BU EN ÜST BÖLÜMDEKİ BAZI REKLAMLAR - Sayfamızın üstündeki zaman zaman görüntülenen Windows Internet Explorer'in kendi Reklamıdır.- SİTEMİZ DIŞI BİR UYGULAMADIR.
   
 
  KAHRAMAN TÜRK KADINLARI

KAHRAMAN
TÜRK KADINLARI

   Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkan yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim" diyemez.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

   Necip Türk milletinin erkekleri kadar cesur ve basiretli kadınları da
milli mücadelelerde vatan ve bağımsızlığını canla başla korumuşlardır.
Yaradılış fıtratı olarak cesur evlatlar çıkarmış olan Türk milletinin
kadınlarıda birer cesaret, fazilet abidesi gibi erkeklerinin yanında
bulunmuşlardır.

Bu kahraman Türk kadınlarından bazıları şunlardır:

Tomris Hatun : Yüce hakanı Tomris Hatun, yaklaşık 2500 yıl önce
Türkistan'da devlet kurmuş olan Saka ve Peçenek Türklerinin hakanı idi
aynı çağda İran'da da Ahamenid Sülalesi hakim bulunuyordu. Bu sülale
zamanında İran orduları birkaç defa Türklerle savaşmışlardı. Tomris
Hatın'un hakan olduğu çağda, İran'lıların başında Kirus adında bir
hakan bulunuyordu. Daha önceleri Sakalarla savaşmış olan Kirus,
Peçeneklere saldırdı. Bu savaşın nedeni Kirus'un Tomris'le evlenmek
istemesi ve Tomris Hatun'un da bu teklifi reddetmesi idi. Bu reddin
nedeni o çağın usullerine göre çok önemliydi. Çünkü Tomris Hatun
Kirus'la evlenirse Tomris'in ülkesi Kirus'un olacaktı. Tomris'in red
cevabından sonra Tomris'in oğlu ile Kirus savaştı bu savaşı Kirus
kazandı. Bunu gururuna yediremeyen Tomris'in oğlu kahrından kendini
öldürdü.

Bu öncü savaşı kazanan gözü dönmüş Kirus Tomris ile savaşmaya
başladı ama Tomris Hatun'a feci şekilde yenildi.  Tomris Hatun, azılı
bir gaddar olan Kirus'un kafasını kan dolu bir fıçıya attırarak
"hayatında kan içmeye doyamamıştın, şimdi doya doya iç" dedi. Bu olay
yıllarca hatırlandı. Bu kadın başbuğ Tomris Hatun ulusunu ve yurdunu
çok seven Türk kadınlarından birisiydi.

Süyün Bike : Altın Orda Devletinin fiilen yıkımasından sonra ortaya
"Astrahan Hanlığı", "Kırım Hanlığı", Sibir Hanlığı" ve "Kazan
Hanlığı"  gibi küçük Türk devletleri çıktı.

Kazan Hanlığı, iç mücadelerlerle de sarsılınca gittikçe zayıflamış ve
Ruslar'ın müdahaleleri de o nispette artmıştır. Kazan'da iktidarı
elinde bulunduran zümre bu sebepten dolayı Han seçiminde Rusların
arzularına boyun eğmek zorunda kalarak Safa Giray'ı Han ilan ederler.
Safa Giray'da 1547'de ölür. Bunun üzerine oğlu Ötemiş Giray iki
yaşında Han olduğundan varisi Süyünbike devleti yönetir. Ruslar
1550'de Kazan'a hücum eder. Süyün Bike'de kahramanlar gibi savaşır ama
şehir düşer ve diğer Kazan Beyleri ile birlikte o da esir alınır.
Gemilere bindirildiklerinde halk gözleri yaşlı nehrin kenarında
beklemektedir.

Kazan Melikesi var gücüyle bağırır:

"Kazan... Kaygulu, kanlı şehir!.. Başından tacın düştü... Sen şimdi
dul kadın gibisin! Sen şimdi efendi değil, kul oldun!.. Sen başsız
arslan gibisin! Her devlet akıllı Han ile idare edilir, güçlü çeri ile
ayakta kalır!.. Bunlar olmayınca, herkes senden Hanlığı alır! Eski
günlerini, bayramlarını hatırlayıp, benim gibi ağla artık... Nerede
senin eski Hanlık bayramların? Nerede sendeki çocuklar, beğler,
Töreler?... Nerede senin genç kadınların, güzel kızların; onların şen
sesleri nerde?.. Hepsi kayboldu değil mi? Bundan sonra sende, bunların
yerine ağlamalar, inlemeler olacak!.. Sende bal akan ırmaklar,
pınarlar vardı... Bundan sonra onlarda senin evlatlarının kanları ve
gözyaşları akacak!.. Rus kılıçları onları kırıp geçirecek!.. Ey
Tanrım!.. Bizim en azgın düşmanımız olan İvan'a tez cezasını ver!..
Kazan'ın başına bu belaları açan Şeyh Ali ile Türeleri cezasız
bırakma! Onlar beni düşman eline düşürünceye kadar çalıştı; çekmiş
olduğum eziyet ve sıkıntıları onların da, onları umursamayan ve
ülkelerine sahip çıkmasını bilmeyen Kazanlıların da başına ver
Tanrım!.. Ver ki, bundan sonrakilere ibret ve ders olsun; başka Türk
Yurtlarının başına böylesi gelmesin!... "

Bu esir alınıştan sonra Süyün Bike'ye ne olduğu konusunda kesin bir
şey yoktur.
İparhan : Doğu Türkistan 1759 yılında Çin Mançu Yönetimi tarfından
işgal edildi. Uygur Türkleri vatanlarını işgal eden Çin ordusuna karşı
yıllarca direndiler. Tam 42 kez bağımsızlık mücadelesi verildi,
sonuçta sayı ve teçhizat bakımından kıyaslanamayacak derecede fazla
olan Çin ordusu, Rusların da yardımıyla bu mücadelelerden galip çıktı.
O dönemin Doğu Türkistan Hanlarından Cihangir Hoca şehit edildi.
Cihangir Hoca'nın eşi İparhan kocasının mücadele bayrağını ordunun
başına geçerek sürdürdü.

Büyük mücadelelerden sonra Çin ordusu tarafından esir alınan İparhan,
Pekin'e Çin İmparatoru Qienlung'a götürüldü. İmparatorun İparhan'a
evlenme teklifi İparhan tarafından şiddetle reddedildi.

Ve bu kahraman Türk Kadını iffeti ve milletinin geleceği için, bir
Çin'li ile evlenmektense canına kıydı. Bir kahraman gibi yaşadı ve bir
kahraman gibi şehit oldu. Türk kadınının yüreğinde "Gelinlerin Anası"
unvanıyla yaşayan kahraman İparhan'ı rahmetle anıyoruz.
NENE HATUN
Erzurum’un Pasinler ilçesine bağlı Çeperler Köyü’nde dünyaya gelen Nene Hatun,henüz 20 yaşında bir gelinken 1877-1878 yılları arasında yapılan Türk-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Aziziye Tabyası’nı sopayla,taşla, kazma, kürekle savunanlara katılarak cesurca savaştı.Daha sonra oğlunu Çanakkale Savaşı’nda şehit verdi. 1954 yılında 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel Paşa’nın gayretleriyle kendisine “3. Ordunun Nenesi” ünvanı verilip, cüzi de bir maaş bağlandı ve 1955 yılında anneler gününde “Yılın Annesi” seçildi. Erzurum manevraları sırasında Amerikan Generali Ridgway bu yüce insanın elini öptü. Nene Hatun bir kahramanlık ve analık sembolü olarak 98 yaşına kadar yaşadı.
Halide Onbaşı (Edip Adıvar) (1884-1964) : 1919'da Sultanahmet
Meydanı'ndaki nümayişde halkı işgallere karşı uyandırmak için yaptığı
etkili konuşma sonrası hakkında tevkif kararı çıktı. 1920'de
Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. İstanbul Hükümeti
tarafından Mustafa Kemal ile birlikte hakkında ölüm kararı verilen
altı kişiden biriydi. Mustafa Kemal onu Garp Cephesine tayin etti.
Kendisine önce "onbaşı", sonra da "üstçavuş" rütbesi verildi. Savaşı
izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş
ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar
ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı.
1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi' nde
İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti
listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine
çekildi ve 1964'te öldü. Değerli kahramanımız Kurtuluş Savaşını ve
Türk kadınlarının mücadelesini anlatan ve Türk klasikleri arasına
giren pek çok esere imza atmıştır.
Nezahat Onbaşı : Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahat'ı kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı.
Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay
İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini,
silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı.
Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve
100'den fazla düşman askeri öldürmüştü.

Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 yılında Türkiye Cumhuriyeti' nin İstiklal
Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk vatandaşıdır ve bu öneri
TBMM'de hararetle kabul edilmiş, ancak Kurtuluş Savaşı'nın hengamesi
içinde işleme konulamamış, daha sonra da kararın yerine getirilmesi
unutulmuştu. TBMM'nin "Şükran Belgesi'ne" 65 yıl sonra 78 yaşında bir
nine iken kavuşmuştur.
Şerife Bacı : 1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerektir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıktı. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler
Kastamonu'ya doğru yol aldı. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardı.
Bunlardan biri de Şerife Bacı idi. Şerife Bacı top mermileri
ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin
diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştü, ama ölene kadar vücut
sıcaklığını yavrusuna vermişti. Bugün Kastamonu'da şanına lâyık güzel
bir anıtı vardır. Kastamonulular şehit Şerife Bacı'nın adını her yerde
yaşatıyorlar.
Erzurumlu Kara Fatma (Fatma Seher Erden) : 1888'de Erzurum'da doğdu.
Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı'na katıldı. I. Dünya
Savaşı'nda Kafkas Cephesine gitti. 1919'daki Kongre günlerinde,
Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Bu görüşmenin
ardından, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesinde
görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan
Muharebesi'nde Mehmetçikle birlikte destanlar yazdı. Büyük Taarruz'un
ilk günlerinde General Trikupis'in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak
yeniden müfrezesinin başına geçmiştir. Kahraman kadın Kurtuluş
Savaşı'ndan sonra "üstteğmen" rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını
Kızılay'a bağışladı. 1954 yılında TBMM kendisine yeni aylık tespit
etti.
Halime Çavuş (Kocabıyık) : Kastamonu'da doğan, anne-babasının "kızım
gitme" şeklinde yalvarışlarını dinlemeden milli mücadeleye katılan
Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı'na
giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi tıraş oldu, saçını kazıttı
ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı.
Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her
sabah tıraş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal Paşa
tarafından Ankara'ya çağrıldı. O'nun "Seni yollamıyorum, bizim kızımız
ol" önerisine "Annem babam beni bekler" şeklinde cevap veren Halime
Çavuş, "Ben ana-babaya itaatli evlada saygı duyarım" diyen Mustafa
Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine
yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.
Hafız Selman İzbeli : Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu
kurucularından ve Kastamonu'da ilk kadın meclisi üyesidir. Kurtuluş
Savaşı sırasında Kastamonu'daki kadınları toplamış, asker için çorap,
kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti. Asker Kastamonu'ya
geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştur.
Gördesli Makbule Hanım : 1921'de eşi Ustrumcalı Ali Efe ile birlikte
Milli Mücadelede çete savaşlarına katılmıştır. 17 Mart 1922'de Akhisar
Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla'da elinde silah düşmanla
en ön safta savaşırken başından vurularak şehit edilmiştir. Şehit
düştüğünde henüz 21 yaşındaydı.
Çete Emir Ayşe : Yunan askeri Aydın'a doğru geldiğinde iki arkadaşı
ile birlikte Menderes'in diğer tarafına geçmeye çalışan Emir Ayşe,
arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve
Çanakkale'de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini
bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış, Yörük Ali Efe'ye
katılmıştır. Aydın'ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar
Yunanlılarla savaşmıştır. Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı'nda
Çete Emir Ayşe'nin de aralarında bulunduğu kahramanlara İstiklal
Madalyası takmıştır. "Savaştığım Yunana karşı, elimde kalan en değerli
şey Atatürk'ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır" demiştir.
Tayyar Rahmiye : Adanalı Rahmiye Hanım 9. Tümenin 1920 yılında
Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştır. Başlıca
görevi, keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktır. Osmaniye
yakınındaki demiryolu tünelini o patlatmıştır ve bölgedeki düşmanın
cephane ikmalini büyük sekteye uğratmıştır. 1920'de Fransızlara karşı
harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca "Ben kadın
olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde
sürünmekten utanmıyor musunuz?" demiş ve aynı muharebede ateş hattında
kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştur.
Saime Hanım : Milli Mücadele döneminde 15 Mayıs 1919'da Kadıköy'de
düzenlenen nümayişe katılmış nümayişden sonra tutuklandıysa da kaçarak
mücadeleye katılmış, yaralanmış ve İstiklal Madalyası almıştır.
Savaştan sonra İstanbul Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır.
Yirik Fatma : Gaziantep'te Fransızlara karşı verilen savaşta (1 Nisan
1920-8 Şubat 1921) çete teşkilatına katılmak isteyen Yirik Fatma
gelmesini istemeyenlere karşı "Benim kanım, sizinkinden daha mı
şirindir?" cevabını vermiş ve çetecilerle birlikte yola çıkmıştır.
Süreyya Sülün Hanım : Van doğumlu Süreyya Hanım, Erek kasabasında 500
kişilik bir çeteye katılmış, 1,5 aylık bir çatışmadan sonra
yaralanınca Erzurum'a dönmüştür.
Nazife Kadın : 9 Mart 1922'de Çanakkale Bigadiç civarını kuşatan Yunan
ordusu Komutanı Nazife Kadın'dan bilgi istemiş, ancak o bilmediğini,
bilse bile asla söylemeyeceğini ifade etmiş, bunun üzerine
Yunanlılarca fırına atılarak şehit edilmiştir.
Domaniçli Habibe : Kurtuluş Savaşı sırasında cahil evladının düşmana
yol gösterdiğini duyunca İnegöl'e inmiş, bir kurşunla oğlunu yere
serip ardına bakmadan geldiği dağlara geri dönmüştür.
Satı Çırpan : Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Hanım,
Kurtuluş Savaşında cepheye sırtında mermi taşımıştır. 1934 yılında
Atatürk'ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren
ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.
Bitlis Defterdarının Hanımı : Kahramanmaraş 'ta düşmana karşı verilen
mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında bulunmaktaydı .
Kayabaşı Mahallesi'nde 8 düşmanı öldürmüş daha sonra erkek elbisesi
giyerek milis kuvvetlerine katılmıştır.
HAFIZ SELMAN İZBELİ
Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu’da ilk kadın meclisi üyesi, sıkı bir Atatürk hayranı ve kendi deyimiyle bir “Cumhuriyet kadını” idi…Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu’ daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştu. Mustafa Kemal’in Kastamonu’ya geldiği sırada İzbeli Konağı’nı ziyaret ettiği ve karşılıklı kahve içtikleri söylenmektedir.
GÖRDESLİ MAKBULE HANIM
1921’de eşi Ustrumcalı Ali Efe ile birlikte Milli Mücadelede çete savaşlarına katılmıştı. 17 Mart 1922’de Akhisar Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla’da elinde silah düşmanla en ön safta savaşırken başından vurularak şehit edilmişti. Henüz 21 yaşındaydı.
ÇETE EMİR AYŞE
Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına geçmeye çalışan Emir Ayşe, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış, Yörük Ali Efe’ye katılmıştı. Aydın’ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlılarla savaşmıştı. Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı’nda Çete Emir Ayşe’nin de aralarında bulunduğu kahramanlara İstiklal Madalyası takmıştı. “Savaştım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır” demişti.
TAYYAR RAHMİYE
Adanalı Rahmiye Hanım 9.Tümenin 1920 yılında Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştı. Başlıca görevi, keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktı. Osmaniye yakınındaki demiryolu tünelini o patlatmıştı ve bölgedeki düşmanın cephane ikmalini büyük sekteye uğratmıştı. 1920’de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” demiş ve aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştu.
TARSUSLU KARA FATMA (ADİLE ONBAŞI-ÇAVUŞ)
Asıl adı Adile olan, Adile hala, Adile Onbaşı diye bilinen kahraman silah arkadaşları arasında “Kara Fatma” olarak anılırdı. 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon Savaşı’na katılmış, Tarsus’un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar göstermiştir

Mart 1923 Tarsus:

Mustafa Kemal İstasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.

Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
- "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.

Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
"Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın."

KILAVUZ HATİCE
Adana’da Fransızlar’a karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’de milli kuvvetler Pozantı’da taarruza başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak kılavuzluk etmişti. Hatice, kılavuzluk yaptığı Fransızlar’a yanlış yol göstererek Karboğazı’ na sokmuştu. Boğazda sıkışan Fransızlar, Türk askerine esir düşmüştü.
İnönü Savaşlarına Katılan ve Madalya Alan 12 Kadından İsimleri Tespit
Edilenler:
Ali kızı Alime, Hacı Osman kızı Fatma, Besim kızı Şükriye,
Musa kızı Fatma, Veli Onbaşı kızı Ayşe, Molla İbrahim kızı Fatma, Ali
kızı Ayşe, Molla Hasan kızı Fatma...

Ve, belgelerde adına rastlanmayan daha binlerce eli öpülesi, kahraman
Türk kadını... Sizlere minnettarız, hepinizi saygı ve rahmetle anıyoruz.


Necip Türk milletinin yüksek seciyeli kadınları bu milletin ve
vatanının bekası için doğurdukları yigitleri bu millet ve vatanın
bekası için kurban etmeye alışmış kahraman varlıklardır. Yukarıda
saydığımız kahraman Türk kadınlarının yanı sıra bu vatanın bekası için
evlatlarını şehit veren nice analarıda unutmamak gerekir.
www.canimablama.com'a  da katkılarından dolayı teşekkürler





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
www.ahmetayvaz.tr.gg > OĞUZ SOYU-ÜÇOKLAR KOLU-GÖKHAN BOYUNUN TÜRKÇÜ TURANCI TÜRKMEN ÇEPNİ AYVAZ OTAĞI > www.ayvazahmet.tr.gg
 
TÜRK-İSLÂM ÜLKÜSÜ; Varlık olan Türklük ile, değer olan İslâmın bir birine vuslatıdır, kaynaşarak et ile tırnak misâli oluşlarıdır. Varlık ifade eden Türk`lüğün , değer olan İslâma muhabbetidir
* * *
OĞUL! Eşref-i mâhlük olduğunun şuurundan hareketle, Cenab-ı Hakk`ın nizamını yeryüzünde hakim kılmak gibi yüce bir idealin gerçekleşebilmesi uğruna,bin yıldır İ`LA-YI KELİMETULLAH ÇİZGİSİNDE, maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden YÜCE TÜRK MİLLETİNİN şerefli bir ferdi olduğunu unutma!
Üstad ORHAN KILIÇOĞLU

* * *
ARVASİ HOCA`NIN FİKİR VE ESERLERİNDEN FAYDALANMAK, O`NU REHBER EDİNMEK HER TÜRK GENCİNİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ OLMALIDIR.
Son yıllarda ihmal edilen ülkücü gençlik en Kısa zamanda yeni bir hamle yeni bir şevk ve aşkla; ZİYÂ GÖKALP, ATATÜRK, A.TÜRKEŞ, NİHAL ATSIZ, S. AHMED ARVASİ, NECDET SEVİNÇ`İN fikir ve görüşlerinin karıldığı harmanlardan beslenerek gelişip, olgunlaşıp, kamilleşerek, GÖNLÜNDE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ, DİLİN DE TURAN TÜRKÜSÜYLE YENİDEN BİR ERGENEKON DESTANI YAZMAYI İMANININ RÜKNÜ BELLEMELİDİR…

Üstad ORHAN KILIÇOĞLU
Facebook beğen
 
Reklam
 
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!! ATATÜRK
 
ALPARSLAN TÜRKEŞ SÖZLERİ
Başbuğ Alparslan Türkeş in özlü sözleri, Ülkücülük , Türk Dünyası ve İslamiyet hakkındaki özlü sözlerini okuyabilirsiniz...
*********************
İdealler yıldızlar gibidir.
Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz..

Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler
tarafından kazanılamaz.

Dalından kopan yaprağın akibetini rüzgâr tayin eder...

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

Biz aziz milletimize müreffah, kuvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz; kendimizi millete adıyoruz.Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.


İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Milletler arasındaki mücadele şuurundan mahrum olan toplumlar başkasının boyunduruğu altına düşerler.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun, siyasi kazanç mücadelesi değil, ahlâk ve fazilet mücadelesidir. Bu mücadelenin karakteri yıkıcı değil, yapıcı olmaktır. Bu şerefli mücadeleye Türk milletini davet ederim.

Toprak bütünlüğümüzü devletimizin ve milletimizin bölünmezliğini hedef alan hainlere karşı Türk Milleti olarak ayağa kalkmalıyız.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk milliyetçiliği meşru savunma, yüksek insanlık duyguları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duygusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Türkiye'nin yükselişi ithal fikirle olmaz. Hiç bir yabancı, Türkün menfaatlerini Türk Milletinin kendisi kadar düşünemez.

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. ATATÜRK
 
"BİR KIZ ÖĞRENCİYİ BAŞINI ÖRTTÜĞÜ İÇİN TAHSİL HAKKINDA MAHRUM ETMEK İSTİKLAL SAVAŞI BAŞLARINDA VE MARAŞ'TA , DÜŞMANLAR TARAFINDAN BAŞÖRTÜSÜ ÇEKİLİP DÜŞÜRÜLDÜĞÜ İÇİN BAŞLAYAN MİLLİ ŞAHLANIŞIN RUHUNA TÜKÜRMEKTİR."
NECİP FAZIL KISAKÜREK
* * *

Zafer ülkü kaynağının çeşmesidir,
Zafer gönüllerin birleşmesidir.
Gönülleri birleşenler, selam sizlere,
Uzaktan dertleşenler, selam sizlere.

Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. ATATÜRK
 
Deme bana Kayı, Oğuz, İlhanlı,
Türküm; Bu ad her ünvandan üstündür.
Yoktur Azer, Kırgız, Özbek, Kazanlı,
Türk Milleti bir bölünmez bütündür.
Ziya Gökâlp
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. ATATÜRK
 
Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır...

S.Ahmet Arvasi

BU DAVA ÖZÜDÜR İSLAMİYET'İN
BU DAVA GÜNEŞİ, MAZLUM MİLLETİN,
BU DAVA, HERŞEYDEN, HERŞEYDEN ÇETİN,
BU YOLDA DERT, HÜZÜN, GURBET BİZİMDİR.
S.Ahmet Arvasi

16 yaşında ilk şiirlerden biri olan `Ne Gam`, iyi bir başlangıç

Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
S.Ahmet Arvasi

Henüz 17 yaşındaki bir delikanlının `Özleyiş` şiiri, ecdadına âşık bir delikanlının eski muhteşem çağlara olan hasretini dile getiriyor:

Tuna neden köpürmüş, Kırım neden inliyor?
Nerde parlayan kılıç, nerde o akıncı ced?
Şimdi Hazar uzaktan feryadımı dinliyor,
Ayrıldı mı Kafkaslar yurdumdan ilelebed?
Kıbrıs`ın ayrılışı derd oldu içimizde,
Barbaros`un sesini kaybettik Akdeniz`de,
Adalar yabancı da, dinmez derleri bizde,
Balkan`ımız vatandan ayrıldı mı nihayet?
S.Ahmet Arvasi
 
SON BİR (1) YILIN TOPLAMI 80579 ziyaretçi kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. CÜZ:21 // AHZÂB SÜRESİ: 33 / 23.ÂYET