. 
    Bu gibi iblisler her ne kadar mezhebsizlik propagandası yapsalar dahi ,mutlaka her biri bir mezhebin sahibidir!O da İBLİS MEZHEBİ'dir!Bunlar,İBLİS'E MÜRİD,CEHENNEME ODUNDURLAR! 
    BU GİBİLER AYNI ZAMAN DA;
    
 -DEVLETİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNE
     -IRZIN-VATANIN MÜDAFİİ TÜRK ORDUSUNA 
    -GERÇEK SAMİMİ MÜSLÜMAN VE VATANSEVERLERE
     -ŞANLI PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED MUSTAFA'YA
    -HAK YOLUNUN YOLCUSU İRŞAD,TEBLİĞ ,CİHAD EHLİNE,ŞEHİTLİK VE GAZİLİK RUHUNA

BİRER AZILI DÜŞMANDIRLAR.
17-8-2009

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU


YÜCE ALLAHA EMANET  OLUN




* * * * * * * * *

14.KONU

       ORHAN KILIÇOĞLU'ndan
      




  HER ÜLKÜCÜNÜN GÖNLÜ BİR AYNA GİBİ OLMALIDIR.  İBADETLE, TEVHİD`LE PARLATILMIŞ BİR AYNA!!                       
                   ORHAN KILIÇOĞLU


       
YARINLARA...  SELAM OLSUN
 
 DEĞERLİ ABİMİZ ORHAN KILIÇOĞLU`nun 
TRABZON VE İSTANBUL   BAŞLIKLI  ÖNEMLİ UYARILAR-MESAJ VE TARİH DERSİ İÇEREN Müthiş  YAZI DİZİSİ

 ************************************************************

TRABZON ve İSTANBUL
TRABZON ZAĞNOS-TABAKHANE VADİ PROJELERİ

     Bir Trabzon düşünün ki,geçim kaynakları olan
fındığı,tütünü öldürülmüş,sınır kapısının açılmasıyla,en büyük özelliğini teşkil eden aile ve namus anlayışına ağır darbeler indirilmiş,hergün onlarca kepenk indiriliyor,sokak ve kahvehaneleri işsiz gençlerle dolup taşıyor,şehrin sahil şeridi ise,adaba ve edebe sığmayan iğrenç kız-erkek ilişkileri sebebiyle,namuslu insanların dönüp bakamayacağı kadar çirkin mekanlara döndürülmüş!!
    Bütün bu olumsuzluklar görmezden gelinerek,devlet denilen çare müessesinin hiç bir kurum ve kuruluşundan,Sivil Toplum Örgütlerinden en küçükte olsun bir ses çıkmıyorken,yabancı servis elemanları ortalıkta cirit atıyor.
   Genel ahvali böylece özetledikten sonra,şehirde uygulanılan ZAĞNOS ve TABAKHANE VADİSİ PROJELERİ`nden bahsedelim.
    İstanbul,insanlık tarihi boyunca dünyanın en önem arzeden bir şehri olma özelliğine sahip bulunmasına rağmen,Trabzon Şehri ile aralarında geçen rekabet neticesinde,zaman zaman ikinci plana düştüğü devirler olmuştur.
    Malazgit`le başlayan Anadolu`nun fetih harekatı,1461 de Trabzon`un fethi ile tamamlanabilmiştir.
    Anadolu`nun fethinde,düşmanın en son yere düştüğü nokta Trabzon olunca,dün yere düşenler,en son düşürüldükleri yerden tekrar ayağa kalkmak isteyeceklerdir!
    Son yıllarda hız kazanan Pontusçuluk faaliyetleri,bu ayağa kalkma isteyişlerinin bir neticesidir.
   
Tarih kitapları,her ne kadar Türkler`in Anadolu`ya ilk gelişlerini,Malazgirt Zaferi 1071 tarihini esas alarak yazmış olsalarda,bu beyan yanlış ve art niyetlidir.
   Türkler,M.Ö.3500 yıllarında, KUMAN, KIPÇAK, KİMMER, İSKİT,AVAR,daha sonraki yüzyıllarda ise ÇEPNİ TÜRKLER`İ olarak akın akın gelerek,bilhassa KARADENİZ BÖLGESİNİ yurt tutmuşlardır.
    Malazgirt Zaferi 1071 den 4500 sene önce Anadolu`ya yerleşen Türkler`in zaman içinde bir çoğu Hıristiyanlaşmış olsalarda,daha sonraları gelen SELÇUKLU ve OSMANLI dönemlerinde,kendi ırkının dini olan İslam dinine girmişlerdir.
    Osmanlı`nın,Şer`i mahkeme sicilleri ve Salnamelerde isimleri "Yağmur-Aydın-Karagöz-Çağrı-Yahşi-Doğan-Dursun-Kaya-Çiçek-İvaz-Sırma-Kumru-Akça-Kutlu-Timur-Sevindik-Bali-Erekıl-Arslan-Kaplan-Turasan-İvazşah-Tarukan(Tarkan)-Tengri vermiş(Tanrı vermiş)Cihan -Keramet-Keramettin-Kerem-Şemseddin-Emir-Emirmelik-Yusuf-Halife-Koçbey-Sultan-İvazmelik-Şahmelik-Emirhatun-Murat-Kurt-Balaban-Bahtiyar-İnayet-Pandar-Şirmet Memi-Hocahan-Kocaman-Türkmen-Hoş oğlan-Fındık-Çıtak-Çıtlak-Timur-Emirali-Gün-Güntekin-Babür...."olan sayısız insanın İslam`a döndüklerini yazar.İsimleri Türkçe olan bu insanlar Hıristiyandılar.
    Of-Çaykara-Tonya ilçelerimiz de çok sağlam ve köklü Oğuzboyları yaşamaktaydı.1204-1461 tarihleri arası,İstanbul`dan kaçıp gelerek,Trabzon`da sadece 257 sene hüküm süren KOMMENOSLAR,bilhassa OF-ÇAYKARA VE TONYA`da Türkleri asimile(Yok edemedikleri için),özel Papazların yanında silah zoruyla DİL EMPERYALİZMİ UYGULAMIŞTIR.

Yazım Tarihi:
1-6-2009
 / 1.BÖLÜM...

**********************************************


    Dünya`da namusuna en düşkün ve namusu üzerine en çok titreyen millet Türk Miletidir.Bundan dolayıdır ki;dünya da en çok namus cinayeti Türkiyede işlenir.Bu durum bir barbarlık değil,ulvi bir namus anlayışı ve müstesna şeref meselesidir.Avrupa ve dünyanın çeşitli yerlerinde de cinayet işlenir lakin,onların ki namus melesesi değil,özellikle,paylaşım ve İstifade meselesidir.Yurdumuzda en çok namus,iffet cinayeti, sağlam  oğuz boylarının yerleşik olduğu Tonya ve civarında işlenir. Bu durum,Türklük duygusunun Karadenizde dimdik ayakta durduğunun ispatıdır.
   
Bugün,Batılılar`ın üzerinde en çok durdukları ve müdehale ettikleri mesele Töre ve namus cinayetleridir.Batılılar,
öldürülenlere acıdıklarından,insani duygular besledilerinden değil,Türkiye`de fuhşun,zinanın önünün açılması,toplumumuzun çözülmesi için Töre ve namus cinayetlerine çok ağar cezaların verilmesi gayesiyle
, milyonlarca Euro`luk fonlar oluşturulmuş,besledikleri Sivil Toplum Kuruluşlarıyla devletimize baskı yapmaktadırlar!!
    Fransız akademi üyesi LE BEAU,Alman tarihçi FELLEMAYER,çek tarihçi HROZNY.Bu üç meşhur tarihçi yazdıkları eserlerinde,TRABZON ŞEHRİNİ,YAKLAŞIK M.ÖNCE 2000DE TURANİ KAVİMLERİN KURDUKLARINI BİZZAT TESPİT EDİP AÇIKLAMIŞLARDIR.
Yunan asıllı tarihçi CHARLES TEXİER`E GÖRE DE ;TRABZON ŞEHRİ,YUNANİSTAN`DAN DAHA ESKİDİR.HATTA,MORA`DA Kİ ARGOS KENTİNDEN BİLE.
Yani;Yunanlılar,Kendilerinin olmadığı bir zaman da,kendilerinden önceki bir şehri nasıl kurmuş olabiliyorlar.Bu yalan iddialara Kendileri bile inanmayıp,gülüyorlar!

Yazım Tarihi: 2-6-2009 / 2.BÖLÜM...
***********************************************


ALFRED DUGYAN`a göre( ABD `li araştırmacı yazar );PONTUS KRALLARININ VE HALKININ YUNANLILARLA HİÇ BİR İLGİSİ YOKTUR.
Bu gün ki Yunanistan Doğu Romalı değildir,çünkü Yunanlılar M.Ö.3.cü Yüz yılda tarihten silinmiştir.
Bu gün kendisini Yunan diye tanıtanlar,aslında SIRP-ARNAVUT-SLAV Karışımı melez bir millettir(millet bile denemez)
Yunanlı tarihçi HEREDOT, M.Önce 4.cü Yüz yılda şöyle yazar;"M.Ö 4.cü yüz yılda,Türkler o kadar kalabalıklar ki,Karadeniz Türkleri almıyordu"
  YORGOS KORTADOS, BüyükYunan tarihi isimli eserinde şu şekilde yazar;
"Yunanlıların Pontus ile hiç bir alakaları yoktur.Yunanlıların Pontus ile alakaları,Atinalı tüccarların gemileriyle gelip,Trabzon bölgesinden çaldıkları inekleri,Atina ve Mısır`a götürüp satmalarından ibarettir"
  Trabzon Kalelerinin kimin tarafından kurulduğuna dair tek  gerçek bilgi;Hz.NUH`un oğlu YAFES`in soyundan gelen Türkler tarafından kurulmuş olmasıdır.
  Bu gerçeği saptırmak isteyen İngilizler,büyük bir sahtekarlık örneği sergileyerek ,çeşitli eser ve dergilerinde HZ.YAFES`in ismini,Ermenice bir isim olan YAFET şeklinde yazarak, YAFES ile Türklerin bağını koparıp,devreye ermenileri sokmaya çalışmışlardır.
  Trabzon ili dahilinde bulunan VAIELON KİLİSESİ PONTUSÇULAR İÇİN ÇOK ÖNEM ARZEDİYORDU.ELE GEÇEN KİLİSENİN CEMAAT LİSTESİNDEKİ İSİMLERİN HEPSİ TÜRK İSMİ,YANİ MALAZGİRT`TEN ASIR ÖNCESİ KARADENİZİ YURT TUTAN TÜRKLER.

    AŞAĞI KUMANIT ,YUKARI KUMANİT,KUMANİT KÖYÜ,KUMANDONOS YAYLASI,KOMOVA DERESİ,KUMANDERE RAŞİ,KUMANDERE KADAHOR,KUMANDERE HABEL-KUMANDERE YAYLASI,KUMAN YUDU YAYLASI,KUMAN TEPESİ,KUMAN KÖYÜ,ŞİNİK,ŞOVA,İLANA,
BABÜR KİLİSE,KIZIL ELMA,ÇAL,TONYA KOMYATAĞI,(bugünkü iskenderli) gibi daha sayılamayacak
    kadar çok,köy,dere,yayla,dağ,tepe,
çay ve mevki isimlerinin her biri,
bir tokat gibi inmektedir sahte ve maksatlı Pontus iddiasında ki iç v
e dış mahfillerin suratlarına!!
  KEMENÇE VE HORON ise tek başına pontusçuların ve Yunan istihbarının yalanlarını çürütüp yüzlerine çarpmaya kafi geliyor. 
   86 yaşında olup,36 büyük esere imza atmış ,gerçekçi-ilmi araştırmaları ve ETRÜSKLER çıkışıyla,İtalya`nın binlerce yıllık tarihi tezlerini altüst eden,dünya çapında tarih araştırmanı sn.KAZIM MİRŞAN`ın bir eserinde şöyle söyler;
  "KARADENİZ BÖLGESİNİ ADIM ADIM GEZDİM,MAĞARA MAĞARA DOLAŞTIM.TAŞLARI MAĞARALARI KAZDIM,ALTINDAN HEP VE SADECE 5-6 BİN YILLIK TÜRK YAZITLARI ÇIKTI"

Yazım Tarihi: 3-6-2009 / 3.BÖLÜM...
********************************


  Bu noktada bahsetmeden geçemeyeceğim;Böyle,bölge tarihine hakim büyük insan sn.KAZIM MİRŞAN,Asım Aykan`ın Belediye Başkanlığı döneminde Trabzon`a geliyor,ne Belediye ne de Üniversite tenezzül edip,bu insanın ne yüzüne bakıyor,ne ona bir Konferans verdirtiyor!!Böyle fırsat tepilir mi?!!
 
HİTLOVİ (İngiliz Bizanskolog)
Hitlovi,"Karadeniz insanı,müslümanlaştırılmış Rum ve Hıristiyanlardır"diye bir tez hazırlar...Bu hain İngiliz aynı zamanda Boğaz içi Üniversitesinde öğretim üyeliği de yapmıştır.
    Trabzon-Çaykaralı büyük araştırmacı sn.HANEFİ BOSTAN,yazdığı bir eserinde ortaya koyduğu ilmi,delile dayalı gerçeklerle,HİTLOVİ`yi tamamen çürüterek,rezil bir duruma sokmuştur.HİTLOVİ,AYNI ZAMAND HEM BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTEMİZ DE ÖĞRETİM GÖREVLİSİDİR VE HEM DE İNGİLİZ GİZLİ SERVİSİ MI-5 in ELEMANIDIR.Nasıl oluyor ve nasıl müsaade ediliyor sa!
      BU KADAR İHANET OLMAZ.NASIL MI?
    Pontusçuluğu çürüten ilmi bir kitap yazan HANEFİ BOSTAN beyefendi ,Koca Türkiye de arkasında mali bir destek bulamazken,ne kadar acıklı ve düşündürücüdür ki;
Pontusçuluğu destekleyen kitaplar yazan Türk düşmanı,hain ve dış gizli servis elemanı şahıslar,arkalarında mali destekler bulabilmekteler.
    ATATÜRK VE KİLİSELER
   Karadeniz de gayr-ı milli ve Hıristiyan nüfus kalmayıp,hiç bir sürette de artış gösteremezken,dağlara,vadi ve köylere çok sayıda kilise yaptırmışlardır.
    Atatürk`e göre bu kiliseler,ibadet için değil,silah deposu,savunma mevzileri ve fitne yuvası için inşa edilip,bu maksatlar la kullanılmaktadır.
     19 Mayıs ta Samsun` a çıktıktan sonra ,bunu telgrafla gündeme getiriyor ve bütün kiliselerin yıkılması taraftarıdır.
    EVET,TARİHTE BİR PONTUS İMPARATORLUĞU VAR DI...VAR OLMASINA DA
   Bahse Konu Pontus İmpratorluğunu İranlı 2.ci Mihridat m.ö. Kurmuştur.İran`ın 19. cu eyaleti idi.Mihridat,Farsça parlayan güneş demektir.Bunun,Rumla ,Roma ile,Yun
anla hiç bir bağı yoktur.
      Bugün, Karadeniz Bölgesi ile en küçük bir bağı olmayan Yunanistan`ın iddia etdiği şekilde bir RUM PONTUS İMPARATOLUĞU ASLA YOKTUR , BU TARİHİ BİR YALAN VE YÜZSÜZLÜKTÜR!

Yazım Tarihi: 4-6-2009/ 4.BÖLÜM
*************************


    4.cü Haçlı Seferi için yola çıkan latin Avrupa ordusu,İstanbul`a gelip daha ileriye yürümek istememiş,İstanbul`u (Doğu Roma`yı) yağmaya başlamış,büyük vahşetler sergilemiştir.Bu durum karşısında KOMMENOS AİLESİ İstanbul`dan Kaçarak Trabzon`a gelip,burada bir TEKFUR(şehir devleti)olarak 1204-1461 arası 257 sene hüküm sürmüştür.
   Şayet bu bahse konu şehir devleti,bir imparatorluk olmuş olsaydı,Fatih Sultan Mehmet Han,elini kolunu sallayarak surların dibine kadar gelmezdi.İmparatorluğun 300-400-700 Km. öteden başlayan bir sınırı olur ve o sınırı,el kol sallayarak geçilemez,mutlaka bir noktadan sonra ordular çarpışırlar veya bir geri çekilme hareketi olur.Fatih Sultan ,Trabzon` u teslim aldığında,bu şehir devletinin Başbakanı ALTEMUR isimli bir Türk`tü.Ve bu devletçik yaşamak için Türklerden evlilikler(Kız verme)yapıyor,haraç veriyordu.Madem,okullarda çocuklarımıza "Rum Pontus İmparatorluğu"gibi şaşalı bir şekilde niçin okutuluyor?
    Niçin mi? Bizim tarih ders kitaplarımız,ABD Kalifornıya Tarih Enstitüsü`nün tavsiye ve Kontrollerinde yazılır.(Prf. Oktay Sinanoğlu açıklaması)
    Bugün, kıçı kırık, bir avuçluk Yunanistan ,İstanbul üzerinde dahi hak iddiasında bulunurken ki,fATİH ,İstanbul`u Doğu Romadan almıştır,bugün ise Doğu Roma diye bir şey kalmamıştır.Doğu Roma ile Yunanistan arasında ki bağ sadece dilden ibarettir.Biz niçin demiyoruz ki; ben senin bugün üzerinde yaşadığın şu topraklar da 500 yıl tek hakimdim,üstelik senin bugün yaşamış olduğun coğrafya da , benim de şu kadar soydaşım Türk yaşıyor.Senin bugün Trabzon`dan toprak talebi için kurduğun,yurt içinde 54,dünyanın bir çok ülkesinde ise faal 176 PONTUS DERNEĞİN VAR.Bunun yanında Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren 31 ERMENİ VE TÜRKİYE`DE CİNAYETLER İŞLEYEN 38 BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ DERNEĞİNİN BARINMASINA,ÜST KURUP ŞUBE AÇMASINA İZİN VERİP,MALİ DESTEKTE BULUNUYORSUN.
BUNUNLA DA KALMAYIP,GÜNEY KIBRIS RUM KESİMİNDE,TÜRKİYE ALEYHİNDE FAALİYETTE BULUNAN TAM 70 DERNEĞİ BESLEYİP YÖNLENDİRİYORSUN,
KARADENİZ BÖLGESİNİN GENÇLERİNİ KAÇIRIP EĞİTİYORSUN.
   BUGÜNDEN TEZİ YOK,AYNISIYLA SANA KARŞILIK VERECEĞİM .Eminim ki bu sözleri edebildiğimiz dakikadan itibaren paçalarımızı yalamaya başlarlar...
   Bütün bunları yapmak,onlara anladığı dilden cevap vermek kararlığını gösteremediğimiz gibi,Tirilyonlar harcayarak hayata geçilecek olan ZAĞNOS VE TABAKHANE VADİLERİ PROJELERİ SAYESİNDE, PONTUS HAYALİ PEŞİNDE KOŞAN YUNANA,TRABZON ÜZERİNDE MEVZİ KAZANDIRMIŞ OLACAĞIZ.
 
Yazım Tarihi: 5-6-2009 / 5.BÖLÜM...
*************************


   1990 lı yıllarda Haliç ve çevresini güzelleştirip rehabilite ederek ,eski güzelliğine döndürüp,İstanbul Halkının istifadesine sunacağız iddiasıyla bir HALİÇ PROJESİ başlatılmış Haliç ve çevresi bir anda devasa bir şantiyeye dönmüştü.
   Meğer asıl sinsi maksat;yeni yeni pafta ve arsalar oluşturup,bu oluşan arsaları birilerinin ileride Fener Patrikhanesine devretmek kaydıyla satın alması ve bu sayede kurulması planlanan vatikan tipi YENİ ROMA DİN DEVLETİNE saha açmakmış
. 
 
  Tarih içerisinde,zaman zaman aralarında büyük bir rekabetin yaşandığı görülse de,bu iki güzide şehrimizin(TRABZON-İSTANBUL) kaderleri hep anı bir noktada kesişir.Bu kesişme noktası,Kıçı kırık Yunanistan`ın bu iki şehrimiz üzerindeki hak iddialarıdır.İstanbul`u KOSTANTİNEPOLİS,
Trabzon`u ve havalisinide PONTUS olarak yeniden ihya etmek,AB ve ABD`nin de hedefleridir.
    Başbakan iken ABD`ye giden Tansu Çiller`in önüne,İstanbul`u üç ayrı vilayet olarak gösteren bir harita konur.1-Zeytinburnu,2-Suriçi,,3-Üsküdar vilayeti.
    Sınırları,Topkapı surlarından İstanbul boğazına kadar olan SURİÇİ VİLAYETİ,YENİ ROMA DİN DEVLETİ`nin sahası olacak! Sırf bunun için 1990 lı yıllarda,Haliç ve çevresini içine alan"Gelişim ve Dönüşüm Projesi"nı uygulamaya koydular
.Bu arada gözlerden Kaçırılarak,bir çok arsa ve araziler,zaman ve zemin müsait olduğunda, Kurulacak YENİ ROMA DİN DEVLETİNE (vatikan benzeri)devredilmek kaydıyla satın alındı.
   Uyduruk,aldatıcı ve sinsi bir planın adı olan,GELİŞİM VE DÖNÜŞÜM PROJELERİ bahane edilerek,bize ait mülk ve araziler elimizden bir bir alınıp,AB ve ABD`nin istek ve talimatları doğrultusunda Yunan`a,Ermeni`ye, Suryani`ye,üstelikte bizlerin paralarıyla tamir edilip,geliştirdikten sonra peş Keş çekilmeye çalışılmaktadır.
-Haliç`in yeniden rehabilite projesi
-Ak damar Ermeni kilisenin 3 tirilyona yeniden hizmete amade hale getirilmesi
-Hatay ve Belek`te tirilyonlara inşa edilen DİNLER BAHÇESİ VE ÇEŞİTLİ KİLİSELER
-İstanbul`da 150 ermeni evinin restoresi
-Urfa`da inşa edilmeye çalışılan DİNLER PARKI

    Son yıllarda ise Trabzon`da başlatılan ZAĞNOS VADİ PROJESİ ve henüz başlamamış olan TABAKHANE VADİ PROJESİ.Bunlara ilaveten,belkide şu an başlanmış olan AYASOFYA MÜZESİNİN ÇEVRESİNDEKİ KAMULAŞTIRMA İŞLEMLERİ!Aynı senaryonun parçalarıdır 

Yazım Tarihi:6-6-2009/ 6.BÖLÜM
************************


İstanbul Haliç projesi ile Trabzon`da ki TABAKHANE VE ZAĞNOS VADİ PROJELERİ,altında yatan sinsi maksatlar açısından  bire bir örtüşmektedir.Sanki;
Trabzon`da,Pontus kültürü ve söz de varlıkları yaşatılacaktır diye ,Yunanistan ve AB ile yapılan gizli bir mutabakat mevcuttur gibi!!

    Zağnos ve Tabakhane dere yatağında ki mevcut binalar yıkıldığında,sözde PONTUS SURLARININ önü açılarak ,yeni bir görünüm kazandırılacaktır!Bunlara ilaveten surların iç kısımında kalan Ortahisar ve yukarıya doğru kalan Kindinar,devamlı istimlak edilerek,surların içinden Türk`e ait ne varsa sökülüp atılmaya çoktandır başlanılmıştır! Bir müddet sonra da ,surların içinde kalan ORTAHİSAR CAMİİ,önce müzeye,daha sonraları ise başka şeylere çevrilmeye çalışılırsa şaşmamak gerekir!!
   ZAĞNOS PROJESİ için,TOKİ 200tirilyon kaynak ayırdığında,Karadeniz insanı devletten fındık parasını alamamış ve açız diye meydanlarda bas bas bağırıp miting üstüne miting yapıyordu.Müstahsilin(Üretici, yetiştirici) fındıktan alacağı 140 tirilyon ve parasını alamıyorken,devletimiz pardon İdarecilerimiz,bu yüzkırk tirilyonu,aç kalmış fındık üreticisine ödemiyor,lakin 200 tirilyonu zağnos deresine bir hiç uğruna gömebiliyordu!!

   Bizler,bu vadi projelerine,altında yatan sinsi emelleri hissedip karşı çıktığımızda,bir çok saf,aklı evvel veya art niyet taşıyan kişiler çıkıp"Sen Komplo teorisi üretiyorsun,sen ne anlarsın,git gör,zağnos ne güzel bir hale geldi,adam bu güzelliği nasıl görmezden gelip karşı çıkar"gibisinden konuşacaklardır.
   Bu gibi,alık,tevekkel bir omuza giden,kandırılmaya müsait tipler bilmezler mi ki,ZEHİRİ ALTIN TASLA SUNARLAR! Tarih,tasın süsüne kanıp,içindeki zehiri içerek tahtalı köye muhtar olmuş nice enayilere şahittir.

  Sn.İdarecilerimiz,bir kaç yıl evvel Trabzon`a geldiğinde,çok ağır protestolarla karşılaşmalarına rağmen,ne demiştiler?
" Türkiyede ki en büyük GELİŞİM VE DÖNÜŞÜM PROJESİ, ZAĞNOS VADİSİ PROJESİDİR"Yani,
sn.İdarecilerimiz,
Trabzonlu`nun kendisini protesto etmesinin öcünü,Trabzonlu`dan zağnos projesi ile mi alacak!!
  Bu proje bahanesiyle,evleri istimlak edilen 5000 Türk insanı şehirden çıkartılmış olmadı mı?Bu durum,Trabzon`dan Türk`ün Sürgünüdür!
  Sn. Belediye başkanı diyor ki;
"Ayasofya müzesinin çevresindeki konutların kamulaştırma işlemlerine başlıyoruz.Kamulaştırma TOKİ eliyle yapılıyor ve 12 tirilyon kaynağımız hazırdır"
Sn.,Belediye başkanı senin insanın işsiz,aç ve açıkta,hergün onlarca işyerinin kapısına kilit vuruluyor,büyük bir ahlaki çöküş yaşanıyor,park ve sahillerin mide bulandıracak müstehçenliklerle dolup taşıyor! Senin işin mi ki,sana mı kaldı Ayasofya`nın etrafının temizlenmesi?Senden önceki Sn.Belediye başkanı`da işi gücü bırakmış,Boztepede`ki KIZLAR MANASTIRI İLE VAKİT GEÇİRİYORDU!
Kimlere hizmet ediliyor  

    MİLLETİN PARASIYLA VE MİLLET AÇ VE SEFİLKEN;ZAĞNOS-TABAKHANE PROJELERİ VE DE AYASOFYA`NIN ÜZERİNDEN BÖLGEDE YENİ YENİ MEVZİLER KAZANAN PONTUS İDDİASINDA Kİ İÇ VE DIŞ ŞER ODAKLARI,SİZLER GİBİLERİN SAYELERİNDE ŞİMDİ BİR ADIM DAHA HEDEFLERİNE YAKLAŞABİLMENİN COŞKUSUYLA,BU BAŞARILARINI,UZİ RAKISI İÇİP,SİRTAKİ OYNAYARAK KUTLAMAKTADIRLAR DERSEM,GERÇEĞİ İFADE ETMİŞ OLURUM!
Evet,gelişim ve dönüşüm projeleri!Gelişimini anladıkta,neye dönüştüreleceğini anlamakta biraz zorlanıyoruz!Bilen biliyor da!

 

Yazım Tarihi: 7-6-2009 / 7.BÖLÜM...
******************************

 

-Rum, Roma demektir.Roma veya Romalı Kaldımı,hayır,tarihten silindi.O zaman ,bugün Rum diye bir millet kalmamıştır.
-Rum Süresi`nde;"Yenilgiye uğratıldı rum" denilmektedir ki ,burada Kastedilen Roma`d
ır.
   
Özet olarak söylenilmek istenirse;
   -Bugün kü Yunanlılar Rum değildir.
   -Rum,Romalı ve Roma coğrafyası yani Anadolu demektir.
   -Romalılar tarihten silinmişlerdir.
   -Türkler bu Bölgeye M.Ö.3500 yıllarında yerleşmişlerdir.Bundan 5500 sene önce.
   -Bugün ki Yunanlılar,Yunanlı değildir,Slav +Arnavut+Sırp karışımı melez bir topluluktur.Gerek Yunan,M.Ö. 3. Yüzyılda tarihten silinmişlerdir. Rumluk iddiasında ise asla bulunamazlar

   -Yunanlılar,pontus kralı İranı Mihirdat`ın  paralı askerleri olarak adına  ONBİNLER denilen bir birlik şeklinde bir defaya mahsus sadece gelip geçmişlerdir.

   -
Dünya`da mevcut hiç bir bilim otoritesi,tarihçi Yunanlıların Pontus iddialarını desteklemediği gibi,aksini iddia ediyorlar.
   -Yunanı tarihçi Heredot, Taxier ve"büyük Yunan tarihi"yazarı Yorgos Kordatos dahi,Bölge üzerinde ki Kendi milletinin iddia ve delillerini çürütüyorlar.
 
YUNAN BU CESARETİ NEREDEN ALIYOR DİYE SORULACAK  OLURSA; 
Türkiye`nin İdarecileri, "Faşizan baskısıyla azınlıkları kovduk,haksızlık yaptık"gibi talihsiz sözler söyler ve ETNİK ÇETE`nin palavralarına uyup,Türkiye`nin mozaik ve 36 etnik kökenden müteşekkil olduğunu ağzında sakız gibi çiğneyip,Türkiyelilik gibi düşman sevindiren bir kavramla,Türklüğü silmeye çaba gösterirse,İdarecilerimiz  Selanik`te bulunup,sözde dostluk şarkılarının söylenildiği saatlerde,Selanik şehri civarında bulunan 500 civarında OSMANLI AKINClIARI  olan şehitlerimizin mezarları buldozerlerle Kazılıp üzerine DİSKOTEK temelleri atılırken,bu duruma sessiz kalınıp,dostluk şarkılarına devam edilirse;
  Yunan gizli servis elemanlarıda yüz bulup,bizim Doğu Karadeniz Bölgesini Karış Karış  dolaşırlar.Hıristiyanların yaşadığı  Köyleri tespit ederek,vadiler de ve Issız dağ yamaçlarındaki Kilise veya manastır Kalıntılarını not ederler.Gençlere sigara,çocuklara sakız,çikolata dağıtırlar.Bir çay parası olsun cebinde olmayan işsiz,güçsüz,yokluk ve yoksuluktan günde bir kaç defa intihar etmeyi bile düşünen gençlerimize çengel atıp,onlarla ilgilenir ve bazılarını iş,okul,evlenme vaad ederek ,alıp Yunanistana götürürler.Gençlerimize Pontuslu Rum olduklarını kabul ettirmeye çalışırlar.Bu gün Yunanistanda,bir sürü KANDİL DAĞI, DOHUK, HAFTANİN, ZELİ
Kampları mevcut olup,buralarda,Yeni yeni
APOLAR, KARAYILANLAR, ZANALAR yetiştirilmektedir.

Yazım Tarihi: 8-6-2009 / 8.BÖLÜM...
********************************


   Bugün Yunanistan,Trabzon ve civarı üzerinde toprak talebi için tam 230 PONTUS DERNEĞİ Kurmuş olup,14 Eylülü KÜÇÜKASYA SOYKIRIM,
19 Mayıs`ı ise PONTUS SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ İlan ederek,
bu uyduruk günleri her yıl kendi içinde ve dünyanın belli başlı merkezlerinde törenlerle anmaktadır. 
   Yunan kalkınma Bakanı AKİS HACiACOPOLİS,"Türk Hükümeti`nin Pontus soykırımını tanıması gerektiğini" söylerken,Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Dış Yunanlılar Genel sekreterliği de,Trabzon üzerindeki Pontus`la ilgili bütün faaliyetlerin yunan Devletince desteklendiğini itiraf etti. Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Magriotis ise "Pontus soykırımının bütün dünyaca tanınması için devletçe top yekün bir mücadeleyi başattıklarını" ilan etti.
   
Trabzon üzerinde pontus faaliyetlerinin yürütülmesi için ödenek ayrılarak, sırf bu işle ilgili olarak , PONTUS KÜçÜKASYA BANKASI Kurudu.
    İlk kez 1997 de PATMOS ADASI` nda düzenlenen VAHİY VE çEVRE TOPLANTISI` nda Rum Patriği BART HOLOMEOS "Mübadele ile Trabzon` dan gönderilenlerin mutlaka Trabzon `a geri döndürülmesi gerektiğini"
söyledi.
   
Yunan Dilini ulusallaştırma Derneği, 10-12 Ağustos 2002 de düzenlediği ve faaliyet sahasına aldığı gezinin güzergahı şöyleydi; MERZİFON, AMASYA, BAFRA, SAMSUN, ORDU, GİRESUN, TRABZON, RİZE
 
   

Yazım Tarihi: 9-6-2009 / 9.BÖLÜM...
********************************


   İstanbul ve Trabzon, bu iki şehrimiz üzerinde hesapları olanlar,hummalı bir gayretin içinde,olanca melanetleriyle saldırıp,en ufak bir yanlışımızı,çok küçük bir boşluğumuzu fırsat bilip,dünyanın belli merkezlerinde aleyhimizde senaryolar geliştirip,Kamuoyu 
oluşturuyorlarken,bizler ne ile meşgülüz ve hangi tedbirleri alıyoruz?
  -AB sevdası uğruna çıkardığımız AZINLIK VAKIFLARI YASASIYLA, toprak ve Banka satışlarıyla Yunanı İstanbula ortak edip...
  -Aynı Yunan`a ,Zağnos-Tabakhane Vadi projeleri ve Ayasofya müzesi çevre istimlakı üzerinden,yeni yeni PONTUS MEVZİLERİ Kazandırarak,Trabzonu,pek yakın gelecekte olması muhtemel uluslararası müdehalelere açık bir duruma getiriyor ve bu gafletimizle övünebiliyoruz!
  Yeni Sn. Belediye Başkanı ,
Trabzon için 61 PROJE parolasıyla seçime giriyor,gel gör ki;61 projenin ilk üçü, ZAĞNOS, TABAKHANE VE AYASOFYA gibi,Atina`ya bayram ettirip ,sözde pontuscuların iştahlarını Kabartacak ve Trabzon`un geleceğini tehlikeye sokacak sabıkalı projeler,Sn.Belediye Başkanı  yaptığının farkında olmasa gerek,Gerçekten de değil
  Dünyada ,hiçbir devletin,başka bir devletin her hangi bir şehrini ele geçirmek maksadıyla,Kendi içinde 54,başka ülkelerde ise 176 dernek kurduğu vaki olmamıştır.

 

Yazım Tarihi: 10-6-2009 / 10.BÖLÜM...
********************************


  
1993 Ağustosunda SÜMELA MERYEM ANA VAKFI`nın düzenlediği, TRABZON ve PONTUS TOPLANTISI`nda Yunan Başbakanı şöyle diyordu;
   "Dedeleriniz Karadeniz Bölgesinde ki Pontus topraklarına dönüş hayalini size miras bırakarak öldüler. Bu mirası kalbinizde koruyun. Pontus`u, Karadenizi asla unutmayın"
   New York valisi 6 ekim 2002 de "Kadın Yazarlar Ödülünü " TRABZON VE CİVARI PONTUSTUR Diyen kitaba verdi.
  1992 de Yunanistan Kültür Bakanı MELİNA MERKÜRİ, "Anavatan Pontusu Kurtarma Dünya Komitesi " adına bir harita dağıttı.
    Bu haritada, Trabzon merkezli Karadeniz bölgesi toprakları  Pontus Rumlarına , Kalan Anadolu toprakları ise, Ermeni, Süryani ve Kürtlere paylaştırılıyordu. Bu harita Yunan ders kitaplarına konulmuş olup , halen Yunanlı öğrencilere okutularak, onlarda Pontusçuluk şuuru geliştiriliyor.
     Yunanistan İlkokullarının 6. sınıflarında okutulan, YENİ DÖNEM YUNAN TARİHİ DERS KİTAPLARINDA "Trakya- Batı Anadolu- İstanbul- Karadeniz Yunan toprağıdır" diye okutulmaktadır.

Yazım Tarihi: 11-6-2009 / 11.BÖLÜM...
*************************


  
Yunan İLKOKUL ANTOLOJİSİ`nde şu satırlara rastlanmaktadır
    "...Gözlerim,beni bir Türkün öptüğünü görmektense,Kanımla toprak kızıla boyansın.Ben kitap filan istemem.Ben barbar Türkler`le savaşmak istiyorum.Türkleri sapanımla vurup silahlarını alacağım.(....)Bu imansız Türkler.... Köpekler..."
   Yunan Başbakanı KOSTANTİN KARAMANLİS,1974 te Selanik fuarı`nın açılışında demişti ki;
   "Bugünkü gücümüzle,Türkleri savaşarak yenmemize imkan yok.Mücadelemizi her çareye başvurarak sürdüreceğiz.Onların içinde adamlarımız olacak,onlar içeriden bize hizmet ederlerken,Türklerin yaralarını kaşıyarak kanatacağız..."
    Bu tarihten sonra ,yarayı kaşıyıp kanatmak için Yunan Hükümetlerinin kurduğu,vakıf ve dernek sayısı 450 den fazladır.Bu 450 dernek ve vakıfların 230 tanesi sadece Trabzon üzerinde hak iddia etmek ve Pontus faaiyetlerini yürütmek içindir.
    Bir diğer önemi husus ise;
    Bir gizli el ,bir sinsi maksatla yıllarca  öncesinde,Karadeniz Bölgesi ve Trabzon civarındaki köy,belde,dere,mahalle isimlerini,bu isimler RUMCA`dır diye değiştirerek güya yeni yeni Türkçe isimler vermiştir!! Böylece çok usta bir şekilde ; yeni nesillere , bu bölge eskiden Rumlara aitti denilerek , bu bölgenin rumlara ait olduğu kabul ettirilmeye çalışılmıştır.

Yazım Tarihi: 12-6-2009 / 12.BÖLÜM...
*********************************



    Bir usta ve sinsi el tarafından Rumca diye değiştirilen binlerce köy, mahalle, dere isimlerinin hemen hemen yüzde seksen beşi, Kuman, Kıpçak, Saka, Hun, Kimmer ve Avar gibi onlarca Türk boylarının verdiği Türkçe isimlerdi. Bu isimlerin bir çoğuna MANAS DESTANIN`nda rastlanmaktadır.
     Yer isimleri hakkında  zengin bir bilgiye sahip olmak isteyenler, Dr.ENVER UZUN BEY`in "AKÇAABAT VE BÖLGENİN YER ADLARI KİTABINI" Mutlaka alıp, okumalıdırlar (Darıca Belediyesi Kültür Yayınları no:1)  Ayriyeten okunması gerekenler;
    1- KAZIM MİRŞAN  "Bir çok eseri, 36 adet"
    2- HANEFİ BOSTAN
    3- ARSLAN BULUT  " Çift başlı yılan kitabı"
    4- MEHMET BİLGİN "Trabzon tarihi"
    5- NECDET SEVİNÇ "Pontus`ta hesaplaşma"
    6-MUSTAFA YAZICI "Pontus canavarı, pontus"
    7- RAGIP MEMİŞOĞLU "K.Denizde Türk boylarının izi"
    8- MAHMUT GOLOĞLU "Trabzon Tarihi"
     TRABZON - İSTANBUL , Kaderleri bir noktada kesişen iki güzide  şehrimiz...
     TRABZON; M.Ö. 2000 de TURANİ KAVİMLER KURMUŞ OLUP İlk ismi TİBARENZON. "Trab  Türklerinin mahallesi, ülkesi" manasındadır.
       İSTANBUL; M.Ö. 2000 veya 2100 de OY- UY Türkleri tarafından kurulmuş. Erenköy de bulunan ERENKÖY YAZITLARI Bir çok konuda
günümüze ışık tutuyor.
Yazım Tarihi: 13-6-2009 / 13.BÖLÜM...
***********************************


  
Niçin, okullarımızda 
çocuklarımıza bu bilgileri okutup, onları gerçek tarihi bilgilerle donatıp, şuurlandırarak; yalan-yanlış ve maksatlı propagandalar karşısında, onları, başı dik, cesur, her şart ve zeminde milletinin menfaatlerini savunabilen ,vatan söz konusu edildiğinde, masaya yumruğu,muarızının beynine hakikatleri bir balyoz gibi indirebilecek,
ZAĞNOS - TABAKHANE VADİ PROJELERİ - AYASOFYA`NIN ETRAFININ KAMULAŞTIRILMASI VE ORTAHİSAR SEMTİNİN YIKILARAK BİR ŞEYLERİN HAZIRLIĞININ YAPILMASI GİBİ SİNSİ VE MAKSATLI, DIŞARIDAN DAYATILAN OYUNLARI, TARİH ŞUURU VE KESKİN SAĞDUYUSUYLA ÖNCEDEN SEZEBİLECEK VE OLAMAZ DİYE HAYKIRABİLECEK BİR ŞEKİLDE YETİŞTİREMİYORUZ DA;
İLERİDE İDARECİLERİMİZ, TRABZON`A  BELEDİYE BAŞKANI 
OLDUKLARINDA, OYUNUN FARKINA VARAMAYARAK, ZAĞNOS-TABAKHANE - KIZLAR MANASTIRI, AYASOFYA GİBİ PROJELERLE, TRABZON ÜZERİNDE YENİ YENİ PONTUS MEVZİLERİ KAZANMAK İSTEYENLERİN, BU İSTEKLERİNE HİZMET ETMEK GİBİ BİR GARABETE DÜŞEBİLİYORLAR!

   
Bu gibi garabete düşenlerin samimiyetlerinden en küçük te olsa bir şüphemin olmadığını ifade etmek isterken, bu projelerin peşine takılmanın ise, bir gaflet ve delalet olduğunu söylemek isterim...

Yazım Tarihi: 14-6-2009 / 14.BÖLÜM...
*************************


   
Tabakhane ve zağnos vadi projeleri sayesinde , sirkülasyon sağlanarak şehirli temiz hava soluyacakmış! Alıştık, zaten her işten sadece "HAVA-CİVA ALMAYA"
   Bütün bu anlattıklarım karşısında ,
ilimsel..!, bilimsel..!, tarihsel..!, Aydınsal..!, Gerçeksel..!, Modernsel..!, Mimarisel..!, Cağdaşsal..!, Şehirsel..!, Cahilsel..!, Kentsel..!, Gelişimsel..! ve Dönüşümsel..!, Ukelâsal..! özelliklere sahip! Kendisini nimetten sayıp, fasulye gibi mısırla ÇÖTEN`e girmeye 
çalışan, CEMÂZİYYEL EVVELLERİ PANTOLONLARININ POPOSUNDAN OKUNAN ZÜMRÜTÜ ANKALAR , BİLİR KİŞİ EDALARI VE 150 KELİMELİK TÜRKÇELERİYLE!
, BENİ AKILLARINCA SALA BİNDİRİP SELE VEREBİLİRLER
    "YEL KAYADAN NE APARIR"

   
Bu yazı,esas olan Türklüğü, etnik unsurlardan sadece biri haline getirip,Türk oğlunu hakim  vaziyetten uzaklaştırarak, Türkiye`yi sahipsiz ve savunmasız bırakmak isteyen düşman gizli servisleriyle el ele veren ETNİK VE SOYOZÜRLÜ  ÇETE`nin, Trabzon merkez olmak üzere  Karadeniz Bölgemizde yürüttüğü bölücü ve bozguncu faaliyetlere, son zamanlarda KOLBASTI 
OYNATTIRILARAK MÜŞGÜL EDİLEN
bölge insanının, kahramanlar diyarı Trabzonluların dikkatini
 çekmek için Kaleme alınmış olup,ekmeğini yiyip,suyunu içerek,havasını teneffüs ettiğim Karadeniz`e bir vefa ve insanlık borcumu ödeyebilmek gibi halisane bir duygunun tezahürüdür...

Yazım Tarihi: 15-6-2009 / 15.BÖLÜM...


   Müslüman Türkler,1071 de Anadolu`ya geldiklerinde; buralarda kendilerinden 4500 sene evvel gelerek meskün tutmuş Hıristiyan soydaşlarıyla  buluştular.
 
Anadolu,bilhassa Doğu Karadeniz Bölgesi,HUN,UZ,KARLUK,BULGAR,
AVAR,MACAR,HAZAR,
KUMAN/KIPÇAK VE PEÇENEK Boyları tarafından Türkleştirilmişti.

  İdarecilerin ,LOZAN`I İNKAR,SEVR`E İSE DAVETİYE ÇIKARMA ANLAMINA GELEN AB SEVDASINDAN CESARET ALARAK,PONTUS MESELESİNİ YENİDEN GÜNDEME TAŞIYAN YUNANİSTAN,BÖLGEMİZDE AJANLARI VASITASIYLA SÜRDÜRDÜĞÜ ARAŞTIRMALARDA,BİR TEK DAHİ OLSUN PONTUSLU OLDUĞUNU KABUL EDEN İNSAN BULAMAYINCA,BU DEFA,KARADENİZ İNSANI ÜZERİNDE "PAPAZ VE TARİHİ ESKİ ESER MERKEZLİ BİR STRATEJİ "
UYGULAMAYA BAŞLAMIŞTIR.
  AB uyum yasaları,misyonerlik faaliyetlerinin suç olmaktan çıkartılması ve DİNLER ARASI DİYALOG İHANETİNİN neticesinde  oluşturulan HOŞGÖRÜ ORTAMI,bu ajan Papazlara rahat çalışma imkanı vermektedir.
    Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da, UCU VE KIÇI AÇIK OLAN ANLAMSIZ BİR  AB  SEVDAMIZIN NETİCESİ , İÇİNE DÜŞTÜĞÜMÜZ  ZAAF VE ACİZLİKTEN İSTİFADEYLE, KARADENİZ BÖLGEMİZDE Kİ HIRİSTİYANLIĞA AİT OLAN MEVCUT ESKİ KİLİSE VE TARİHİ ESERLERİN BİR ENVANTERİNİ İSTEME CÜRETİNDE BULUNABİLMİŞTİR.
     

Yazım Tarihi: 16-6-2009 / 16.BÖLÜM...

**************************


    Daha acı olanı ise,bu envanter,valiliklerce(Trabzon Valiliği de dahil olmak üzere)tanzim edilerek,Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından ŞUBAT 2005 te YUNAN HÜKMETİNE GÖNDERİLMİŞTİR!

    Şubat 2005 te ,Trabzon Valiliğince tesbit edilen ve daha sonra,Dış İşleri Bakanlığınca Yunan Hükümetine teslimatı yapılmış olan listede,acaba hangi eserlerin isimleri vardı diye sorulacak olursa,cevabı gayet basit,büyük ihtimalle;
    Başta ORTAHİSAR CAMİİ olmak üzere,diğer kiliseden dönen camiler,Tabakhane ve Zağnos dereleri boyunca uzanan surlar,AYASOFYA MÜZESİ,BOZTEPE KIZLAR MANASTIRI, MAŞATLIK v.s. olacaktır.
         
     Kıymetli Trabzonlu Kardeşlerim, daima karşı çıkıp,bunun sinsi bir Pontus oyunu olduğunu ısrarla söylemeye çalıştığım,ZAĞNOS-TABAKHANE VADİ PROJELERİ VE AYASOFYA MÜZESİNİN ETRAFINDAKİ BİNALARIN İSTİMLAK OLAYINDA ŞİMDİ HEM FİKİR OLDUK MU?

    TABİİ Kİ AYNI DÜŞÜNÜYORUZ!
    SİZLER VATANPERVER VE ZEKİ İNSANLARSINIZ.
    19 Mayıs 1919 da Atatürk Samsun`a çıktığında,kendisini karşılayanların en ön safların da duran Trabzonlular`ı görünce ne demişti;
   
"Ön safta- duran Trabzonluların, o heyecanı ,
sert ve çakmak çakmak bakışları,ümit ve cesaretimi bir kat daha artırdı"

Yazım Tarihi: 17-6-2009 / 17.BÖLÜM...
**************************

    Düşünebiliyor musunuz;pişkinliğe ve cesarete bakın,adamın gözü,karadeniz`in,bilhassa da Trabzon`un üzerinde,üstüne üstlük bir de,bölgedeki Hıristiyanlığa ait tarihi eserlerin listesini emir verircesine isteme pervasızlığını gösterebiliyor!Ya bu terbiyesizce istek karşısında bizim idarecilerimiz ne yapıyor! Ne mi yapıyor;
   Ucu ve kıçı açık bir anlamsız AB sevdası uğruna divane aşıklara dönüp belleğini kaybetmiş olacak ki;Ey Batının şımarık çocuğu,benim ilk mektep talebem kadar nüfüsu olmayan dün kü uşağım!
500 yıl hakimi olduğum Yunanistan dahilinde bulunan ve ceddime ait olan, camii, Mesçit, Han, Hamam, Bedesten,Kale gibi tarihi eserlerimin ve Osmanlı Akıncılarına ait şehitliklerin tez elden bir envanterini gönder deme cesaretini gösteremiyor!
   SEN İSTEYEMEZSİN , SEN ANCAK, YUNANİSTAN `IN SENDEN İSTEDİĞİ VE SENİN TESBİT EDEREK YUNANİSTAN`A GÖNDERDİĞİN ENVANTERDE ADI GEÇEN SÖZDE PONTUS SURLARININ ÖNÜNÜ AÇABİLMEK İÇİN, ZAĞNOS VE TABAKHANE VADİ PROJELERİNİ UYGULAR VEDE, AYASOFYA MÜZESİNİN ETRAFINDAKİ BİNALARI YIKIP,AYASOFYA `YA GÖRÜNÜM VE HEYBET KAZANDIRARAK,
PONTUSÇULARIN İDDİALARINA DELİL HAZIRLAR VE DE, TRABZON ÜZERİNDE HAK İDDİASINDA BULUNANLARA,BU PROJELERİN SAYESİNDE YENİ YENİ MEVZİLER KAZANDIRIRSINIZ.

    Sonra da,bu vadi projeleriyle,hava sirkülasyonu sağlanarak,şehir temiz hava soluyaçak denilir ve halk uyutulmaya çalışılır.
    HER İŞTE OLDUĞU GİBİ KANDIRILAN MİLLETİMİZ ,BU İŞİN SONUCUNDA DA SADECE HAVASINI ALIR!!   
   Yunanistan,Karadeniz insanını kimlik bunalımına sürüklemek için bütün faaliyetleri yürütürken, SN. B.ECEVİT`in Sn.Dışişleri Bakanı ,Yunan Dışişleri Bakanı PAPADOPULOS`la UZO KADEHİNİ YUNAN DOSTLUĞU ŞEREFİNE KALDIRIYORDU!

    Aynı Dışişleri Bakanımız,Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı YANNİS MAGRİOTİS,"Karadeniz ahalisinin aslında Rum olduğunu" söylediği günlerde,yunanistan`da Yunanlı Bakan meslektaşıyla,Türk-Yunan dostluğu şerefine SİRTAKİ oynuyordu.

Yazım Tarihi: 18-6-2009 / 18.BÖLÜM...
 **
**********************
 

   2002 den Sonra,AB sevdasının,aklını başından alıp,her milli meselede gayr-i milli bir tavır sergileyen bazı idarecilerimiz döneminde,Kökü dışarda olan yıkıcı ve bölücü faaliyetler daha da rahat bir ortam bularak,bölgemiz üzerindeki oyunlarını hızlandırmışlardır.

    BU BÖYLE OLMASAYDI;
  -Atatürk`ün Samsun`a çıktığı gün olan 19 Mayıs,PONTUS SOYKIRIMINI ANMA GÜNÜ olarak kabul edilir miydi?
   -Selanik BELEDİYE MECLİSİ,Kent merkezindeki AGİA SOFİA meydanında PONTUS SOYKIRIMI ANITI diktirebilir miydi?
  
-Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Dış Yunanlılar Genel Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada;Karadeniz ve Trabzon civarında yapılan Pontus Soykırımı için yapılacak bütün faaliyetlerin destekleneceğini ilan edebilir miydi?

   -Yunan Kalkınma Bakanı AKİS COHACOPUS,Türk Hükümeti`nin Pontus Soykırımını tanıması gerektiğini söyleyebilir miydi?

   -Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı YANNİS MAGRİOTİS,Pontus Soykırımının tanınması için mücadele edeceklerini ilan edebilir miydi?

  
  
Yazım Tarihi: 19-6-2009 / 19.BÖLÜM...

**************************


Türk Evladı,bilhassa Trabzon Uşakları şunu iyi bilsin ki;TÜRKİYE`Yİ YÖNETTİKLERİNİ ZANNEDEN AB SEVDALILARI,"SAVAŞ İLANI"DEMEK OLAN BÜTÜN BU KAFA TUTUP,MEYDAN OKUMALARA BİR TEK BEYANATLA OLSUN CEVAP VERMEDİKLERİ GİBİ,ŞİMDİ DE ÜSTÜNE ÜSTLÜK;YUNANİSTAN`IN HAK İDDİASINDA BULUNDUĞU 5 BİN YILLIK TÜRK ŞEHRİ OLAN GÜZEL TRABZONUMUZ `DA ,KIZLAR MANASTIRINI,AYASOFYA MÜZESİNİ,ZAĞNOS-TABAKHANE VADİ PROJELERİYLE SÖZDE PONTUS SURLARINI İHYA ETMEKLE KALMAYIP,DİKTİKLERİ YAVUZ HEYKELİNİ KAMUFLAJ GİBİ KULLANIP,ORTAHİSAR SEMTİNİ YIKARAK PONTUSÇULARA BİR GERDEK ODASI HAZIRLAMANIN GAYRETİ İÇERSİNDELER!!!

    Bir bölgede,dağ-tepe-nehir-çay-şehir-köy-kasaba-yayla ve çeşitli yerleşim yerlerine konulmuş olan isimler, o bölgede yaşamış olan insan topluluklarının milli kimlik ve milli kültürlerinin yaşayan birer vesıkasıdır.Coğrafi isimler,o coğrafyada yaşayan veya yaşamış olan toplumların birer tapu belgesidir.
    Yer adları;
tarihin kilometre taşları olup,milletlerin toprak parçasını,kelime kelime vatanlaştırmasıdır.Her verilen isim,toprağa vurulan bir kimlik mühürüdür,sahiplik belgesidir.

Yazım Tarihi: 20-6-2009 / 20.BÖLÜM...
**********************************


    Karadeniz Bölgemizde başta Trabzon ve çevresi olmak üzere,beş bin yıllık bir maziye sahip çeşitli Türk Oğuz Boylarının vermiş olduğu coğrafi adlar,güya TÜRKÇELEŞTİRME BAHANESİYLE değiştirilmiş olup, BİR SİNSİ EL,BİR USTA MANEVRA İLE bu sayede,Bölgenin asıl sahiplerinin Rumlar ve Ermeniler olduğunu ıspata çalışmıştır!!!

Böyle yapmakla Türk çocuklarına verilmek istenilen mesaj şudur;

   Karadeniz Bölgesi ve Trabzon havalisinin asıl ve eski sahipleri Rumlar ve Ermenilerdi,biz onların koydukları ve onlara ait Rumca ,Ermenice köy,kasaba,dağ,yaya ve dere isimlerini değiştirdik ve yeni Türkçe isimler koyduk!!

 

    Bunu böyle öğrenen gençlik ne düşünecek ?Demek ki;bu bölgenin bizden daha eski sahipleri varmış,biz Türkler bölgeye yeni gelmişiz.    Aşağı Kumanit-Yukarı Kumanıt-Kumanıt Köyü-Kumandonos Yaylası-Komova Deresi,Kumandere Raşi-Kumandere Kadahor-Kumandere Habel-Kumandere Yaylası-Kuman Yurdu-Kuman Tepesi-Kuman Köyü-Şinik-Şova-İlana-Babür Kilise-Kızıl Elma-Tonya Komyatağı (bugün kü İskenderli gibi )Öz be öz Türkçe yer adları değiştirilerek,bu sayede,binlerce yıl önce bölgede yaşamış olan KUMAN TÜRKLERİNİN İZLERİ USTACA SİLİNMİŞ OLDU.


Yazım Tarihi: 21-6-2009 / 21.BÖLÜM...
**********************************


   Araştırmacı HAŞİM ALBAYRAK, Karadeniz bölgesinde bulunan yaklaşık 2500 köy ismini FENER RUM LİSESİ MÜDÜRÜ NİKO MAVRİDİS`e incelettirmiş, MAVRİDİS bu 2500 köy içinden yanlızca 7-8 köy isminin  Yunanca olduğunu söyleyebilmiştir.Bu 7-8 köyün içinde bile ALONO,KORKUT,ve YAVAN gibi Türkçe isimlerde vardır. Geriye 5 tane rumca isim kalıyor.
   Bugün Karadenizde rumca konuşanlar, Rumca`yı 1840`lı yıllardan sonra öğrenmiş Türklerin torunlarıdır.
   Özellikle bugünki AB`ye uyum yasaları gibi ingilterenin dayatmasıyla 1839 yılında cıkarılan TANZİMAT FERMANINDAN YARARLANAN RUSYA VE YUNANİSTAN , KARADENİZ BÖLGESİNİ YUNANLILAŞTIRMAK VE ORTODOKSLAŞTIRMAK İÇİN BİRLİKTE KORDOS KOMİTESİNİ KURMUŞLARDI.AYNI KOMİTE , YUNANİSTAN DAN YÜZLERCE ÖĞRETMEN GETİREREK , BÖLGEDE İLKOKULLAR AÇMIŞ VE BÖLGEDE RUMCA ÖĞRETMEYE 
ÇALIŞMIŞLARDI
.

  Türkiye Cumhuriyeti,devletin hemen hemen bütün kurumlarına sızan ETNİK ÇETE`nin SOROS BESLEMESİ MEDYANIN,işbirlikçi yazar-çizer tayfasının,satılmış ve soy özürlü AYDIN BOZUNTULARININ,iş adamı vurguncu sürüsünün saldırı ve komploları karşısında,kimsesiz,bi-çare ve savunmasız bırakılmış olup,bağımsız ve hür yaşamamızın garantisi olan Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmaya çalışılmaktadır.
    Ordusu gözden düşürülerek,zafiyete uğratılmış bir milletin yaşama şansının olmadığı gibi,KARISININ-KIZININ-GELİNİNİN-BACISININ AKİBETİ;AMERİKAN ASKERİ KARAGAHLARINDA NAMUSLARI KİRLETİLEN MASUM IRAKLI KADINLARINKİNDEN FARKLI OLMAYACAKTIR!!
   -Davranmak günü bugün!
   -Yarın çok geç olabilir!
   -Davranmak için neyi bekliyorsun ki?
   -Bir Keferenin Kapını çalarak,evinden aldığı karını-Kızını-gelinini CEMSELERE doldurup,Kadına susamış canavarların sabırsızca Kadın beklediği ABD-İNGİLİZ Askeri Cadırlarına götürmesini mi?
   -VATAN;üzerinde karın doyurulup,şerefsizce yan gelinip yatılan kuru bir toprak parçası olmayıp,VATAN; üzerinde, ırzın ve namusun teminat altına alınıp,Kur`an`da ki 6666 Ayetin muhatabı olarak inancın gereği gibi yaşanıldığı ve Şehit Kanlarıyla sulana sulana Kutsileşen muazzam ve muazzez bir mübarek mekanın adıdır!

   -Kıble ehliyim-Müslümanım-Namusluyum-Hacıyım-Hocayım-Müridim-Mürdim-İmamım- Öğretmenim- Cumhurbaşkanıyım- Başbakanım- Milletvekiliyim- Hafız-ı kelamım- Askerim ve dahası İnsanlık iddiasındayım diyorsan; memleketin bu acıklı,müşkül durumu karşısında; yemeyecek, içmeyecek,harcamayacak,
makam-rütbe-şan-nam-ikbal-masiva-fitne-fesat peşinde koşarak,nefsine

uşak ve zelil bir hayatın esiri olup,zamanı ve imkanları heba etmeyeceksin!!!
  YA NE YAPACAKSIN?


Yazım Tarihi: 22-6-2009 / 22.BÖLÜM...
**********************************


   Bir müslüman,bir Türk,bir şerefli mü`min olarak,vatanının bu acıklı durumu karşısında,evinin tenha bir odasına çekilip,ben ne yapabilirim! benim sorumluluğum, hizmette ve fedakarlıkta payım nedir,nasıl yerine getirebilirim endişesiyle,başını iki diz kapağının arasına koyarak;
   -Düşünecek...
   -Tefekkür edecek...
   -Kendini Kah GENÇ OSMAN...
   -Kah ULUBATLI HASAN...
   -Kah KOCA SEYİT,YAHYA ÇAVUŞ...
   -Kah 40 ÇERİSİYLE KÜRŞAT...
   -Kah Kızgın Kumda BİLAL-İ HABEŞ...

   -Kah Hanımı-kızı ABD Karargahında bi-çare bir KOCA,bağrı yanık bir BABA yerine koyup,gecelerini UYKUSUZLUK İBADETİYLE GEÇİRİP, sabah ezanıyla,irkilip,kıldığın namazdan sonra,ellerini Allah`a açıp,önce tevbe ederek sonra niyazda bulunacaksın ve Allah`a söz vereceksin; "Allah`ım,senin bana vermiş olduğun bu can bu vatan içindir.Bayrağımı,Vatanımı,Dinimi,
Karımın-Kızımın gelinimin ırzını,namusunu,henüz daha doğmamış ana rahmindeki sabi Kız çocuklarının,iffetini,
bekaretini,malımla mülkümle,canımla,
makamımla,rütbemle koruyup,bundan böyle;orduma,bu neçip milletin mukaddesatına,üzerinde yaşadığım vatanıma,altında huzurla dolaştığım,ALLAH ve Hz. MUHAMMED`İ sembolize eden şanlı bayrağıma sahip çıkarak, vatanımın-bağımsızlığımın toprak bütünlüğümün,üniter devlet yapımın her türlü düşmanını düşman bilip,Türk milletini ETNİK PORSİYONLARA BÖLÜP,Avrupanın itine-piçine servis yapanları lanetleyerek,rızana mazhar olabilmek uğruna cihat edeceğimin sözünü veriyorum,beni duam ve sözüm üzere yaşat...."
diyerek...

Yazım Tarihi: 23-6-2009 / 23.BÖLÜM...

*************************

   5000 YILLIK TÜRK VATANI KARADENİZ`İM... ÜZERİNDE MERT DELİKANLILARIN HARMANLANDIĞI TURAN KOKAN GÜZEL TİBARENZON-TARABUZAN-DRABZAN-TİBARZON-TARABEFZUN ve dahası TRABZON! Senin toprağını ana rahmi belledik, taşını yastık... Çayırlarını yatak.... ırmaklarından akan berrak sularını zemzem,kevser....cömert bulutlarını yorgan....İSTE BİZİM GÖNLÜMÜZDEKİ TIBARENZON....

Trabzon diye bir kara sevdaya tutulduk... sarp dağları çekti bir ürkek ceylan gibi,henüz 18 inde bizi.... Bu öylesi bir sevda ki, belki de, HZ. Yafes`in oğlu Türk`ün inşa ettiği ve bugün bazı gafillerin adına Pontus diyebildiği surlar üzerinde , ULUBATLI HASAN gibi ödeyeceğiz bedelini.... Son ok saplanıp gövdemize diz çökmeden haykıracağız, durmadan haykıracağız ve son nefesimiz noktalayacak belkide kutlu sözlerimizi!

   " Aldanma,zağnos ve tabakhane vadilerine dikilen bir kaç gül fidanı,Konan bir kaç masa-sandelyeye...Orta hisara dikilen elinde Amerikan meşalesi olan YAVUZ HEYKELİNE...Senin 600 tirilyonun başkalarını Sevindirecek..."
   Tarih denilen İHTİYAR DEDE! Kendisine sunulan süslü tasın cazibesine aldanıp,içindeki zehiri içerek,Kıvrana Kıvrana belasını bulan,nice zekası kıtlara şahittir.

    Sözüm,yazdıklarıma karşı çıkacak,turizimsel-bilimsel-enayisel-ukelasal ,çok bilmişsel! Konuşacak olan zavallı entel -dantel
takımınadır.

 


Yazım Tarihi: 24-6-2009 / 24.BÖLÜM...

*************************



NE DİYOR DU OZAN ARİF;

Plân yapmayın plân,
Gitmez Karadeniz`de.
Kahpelik yalan dolan,
Tutmaz Karadenizde

Ne Conisi,ne Rus`u,
Pusu kurmasın pusu,
Pontusçuluk borusu
Ötmez Karadeniz`de

Şerefini şanını,
ortaya kor canını
Hiç kimse vatanını,
Satmaz Karadeniz`de

Vatan satsa bir kişi,
Anında biter işi.
Türk ve İslam güneşi,
Batmaz Karadeniz`de

Bizde varken bu duruş,
Emiceniz olsa BUŞ,
Alayınız beş kuruş,
Etmez Karadeniz`de

Anladık var öcünüz,
Belli kuyruk acınız,
Pontus montus gücünüz
Yetmez Karadeniz`de...


    Eline,sazına,teline ve diline sağlık OZANLARIN OZANI OZAN ARİF.Hani bir atasözümüz vardır "Arife tarif gerekmez"diye.
    Sözlerini Ozan Arif`in yazdığı PLAN YAPMAYIN PLAN TÜRKÜSÜ,çok değerli İSMAİL TÜRÜT kardeşimizin o güzel sesiyle ,dostlara merhem,Karadeniz üzerinde kirli emelleri olan dış mihrakların yerli işbirlikçilerinin beyinlerine inen demir BALYOZ OLDU!!
    Sn. Türüt`ün okuduğu bu türkünün bir güzel olan yanı da,suret-i Hak`tan gözükerek,  bizi bu zamana kadar yanıltan bir çok insanın,kin,haset ve ihanet dolu iç alemini öğrenmiş olduk.
   İsmail Türüt "Plan yapmayın plan" türküsünü söylediği ilk günlerde, süret-i Hak`tan gözüken bazı insancıklar"Serseri,kendini bilmez,nifakçı,ukelâ..." gibi bayağı söz ve yazdıkları yazılarıyla bir anda sn.TÜRÜT`e saldırmaya başladılar.Bu aşağılık sadırılarıyla kendileride "PLAN BOZMAYIN PLAN"diye bir başka türkü söylemekteydiler!!
Bir anda,TÜRÜT`ün söylemiş olduğu bu güzel türküden ürkerek telaşa kapılanlar,karanlık beyinlerinde ve zihinlerinde mevcut olan kin ve planlarını ifşa ederek kötü yakalandılar!!
                                  

    Yazım Tarihi: 25-6-2009 / 25.BÖLÜM...
************************

              

   Trabzon üzerinden Karadenizle alâkalı bir takım,ilmi,tarihi olmaktan uzak,tutarsız stratejiler peydahlayarak,Batı`nın da desteği ile Bölge üzerinde hak iddiasında bulunanlar da gayet iyi bilmektedirler ki;

   " Kuman Kıpcak ve Peçenekler ağırlıklı olmak üzere, kimmer, İskit, Avar,Macar,Hazar,Hun,Uz,Karluk, Bulgarlar`dan oluşan Türk Boyları en az 5000 yıldan beri bu bölgenin meskünleri ve de asıl sahipleridir."
   Doğu Roma devleti,Türkleri Hıristiyanlaştırabilmek için,523 te İNCİL`i Türkçeye çevirmiştir. Hıristiyanlaştırılan Türklere,dini duyguları istismar edilerek,bu seferde yine İncil üzerinden Türkçe`nin dışında GREKÇE ve başka diller öğretilmiştir.
   1436-1438 yılları arasında Trabzon`u ziyarete gelen İSPANYOL GEZGİN PERO TAFUR şehrin nüfusunun 4000 olduğunu söylerken,ANTHONY BRYER`de 4000-4500 olduğunu söyler.
   Büyük bir yalandan ibaret olan RUM PONTUS İMPARATORLUĞU diye bir şey yoktur.Sadece Trabzon şehir merkezi ile sınırlı bir ŞEHİR DEVLETİ (Tekfur) vardır.Bu şehir devletini de,Avrupadan gelerek İstanbul`u yağmalamakla Kalmayıp,büyük vahşetler sergileyen Haçlı ordusunun elinden kurtulup,kaçıp gelen KOMNENOS AİLESİ kurmuştur.KOMNENOS AİLESİ`NİN Trabzonda kurmuş olduğu bu devlet bu gün bizlere Rum Pontus İmparatoruğu gibi yalan ve tarihin hiçbir zaman şahit olmadığı bir isimle kabul ettirimeye çalışılıyor.
   KOMNENOS AİLESİ`nin Trabzonda 1204 te kurduğu bu küçücük şehir Devleti,1461 de Fatihin burayı fethetmesiyle son bulmuştur.
   KOMNENOSLAR 1204 te Trabzon Devletini kurduğunda,sahil kısımdaki bir kaç ufacık ticari koloninin haricinde halkı Türk`tü.Bugün adına Rum denilen nüfus surların içinde ve surlara çok yakın mesafedeki yerleşim alanlarında yaşamaktaydılar...


Yazım Tarihi: 26-6-2009 / 26.BÖLÜM...

***********************************



    Hazret-i FAHİH Trabzon`u aldığında,Komutanları (Başbakan) ALTEMUR isimli bir Türk`tü
    Bu Trabzon Rum! Devleti`nin ordusu ise KUMANI-KIPÇAK ve PEÇENEK ağırlıklı olmak üzere Hıristiyan olmuş Türklerdendi.
    Bölgedeki TÜRKMEN BEYLİKLERİ`ne karşı şehri koruyan bu Hıristiyan Türklerden müteşekkil ordu olduğundan dolayı ki,Trabzon Rum! Devleti ancak yaşayabilmiştir.
    Trabzon Rumlarının! en önemli dini merkezi MAÇKA VAZELON MANASTIRI`dır.Bu manastırın ele geçen,kilise cemaatini Kayıt altına alan defterlerinde ki isimlerin çok büyük bir kısmı Türk ismidir.
    Trabzon Rum!Devletinin hüküm sürdüğü bir dönemde,kilise gibi bir kurumda dahil Rum olanın sayısı çok azdı.
    Osmanı Devleti,halkı dinlerine göre tasnif ettiği içindir ki ,Hıristiyan Türkler ayrı bir grup sayılmış.

    Malazgirt savaşında Bizans ordusunda bulunan Hıristiyanlaştırılmış KUMAN-KIPÇAK-PEÇENEK TÜRKLERİ`nin sayıları bir hayli fazlaydı.Savaş esnasında, Bizans ordusunda bulunan bu Hıristiyanlaştırılmış Kuman-Kıpçak ve Peçenekler,SULTAN ALPARSLAN`ın ordusuna katıldılar.
    CANİK,PEÇENEK kelimesind
en türetilmiş Türkçe bir isimdir.
    1204 te Trabzon da kurulan küçük devletçiğin nüfusu ,Hıristiyanlaştırılmış Türkler,özellikle PEÇENEKLER`di.
    İşte, Trabzon Devletinin Başkanına CANİK KRALI denilmesinin sebebi budur. Niçin mi Yukarıda söylediğimiz gibi; CANİK, Peçenek kelimesinden türetilmiş ve şehrin nüfusu da Peçenekler olduğundan.
    Bir önemi husus ise;
    Osmanlı Devleti`nde, vergilendirme işlemlerinde Hıristiyanlar için ayrı bir vergilendirme defteri tutuluyordu.

Yazım Tarihi: 27-6-2009 / 27.BÖLÜM...
**************************

    1486 yılında tutulan defterlerde,babaları ve kendilerinin isimleri Türkçe olan,lâkin Hıristiyan bölümüne kayıtlı sayıları bir hayli fazla insan vardır;
    Arslan-Turukan-Bahtiyar-Balaban-Bali-Cihan-Çelebi-Devletbâd-Doğan-Emir Ali-Emir-Azad-Emir Cihan-Emir Hatun-Emir Melik-Fındık-Halife-Hızır-Hoca-Ali-Hoşoğlan-İskender-İnayet-Kerem-Kirazi-Tura Bey-TurAli-Yusuf-Turasan-KoçBey-Kurd-Murad-oruç-Rüstem-Karaman-Karagöz...bu kadarını yazmak kafi gelir sanırım.Daha binlerce Türk ismi olan Hıristiyanlaşmış insan var bu defterlerde kayıtlı.
    Trabzon ve Karadeniz üzerinde hak iddiasında bulunan dış mihraklar ve içerimizdeki piyonları,bütün bu gerçeklerin kendileri tarafından da gayet açık ve net bir şekilde bilinmesine rağmen,sahte bir PONTUSÇULUK iddialarında,niçin ve kimlere güvenerek ısrarcı olabiliyorlar?
    BU SORUNUN CEVABINI;Bizi idare edenlerin ,tarih şuurundan mahrum,milli telkin ve tenbihten yoksun,kişilik ve milli kimlik oluşturabilme gibi bir iddia taşımayan,Türk milletinin,milli ve vazgeçilemez yüksek ideal ve hedeflerini tespitten aciz bir eğitim müfredatıyla yetiştirilip,ellerine kuru bir diploma verilip salıverdikten sonra,hasbel kader getirildikleri devlet Kademelerinde,siyasetin ayak oyunları neticesi ellerine geçirdikleri tepe diyebileceğimiz en üst rakımlı mevkilerde,kendi milletine güvenmeyip,meşruiyetlerini
 OKYANUS OTELLERİNDE, AVRUPA`NIN BRÜKSEL-ROMA-LİZBON-LONDRA VE DAHASI TELAVİV gibi şer merkezlerinde aramaları ve kendilerine aradıkarı meşruiyetin verilebilmesi uğruna,altına girdikleri VESAYET ve kapalı kapılar ardında verilen ve taahhüt edilen TAVİZLERİNDE-SÖZLERİNDE-İMZALARINDA,
 BİR UCUBE GİBİ DEVLETDEN DÂHİ KAÇIRILIP,MEÇLİSE DAHİ BİLGİ VERİLMEYEN İKİLİ,ZABITSIZ,
TUTANAKSIZ GÖRÜŞMELERİNDE
arayacağız!!!...

 

Yazım Tarihi: 28-6-2009 / 28.BÖLÜM...
*******************

 


BU SORUNUN CEVABINI;
    Yunanistan, Karadeniz Bölgemiz insanına yeni yeni kimlikler icad edip, kimlik bunalımına sürüklemek için elinden geleni ardına koymaz ken SN. Bülent Ecevit`in Sn. Dışişleri Bakanı, Yunan Dışişleri Bakanı PAPADOPULOS`la birlikte Atinada SİRTAKİ OYNAMASINDA ARAYACAĞIZ!
     Şuan bizi idare eden zat-ı muhteremlerin Yunanistan da bulunup DOSTLUK ŞARKILARI SÖYLEDİĞİ aynı günde DİSKOTEK YAPMAK İÇİN SON OSMANLI AKINCILARININ YATTIĞI ŞEHİTLİĞİ DÜZLEYEN Yunan buldozerlerinin Kepçe ve Palet gıcırtılarında arayacağız!!!

 

YİNE BU SORUNUN CEVABINI;
     - BU MEMLEKETTEN FAŞİZAN BASKILARLA HAKSIZ YERE BİR ÇOK İNSANI KOVDUK.......
     -TÜRK MİLLETİ YERİNE TÜRKİYELİLİK.......

    -TÜRKİYE`DE 36 ETNİK UNSUR YAŞIYOR,TÜRK`TE BU ETNİK UNSURLARDAN BİR PARÇADIR.....
     -DAĞLARA TAŞLARA "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" SÖZÜNÜ YAZA YAZA İPTİDÂİ BİR ÜLKE OLDUK....

    -ABD ASKERLERİNİN, VURUP ÖDÜRDÜKTEN SONRA SAĞ-SALİM EVLERİNE DÖNMELERİ İÇİN DUA EDİYORUM....
     -DÜNYADA İNSAN HAKLARI,DEMOKRASİ VE BARIŞ UĞRUNA EN ÇOK EVLATINI ŞEHİT VERİP,ACI CEKEN ABD`DİR....
     -Irakta Türk Askerinin başına çuval geçirildiğinde "ABD`ye nota verilmeyecek mi diye kendisine sorulduğunda; ABD büyük devlettir müzik notasımı"
diyenlerin zihniyetlerinde arayacağız!!!...



Yazım Tarihi: 29-6-2009 / 29.BÖLÜM...
**************************



 

   Bilmem ifade edebildim mi? İlk mektep te okuyan öğrencimiz kadar bir nüfusa sahip Yunanistan, topraklarımızda hak iddiasında bulunabilme küstâhlığının cesaretini nereden alıyor sorusunun cevabını yukarıda bahsettiğim idarecilerimizin zihniyeterinde arayacağız. 
    Yunan Başbakanı KOSTANTİN KARAMANLİS, 1974 te Selânik fuarının açılışı Konuşmasında demişti ki;
     "Bugünkü gücümüzle Türkleri savaşarak yenmemize imkan yok. Mücadelemizi her çareye başvurarak sürdüreceğiz .Onların içinden yardımcılarımız olacak, onlar içeriden bize hizmet ederken, Türklerin yaralarına kabuk bağlatmayarak devamlı Kaşıyıp Kanatacağız. Türk idarecilerinin bilgisizlik ve acizliklerini çok iyi tespit ederek, bu bilgisizlik ve acziyetlerini, Yunan idealerinin gerçekleşmesinde kullanacağız"

    Sahte pontus iddiasında bulunanlara bu projeler sayesinde , güzel Trabzonumuz üzerinde çok önemli mevziler kazandırılmaktadır. 
    Bu işin çok önemi bir yönünde;Tabakhane ve zağnos vadisi boyunca oluşturulacak yeni yeni parklar sayesinde, bugün sahilde kayalar üzerinde görülmekte olan mide bulandırıcı fuhşıyat ve kızlı erkekli rezaletler şehrin göbeğine taşınacak olmasıdır.
       TARİHİNİN HER DÖNEMİNDE MİLLİ VE AHLAKİ DEĞERLERİNE SIKI SIKIYA BAĞI OLARAK YAŞAMIŞ VE BU DEĞERLERİNİ ÜSTÜNLÜK VESİLESİ KABUL EDEREK, ONUN MÜCADELESİNİ VERMİŞ OLAN TRABZON İNSANI, VADİDE YAPILACAK YENİ PARKLARA TAŞINACAK OLAN İĞRENÇ MANZARALAR NETİCESİ AHLÂKİ BİR ÇÖKÜNTÜ YAŞAYACAKTIR!!

      İşte bugün, Sinsi bir plân olan GELİŞİM VE DÖNÜŞÜM PROJESİ! bahanesiyle, ZAĞNOS VE TABAKHANE VADİ PROJELERİ `ne ilâveten AYASOFYA MÜZESİ` nin etrafının istimlâkı, Yunan Başbakanı KOSTANTİN KARAMANLİS in, 1974 te Selânik fuar açılışında yaptığı konuşmada ifadeye çalıştıklarının en açık tercümesidir, Trabzon`da hayat bulmasıdır!!!       Bugünkü mevcut bütün Trabzon Millet Vekillerimiz maalesef istenilen ve olması gereken tarih şuurundan yoksun olup, milletimiz adına İstikbâl ve İstiklâl endişesi taşımıyor alacaklar ki, Bölgeyi ilgilendiren böylesi önem arz eden hayati konularla pek ilgienmedikeri gibi enerjileri tükenmiş, yılgın, bitkin ve isteksizlik içersindeler...

 

   Trabzon ve bütün Karadenizliler, büyük bir şuur uyanıklığı içersinde olayları, bölge üzerindeki kirli senaryoları yakinen takip etmekte olup, en memnuniyet verici tarafı ise; bu kirli senaryoları sık sık sohpetlerinin ana konusu yapmalarıdır.
     GÖNÜLLERİNDEN İLÂH-İ AŞKIN MUHABBETİ, GENLERİNDEN, KUR`AN `İ VE TURANİ ŞİFRELERLE KODLANMIŞ VATAN SEVGİSİ HİÇ BİR ZAMAN EKSİK OLMAMIŞ VE BU DEĞERLERİ HER ZAMAN HAYATININ GAYESİ BİLMİŞ... VATANIN, NAMUSUN SÖZ KONUSU EDİLDİĞİ YERDE, VÜCUDUNDAKİ HER HÜCRESİ PİMİ ÇEKİLİ PATLAMAYA HAZIR BİR EL BOMBASINA DÖNÜŞEN VEFAKAR, CEFÂKAR TRABZON İNSANI VE DAHASI TÜM KARADENİZLİLER SİZLERE  GÜVENİYOR , SİZLERE SESLENİYOR VE DİYORUM Kİ; ...
   "SİZ İŞİNİZİ BİLİRSİNİZ"
    GÜZEL İNSANLAR, TRABZON UŞAKLARI, CANLARIM! KOLBASTI BİR SENARYODUR DOLDURUŞA GELME, SEN HORONUNU OYNA! KOLBASTIYI BİRİLERİ SENİN KÜTÜRÜNÜN VAZGEÇİLEMEZ BİR PARÇASI OLAN HORONA ALTERNATİF OLARAK POMPALIYOR! HORON İNSANI, UYANIK VE ÇEVİK YAPAR 
VAKİT UYANIK 
OLMA VAKTİDİR...

    BU MEMLEKET DÜNYANIN BEKLEMEDİĞİ ASLA ÜMİT ETMEDİĞİ BİR MÜSTESNA MEVCUDİYETİN YÜKSEK TECELLİSİNE, YÜKSEK SAHNE OLDU.
     BU SAHNE EN AŞAĞI YEDİBİN SENELİK BİR TÜRK BEŞİĞİDİR.
     BEŞİK TABİATIN RÜZGARLARIYLA SALLANDI.
    BEŞİĞİN İÇİNDEKİ ÇOCUK TABİATIN YAĞMURLARIYLA YIKANDI.
    O  ÇOCUK TABİATIN ŞİMŞEKLERİNDEN,
YILDIRIMLARINDAN, KASIRGALARINDAN
    KORKAR GİBİ OLDU SONRA ONLARA ALIŞTI.
    ONLARI TABİATIN BABASI TANIDI
    ONLARIN OĞLU OLDU. BİRGÜN  O TABİATIN ÇOCUĞU TABİAT OLDU, ŞİMŞEK, YILDIRIM,GÜNEŞ OLDU,
          TÜRK OLDU.
          TÜRK BUDUR
          YILDIRIMDIR, 
          KASIRGADIR,
DÜNYAYI AYDINLATAN GÜNEŞTİR.

                  M.K.ATATÜRK


Yazım Tarihi: 30-6-2009 / 30.BÖLÜM...

YAZAN: ORHAN KILIÇOĞLU   30-6-2009






DEĞERLİ ABİMİZİN SİTEMİZDEKİ BÜTÜN YAZILARI -ÇIKACAK KİTABIN BÜTÜN HAKLARI YAZARIMIZA VE SİTEMİZE www.ahmetayvaz.tr.gg 'ye AİTTİR.
   5876 SAYILI FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU GEREĞİNCE, YAZARIMIZDAN VE SİTE YÖNETİMİNDEN YAZILI İZİN ALINMAKSIZIN ESERİN TAMAMININ VEYA BİR KISMININ BASILMASI, FOTOKOPİ EDİLMESİ VEYA HERHANGİ BİR YÖNTEMLE ÇOĞALTILMASI, BAŞKA BİR DİLE  ÇEVRİLMESİ DAĞITILMASI VE KULLANILMASI YASAKTIR.


 
YÜCE ALLAHA EMANET OLUN

SEVGİ ve SAYGILARIMIZLA




Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: rüstem iyisu( rustem_24_61hotmail.com ), 05.12.2009, 12:06 (UTC):
değerli orhan kılıcoglu hocamıza ve ahmet ayvaz abımıze bu emeklerınden dolayı tesekkür ederız.basarılarının devamını dılıyoruz.

Yorumu gönderen: Aytekin ÖZMEN( ), 02.10.2009, 02:42 (UTC):
Sabahın bu erken saatlerinden GURBETDEN ÖZYURT'a selam olsun. Yukarıdaki "paris akşamları" şiirinde belirtildiği gibi:
"Kafamın içinde Türklük ülküsü,

Ruhumu kavuran özyurt hasreti"

Yorumu gönderen: DAVUT DÜZENLİ( ), 24.09.2009, 13:51 (UTC):
Bu güzel sitenin adresini SAMSUN'dan MUSA kardeşim bana verirken övgüyle bahsetmişti ve siz yazarlarada dikkat cekmişti... siteyi inceleyip ve bu Değerli Yazarların yazılarınıda okuyunca içimden dedimki "Helal sana musa kardeş az bile söylemişsin... Emek dolu eşsiz bir site" dedim.

Yorumu gönderen: ORHAN KILIÇOĞLU( ), 21.09.2009, 17:39 (UTC):
Namık SÜRMEZ gönüldaşım,yorumunuzu okuyunca evde yanlız oluşumdan istifadeyle çocuklar gibi ağladım.ağlamak güzel bir şey!OĞLUNUZ İNŞALLAH BÜYÜK ADAM OLUR bizler de kabrimizde onların sayelerinde huzur içinde yatarız.ALLAH IN RAHMETİ HANENİZİN ÜZERİNE OLSUN.DULARIMLA

Yorumu gönderen: Namık SÜRMEZ( ), 21.09.2009, 05:06 (UTC):
Çocuklarımdan en büyüğü (18 yaşında olanı) dün benden yeni bir kitap istedi... bende bu sitenin adresini
bir arkadaş tavsiyesiyle öğrenip daha sonrada sürekli takip etdiğimden; Çocuğuma gururla yukardaki yazıları kitap yerine önerdim ve gördümki çocuğum yukardaki yazılardan hiç kopmadan, büyük bir heyecanla okuyarak hem bana hemde yazan hocamıza teşekkür edip dua etdi. Bende hem çocuğum adına ve kabul olursa hemde bu millet adına size binlerce teşekkürler.

Yorumu gönderen: Sabri YAVUZ( ), 15.09.2009, 07:10 (UTC):
Ne mutlu böyle Kaleminden ; Türklük Gurur ve Şuuruyla İslam Ahlak ve Fazileti mürekkebi ile Eserler Sunanlara!

Yorumu gönderen: BEŞİR DOĞANLI( ), 14.09.2009, 13:24 (UTC):
İnsan bu güzel yazıları okumaya bir başlıyor ve yazıların bitiminde şöyle haykırmak istiyor; Ömrüm ömrüne ilave olsunki daha çok yazıp bu Millete hep böyle ışık olasın.

Yorumu gönderen: BEDİR ÇINAR( ), 04.09.2009, 08:47 (UTC):
Yukarıdaki yazıları okurken; Kulağımın dibinde bana seslenen arkadaşımı bile duyamayacak kadar kendimi yukarıdaki yazılara kaptırmışım! Yazıların Hepsi Harika.

Yorumu gönderen: Galip YAKUT( ), 02.09.2009, 08:09 (UTC):
Hay Ağzına-Ellerine Sağlık Kardaş. Ne güzel yazılar.GECMİŞİNE RAHMET OLSUN.

Yorumu gönderen: İsmail Öksüz( ), 30.08.2009, 07:22 (UTC):
Yukarıdaki yazıların hepsini tek tek okudum. Vallahi MÜKEMMEL. Konuların işlenişi ve anlatımı SÜPER.HELAL OLSUN SİZE.

Yorumu gönderen: YENER UZUN( ), 18.08.2009, 19:11 (UTC):
TÜRKÇÜLÜK-MİLLİYETÇİLİK-ŞERİAT-TARİKAT-VATAN NE HOŞ BİR UYUM

Yorumu gönderen: Zahit YADİGAR( ), 17.08.2009, 23:33 (UTC):
Herbiri birbirinden değerli yazılar! HAY YÜREĞİNE KURBAN BE KOCA KURT!!!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
www.ahmetayvaz.tr.gg > OĞUZ SOYU-ÜÇOKLAR KOLU-GÖKHAN BOYUNUN TÜRKÇÜ TURANCI TÜRKMEN ÇEPNİ AYVAZ OTAĞI > www.ayvazahmet.tr.gg
 
TÜRK-İSLÂM ÜLKÜSÜ; Varlık olan Türklük ile, değer olan İslâmın bir birine vuslatıdır, kaynaşarak et ile tırnak misâli oluşlarıdır. Varlık ifade eden Türk`lüğün , değer olan İslâma muhabbetidir
* * *
OĞUL! Eşref-i mâhlük olduğunun şuurundan hareketle, Cenab-ı Hakk`ın nizamını yeryüzünde hakim kılmak gibi yüce bir idealin gerçekleşebilmesi uğruna,bin yıldır İ`LA-YI KELİMETULLAH ÇİZGİSİNDE, maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden YÜCE TÜRK MİLLETİNİN şerefli bir ferdi olduğunu unutma!
Üstad ORHAN KILIÇOĞLU

* * *
ARVASİ HOCA`NIN FİKİR VE ESERLERİNDEN FAYDALANMAK, O`NU REHBER EDİNMEK HER TÜRK GENCİNİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ OLMALIDIR.
Son yıllarda ihmal edilen ülkücü gençlik en Kısa zamanda yeni bir hamle yeni bir şevk ve aşkla; ZİYÂ GÖKALP, ATATÜRK, A.TÜRKEŞ, NİHAL ATSIZ, S. AHMED ARVASİ, NECDET SEVİNÇ`İN fikir ve görüşlerinin karıldığı harmanlardan beslenerek gelişip, olgunlaşıp, kamilleşerek, GÖNLÜNDE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ, DİLİN DE TURAN TÜRKÜSÜYLE YENİDEN BİR ERGENEKON DESTANI YAZMAYI İMANININ RÜKNÜ BELLEMELİDİR…

Üstad ORHAN KILIÇOĞLU
Facebook beğen
 
Reklam
 
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!! ATATÜRK
 
ALPARSLAN TÜRKEŞ SÖZLERİ
Başbuğ Alparslan Türkeş in özlü sözleri, Ülkücülük , Türk Dünyası ve İslamiyet hakkındaki özlü sözlerini okuyabilirsiniz...
*********************
İdealler yıldızlar gibidir.
Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz..

Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler
tarafından kazanılamaz.

Dalından kopan yaprağın akibetini rüzgâr tayin eder...

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

Biz aziz milletimize müreffah, kuvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz; kendimizi millete adıyoruz.Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.


İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Milletler arasındaki mücadele şuurundan mahrum olan toplumlar başkasının boyunduruğu altına düşerler.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun, siyasi kazanç mücadelesi değil, ahlâk ve fazilet mücadelesidir. Bu mücadelenin karakteri yıkıcı değil, yapıcı olmaktır. Bu şerefli mücadeleye Türk milletini davet ederim.

Toprak bütünlüğümüzü devletimizin ve milletimizin bölünmezliğini hedef alan hainlere karşı Türk Milleti olarak ayağa kalkmalıyız.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk milliyetçiliği meşru savunma, yüksek insanlık duyguları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duygusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Türkiye'nin yükselişi ithal fikirle olmaz. Hiç bir yabancı, Türkün menfaatlerini Türk Milletinin kendisi kadar düşünemez.

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. ATATÜRK
 
"BİR KIZ ÖĞRENCİYİ BAŞINI ÖRTTÜĞÜ İÇİN TAHSİL HAKKINDA MAHRUM ETMEK İSTİKLAL SAVAŞI BAŞLARINDA VE MARAŞ'TA , DÜŞMANLAR TARAFINDAN BAŞÖRTÜSÜ ÇEKİLİP DÜŞÜRÜLDÜĞÜ İÇİN BAŞLAYAN MİLLİ ŞAHLANIŞIN RUHUNA TÜKÜRMEKTİR."
NECİP FAZIL KISAKÜREK
* * *

Zafer ülkü kaynağının çeşmesidir,
Zafer gönüllerin birleşmesidir.
Gönülleri birleşenler, selam sizlere,
Uzaktan dertleşenler, selam sizlere.

Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. ATATÜRK
 
Deme bana Kayı, Oğuz, İlhanlı,
Türküm; Bu ad her ünvandan üstündür.
Yoktur Azer, Kırgız, Özbek, Kazanlı,
Türk Milleti bir bölünmez bütündür.
Ziya Gökâlp
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. ATATÜRK
 
Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır...

S.Ahmet Arvasi

BU DAVA ÖZÜDÜR İSLAMİYET'İN
BU DAVA GÜNEŞİ, MAZLUM MİLLETİN,
BU DAVA, HERŞEYDEN, HERŞEYDEN ÇETİN,
BU YOLDA DERT, HÜZÜN, GURBET BİZİMDİR.
S.Ahmet Arvasi

16 yaşında ilk şiirlerden biri olan `Ne Gam`, iyi bir başlangıç

Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
S.Ahmet Arvasi

Henüz 17 yaşındaki bir delikanlının `Özleyiş` şiiri, ecdadına âşık bir delikanlının eski muhteşem çağlara olan hasretini dile getiriyor:

Tuna neden köpürmüş, Kırım neden inliyor?
Nerde parlayan kılıç, nerde o akıncı ced?
Şimdi Hazar uzaktan feryadımı dinliyor,
Ayrıldı mı Kafkaslar yurdumdan ilelebed?
Kıbrıs`ın ayrılışı derd oldu içimizde,
Barbaros`un sesini kaybettik Akdeniz`de,
Adalar yabancı da, dinmez derleri bizde,
Balkan`ımız vatandan ayrıldı mı nihayet?
S.Ahmet Arvasi
 
SON BİR (1) YILIN TOPLAMI 81101 ziyaretçi kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. CÜZ:21 // AHZÂB SÜRESİ: 33 / 23.ÂYET