BU EN ÜST BÖLÜMDEKİ BAZI REKLAMLAR - Sayfamızın üstündeki zaman zaman görüntülenen Windows Internet Explorer'in kendi Reklamıdır.- SİTEMİZ DIŞI BİR UYGULAMADIR.
   
 
  DEDEM KORKUD DİYARI... BAYBURT TARİHİYLE MÜBAREK EVLİYALARI ve BİLİM ADAMLARI

DEDEM KORKUD DİYARI BAYBURT'a  SELÂM OLSUN!



İlimizin güney doğusunda 39 Km. mesafede ki Masat
 köyünün hemen
çıkışındadır. Yapılış şekli ve mimarı tarzı ile
çok eskilere uzanan ve halk arasında
Alî Baba diye geçen türbe Alî baba (Büyük Baba)
anlamında kullanılan ve bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiren,
Dede Korkut’a ait olduğu söylenen türbedir.



Türbenin üzerinde eski Türkçe 718 rakamı görülmektedir.

 
İsim:  korkut.jpg
Görüntüleme: 503
Büyüklük:  46,9 KB (Kilobyte)
Bayburt ili; Türklerin Anadolu’da yerleştikleri en eski yerleşim yerlerindendir.
Sosyologlar Bayburt’u gerek Selçuklular,
gerekse Osmanlılar döneminde ikinci dereceden önemli bir kültür merkezi olarak
nitelendirmektedirler. Bayburt, ünü sınırlarımızın dışına taşan
pek çok bilim ve sanat adamı yetiştirmiştir.
Türk dünyasının ortak kültür hazinelerinin en büyüklerinden biri olan
Dede Korkut’ uda bunlardan saymak mümkündür.

Dede Korkut, bütün Türk dünyasında kabul görmüş
– Tarihi ve Efsanevi – ortak ulularımızın en önemlilerindendir.
Prof. Dr. M. Fuat KÖPRÜLÜ, Dede Korkut için ;
“Terazinin bir Kefesine Türk Edebiyatının tümünü, diğer kefesine de Dede Korkut’ u koysanız
yine de Dede Korkut ağır basar” demektedir.

Dede Korkut hikayeleri Bayburt’ta canlılığını korumaktadır.
Türkiye Türkçe’sinde anlatılan hikayelerden Beğ Böğrek (Bamsi Beyrek) in
en çok varyantı Bayburt’ ta tespit edilmiştir.
Hikayelerde Bayburt , “Parasarın Bayburt Hisarı” adıyla geçmektedir.
Beğ Böyrek’ in mezarı Bayburt Kalesindeki
“Zindan”’ ın tam karşısındaki Duduzar Tepesindedir.

Dede Korkut’ un mezarı Masat Köyündedir.

Bu bilgiler, Orhan Şaik GÖKYAY’ ın
Dede Korkut çalışmasında mevcut olduğu gibi,
halk arasında da dilden dile anlatılarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Valiliğimiz; ilimize sosyal, kültürel, bilimsel,
sportif, ticari ve ekonomik canlılık kazandırmak amacıyla
bir şölen düzenlemeyi planlamış, şölene Orta Asya’ dan Anadolu’ya
 göçen Alp Erenlerden biri olan ve bütün Türk lehçelerinde ve
coğrafyalarında tanınan, hikayeleri dildin dile anlatılan
bu ulu büyüğün adını vermeyi uygun bulmuş ve
1995 yılından itibaren “Dede Korkut Kültür – Sanat Şöleni’ni düzenlemeye başlamıştır.

Şölen Türk dünyasında büyük yankı bulmuş ;
Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan,
Balkar – Karaçay, Dağıstan, Kazakistan ve
bağımsızlığını ilan eden diğer Türk Cumhuriyetlerinden
çok sayıda katılım gerçekmiştir.
Türk Cumhuriyetlerinden ilimize gelen bilim adamları
Dede Korkut’ la ilgili tebliğler sunmuşlar,
kendi coğrafyalarındaki izlerin etkisinden söz etmişlerdir.
Dede Korkut’ un bizim olduğu kadar kendi edebiyatlarının da en büyük değere ve
Türk dünyasının coğrafyalar üstü ortak ve en büyük kişiliği olarak nitelemiş ve sahiplenmişlerdir.

ARAŞTIRMACI YAZAR MUSTAFA YAZICI HOCAMIZ KALEMİNDEN;
DEDE KORKUD VE DESTANLARIYLA İLGİLİ TRABZONDA ÖZET OLARAK BİLDİKLERİMİZ   
   Dede Korkud Oğuzların Bayat boyundandır.Bir Türk veziri ve bilgesidir.Orta Asyalıdır.Kabri(mezarı) Maveraunnehir bölgesinde Aral gölüne dökülen Seyhan nehri yanındadır.Hz. Peygamber zamanında (7. Asırda) yaşamış,Anadoluyu ve Afrikayı da gezmiştir. 12 Destanı vardır.Destanlarda Dede Korkud beylerinin olayları anlatılır.Hz. Muhammedi üç arkadaşıyla ziyarete gittiğinde müslüman olmuştur.Bunun üzerine Hz. Peygamber tarafından Türk alemini irşâd etmek üzere görevlendirilmiştir.Bu nedenle Bizans zamanında Trabzon'a ve Bayburt'a da gelmiştir.Bu nedenle destanlarının ikisi (Kanturalı=Turalı Han ve Salur Kazan destanları)Trabzon'da, bir tanesi de(Bamsı Beyrek Destanı) Bayburt'ta geçer.O zamanki Bizans Tekfurlarıyla (Bölge valileriyle)dan İslâm ve Türklük mücadelesini anlatırlar.14.Asırda sözlü dilden yazı diline geçmişlerdir.Trabzondan geçen iki destanı Trabzonda meşhur Destanlar kitabımda Bilimsel olarak anlattım.Ancak Trabzonda Dede Korkud Festivali yapılmamaktadır.Bayburt'ta yapılmaktadır.Kazakistanla Trabzon'un diyaloğunu tâ 1996'daki "Kadirga'dan Kadirgan'a Selâmı" adlı kitabımda anlattım.
    Tarihte Trabzon Yaylaları,tâ Bayburt'tan Giresun'un Yaylalarına kadar daima Türklerin elinde kalmıştır.Trazon'un Kurumları M.Ö 4000 yılında Trablar (Trab+Zon=Trabların ülkesi)olmasına rağmen Trabzon çok işgallere uğramış,bu nedenle sahillerde koloni devletleri kurulmuştur.Medler-Persler-Romalılar-Pontuslular(Med ve Persler)Kommenler gibi .Fakat,Fatih 1461'de Trabzon'un Kalesini deTrabların uzantısı olan Kuman,Kıpçak,Oğuz,Saka,Selçuklu ve Osmanlı Türklerine,yani asıl yerli sahiplerine teslim etmiştir.Bunu Alman Tarihçi Fallmerayer ve İtalyan Tarihçisi Hrozny de yazmıştır. Kültür ve folklor olarak Kemençe(Dede Korkud Kopuzu)Orta Asyadan Anadoluya Trabzon`a gelmiştir. Davul zurna ise Anadolu'dan -Trabzon'dan Orta Asya'ya gitmiştir.Trabzondaki yayla şenliklerinin Orta Asya ile bağlantısı vardır.Bunların ayrıntılarını adı geçen kitaplarımda yazdım.Televizyonlarda anlattım.Trabzon-Kazakistan kardeşliği Kazakistan Ankara büyük elçisi Kanat Sandabayev zamanında çok güçlenmişti.Hatta O'nun İşbirliği Çağrısı kitabımda yer almıştır.
    Nevruz,Hıdırellez,Oğlak Yıkama ve Deniz bayramları,Kadırga,Demircilik ve diğerleri Trabzon'da halâ yaşamaktadır.Rusyada en büyük Türk vatanı Kazakistan olduğuna göre Trabzon'la işbirliği devam etmelidir.

 

    TRABZONDA DEDE KORKUD DESTANLARININ GEÇTİĞİ VE ÇEKİM YAPILABİLECEK YERLER A-KANTURALI(TURALI HAN)DESTANI İÇİN:TONYA TURALI KÖYÜ-TRABZON ÇADIRDAĞI-21 TEMMUZDA ZİGANA ARKASINDAKİ KADIRGA YAYLASI,KARADENİZ ,ERİK BELİ YAYLASI(ARKUBEL-KIRGIZCA)-ALADAĞ
B-SALUR KAZAN DESTANI İÇİN:TRABZON ZİNDAN KALE,BEŞİKDÜZÜ TÜRKELLİ-RESÜLLÜ(OĞUZLU)KÖYLERİ, KORKUD KÖYÜ,ARUZ DERESİ,AKÇAABAT KARADAĞ,AKÇAABAT AKÇAKALE,AKHİSAR(BEŞİKDÜZÜ)DERESİ,YAYLADA KOYUN SÜRÜLERİ (KARA KOÇLAR)AKYAZIDAN VE BOZTEPEDEN TRABZON ŞEHRİ.
NOT: DEDE
 KORKUD DESTANLARININ ORİJİNALLERİ İNGİLİZCE OLARAK VATİKAN KÜTÜPHANESİNDE,
ALMANCA OLARAK DRESDEN KÜTÜPHANESİNDE,OSMANLICA
OLARAK İSTANBUL KÜTÜPHANELERİNDE MEVCUTTUR.PROF.DR. MUHARREM ERGİN HOCA TARAFINDAN KARŞILAŞTIRILARAK YAYINLAMIŞ,TARAFIMDAN DA İNCELENEREK BU KİTAPLAR YAZILMIŞLARDIR.
BU DESTANLARIN SONU HEP " VER ADI GÜZEL MUHAMMED'E SELÂVÂT " DİYE SONA ERMEKTEDİR.
BÜTÜN MÜSLÜMANLARA, BÜTÜN TÜRKLERE VE BÜTÜN İNSANLIĞA DUYURULUR.
              
( 7-8-2009 Tarihindeki www.ahmetayvaz.tr.gg 'deki Hocamızın yazısı)

YAZAN:
MUSTAFA YAZICI ( Araştırmacı Yazar)




DEDE KORKUT DİYARI  BAYBURT
Bayburt ve civarında birçok evliya ve
bilim adamlarının mezar türbe ve
kümbetlerinin bulunduğu 1899 da yayınlanan
''Erzurum Vilayeti Salnamesi'' nde şöyle ifade edilmektedir.
''Bayburt kazasında Merkad-ı  Mukaddesleri
Ziyaretgah En-am olan Zat-ı azam .
Bayburtta kübar ve sahabe-i Nebevviyeden
Abdülvehhab Gazi ve ali Şuheda ve
şehit osman gazi baba ve çağırkanlı dede ve
 seyyid Yakup ve biraderi  Seyyid Halil ve
gökçe şeyh halil Rady Allahü Teali Aleyhim ecmain
(Allah cümlesine rahmet eylesin)hazeretiyle
(hazretleri ile) Kübar-ı ahaliden Hoca Necmettin ve
Zühtü Gelyani ve ahmet zencani ve şeyh hayrani ve
Veysel-i Hamedani ve diğer 10 dan ziyade Azize-i benam
(ünlü ve bilinen 10 dan fazla kadın ziyaret yeri) ve
meşayin-i ikram (büyük şeyhler) medfün (gömülü)ve
asr-ı ruhaniyeler (mezheplere ait eserler zaviye ve tekkeler)rüy-ünümadır.(Göze çarpmakta mevcut bulunmaktadır)
Bugün bu ziyaret yerlerinden birkaç bilinenden başka hiç birisi mevcut değildir.
Fakat tarih bu mübarek avliya ve bilim adamlarını asla unutmamıştır.


 

 BAYBURTUN TARİHİ

Bayburt'ta bilinen ve anılan destanların hemen hepsi Şair Zihni tarafından yazılmıştır. Onun "SERGÜZEŞTNAME" isimli eserinde bu destanlar ayrıntıları ile yer almış bulunmaktadır. Bu eserde Zihninin yazdığı beş adet destana rastlanmaktadır. Bunlar'dan birincisi Akka'da Cezzar Ahmet Paşa'nın maiyetinde bulunduğu ve Napoleon Bonapart'ın bu savaşta nasıl yenildiğini anlatan "AKKA DESTANI" dır. Bu destan Bayburt'la ilgili değildir. İkinci destanı ise 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşlarında Aydıntepe (Hart) civarında yapılan savaşı anlatan HART DESTENI' dır. Üçüncü destan ise OTLAKÇI DESTANI' dır ki, bu destanda aç gözlü insanların çeşitli ortamlarda sergiledikleri oburlukları anlatır. Dördüncü destan ALEMDAR DESTANI ve beşinci ise OCAK DESTANI adını taşımaktadırlar.

                   Ayrıca Bayburt' ta anılan iki destan daha mevcuttur.Birisi  DANA DESTANI bir diğeri ise KIRZI DESTANI' dır.


 
HART DESTANI:

  1828-1829 Osmanlı Rus Savaşında Bayburt Rus işgaline uğramış ancak 1829 yılında yapılan EDİRNE ANDLAŞMASI ile Ruslar Bayburt'u boşaltmışlardır.

    Zihni'nin savaşın sona ermesinden sonra, Bayburta gelmiş bir destanla beraber bir çok içli şiirlerde yazmıştır. 

Destan Şöyle başlıyor.

"Erzurum küffara biat edince,

 Fiğana bağlandı Bayburt diyarı,

 Gülü hare kaldı, bülbülü zare

 sldu benefşesi gülberk-i bari,

  Lalesinin bağrı hücr ile dağlı,

 Çok yazılar görmüş karalı, ağlı

 Goncanın dört yanı har ile bağlı,

 Bükülmüş servini'nin kadd-i niğarı

 erzrum'dan çıktı dokuz bin küffar

 Bayburt kalesine doldu sebük bar,

 Bir yere geldiler Bayburt'lu yekbar

 Hicretle verdiler cümle kararı

 Cümle ahalinin kaddi büküldü

Her birisi Köye kente döküldü

Yüklendi gam yükü, yola çekildi

 Birbiri ardınca turna katarı."

   Bu savaşta Hacı Osman Efendi adındaki kahramanın gösterdiği gayret ve başarılar destanın en önemli kısımı oluşturmaktadır.

"İbtida düşmün'dan ol döktü kanı

Gaziler kolunda yüceldi şanı

Sel gibi akıttı hün-u düşmanı

Sonra aldu şehitlerin serdarı."

  Onsekiz bölümden oluşan destan şu dörtlükle son bulmaktadır.

 " O zat-ı şerifin fereğı vardır,

Kürsilerde va'zın yasağı vardır,

 Ders-iam hocalar çırağı vardır,

  Edna şakirdi'dir bu Zihni zari."

  (Destanda geçen yabancı kelimelerin anlamları şöyledir; Küffara biat etmek düşmana boyun eymek, Gül-hare kaldı gül dikene kaldı, Bülbülzare-Bülbül ağladı,Benefşe menekşe, Gülberk-i barı - Gülün yaprağı ve meyveler,har-diken, kadd-i nigar-güzel boy, sebükbar-çevik askeri kuvvetler, Yekbar-hepsi, bütünü,hün-u düşman-düşman kanı, serdar-komutan,lider. Zat-ı Şerif - Büyük insan, ferağ-vaz geçme, ders-i am-genel dersler,çırağ-çırak, Edna şakird,seçkin öğrenci,Zar-Ağlamak)

    Bu destan döneminde çok etkili olmuş ve bir çok Bayburt'lular tarafından ezberlenmiştir.

  Cimri ve aç gözlü insanların özelliklerini anlatan destan, her ırk ve renkten insanların genel anlatımını veren ünlü bir eserdir. Celali babada buna nazire ( benzer) olarak aynı temada "BATAKÇI DESTANI" başlığını taşıyan bir destan daha yazmıştır. Aynı konuyu işlediği için sitemizde bu destana yer vermedik.

OTLAKÇI DESTANI:                  
   Yirmiyedi drtük dizeden oluşan OTLAKÇI DESTANI şöyle başlıyor.

  " Bir şirin Hikaya geldi hatıra,

 Bu kıssadan (Hikayeden) kısse (ders) ala otlakçı

Yeter har kasaya başın batura

 İçdüğün burnundan glen otlakçı."

 Tütünlerin çeşitlerini anlatarak otlakçı'nın düşkünlüğü'nü anlatıyor ve diyorki.

"Evinden kahveye sürer sürer subh ü dem (Sabahleyin)

Kurulur mangala cümleden akdem (Herkesten önce)

  Gelene efendim gidene ağam,

 Keseler (Para cüzdanı) dala, dala Otlakçı,"


 ALEMDAR DESTANI:

    Alemdar adını taşıyan kişi, Baybutrt' lu bilinen bir tiptir. Bir adı da Bayraktardır.

    Timurlenk zamanına ait bir hikayeyi dile getiren bu destanın konusu kısaca şöyledir.

   Alemdar'ın Timurlenk zamanından kalma bir merkebi vardır. Bu merkep çok yük taşımıştır.Yüklerinin arasında meyhanelerden içki, konaklardan çöp süprüntü taşıdığı belirtilmiştir. Sonuçta bu merkep yarım teneke arpayı yiyerek Van'a gitmiş yolda merkebin sırtından yükü kayıyor.Hayvanın beli ve ayağı yaralanıyor. Alemdar telaş içinde;

 "Şimdi kurt lengine (Topal) bindi Bayraktar,

  Eşekten düşmüşe döndü Bayraktar,

  Bindi bir baş şehre indi Bayraktar,

 Sorar dükkan dükkan eşek dermanı."

 Bayraktar şehirden dönünce eşeğin hal hatırını soruyor cevap şu.

 "Dediki zahirde (görünürde) ben senden eşek,

Velakin manide (Anlatımda) Sen benden eşek,

   Dişlerin sırtarmış ey benden eşek

   Kulak yok,kuyruk,yok sıpkaç palanı."

  "Nallarım çektiler gözüm bakardı.

  Kuyruğum kestiler yaşım akardı.

   Kalbülas ( Kavacık) lı Yakup gönüm (deri) çıkardı.

 Köylüler payettiler geri kalanı.

 Bayraktar çok üzgündür kente giderek herkesi şikayet edeceğini söylese de sonunda hiç bir şeyi yapmamıştır.

 "Bağırdı çağırdı kaldı Bayraktar,

  Bıraktı Bayburda geldi Bayraktar,

  İmanın yuduğun aldı Bayraktar,

 Zihnide bitirdi bu destanı."


 OCAK DESTANI            

   Şair Zihninin son destanı " OCAK DESTANI" başlığını taşıyor Konusu kısaca şöyledir.

   Köylüler yeni bina yaptırmışlar. Fakat kullandıkları kireç yeni ve yaktıkları kömür hamdır.Binalara giren köylüler sersemleşiyorlar.Bunu gören Alemdar diyor ki.

"Bu herifler ne yılıkdız ne olduz,

 Yiğit değilmisiz sararıp solduz.

  Bu muhannetlikten (Korkudan) bilmem ne bulduz.

  Derken Başyraktarda ekti planı.

  Fakat Bayraktarında başı dönüp sersemleşince bu kezde köylüler diyorlarki.

"Kimi der ağamı ocakmı tuttu,

Afyonmu yedi esrarmı yuttu.

 Gümreledi (devrildi) dişlerini sırıttı.

Sarası'mı tuttu ya hafakanı."

   Sonunda Bayraktardan hiç bir ses çıkmadığını gören köylüler yüzüne yoğurt sürerek onu sersemlikten kurtarıyorlar.

     Bilindiği üzere Bayburt yöresinde destan konusu olabilecek değerde çok olaylar cereyan etmiştir.Örneğin bu konular şunlar olabilirler.

   Birinci Dünya Savaşlarında KOP DAĞ'ındaki ünlü savunma harekatı, Bayburt tan Orta Anadolu ya doğru olan göç olayları,Ermenilerin yaptığı zulümler ve bu zulümlere yiğitçe göğüs geren halk kahramanlarının serüvenleri.

    Yukarı kırzı köyünden Ermeni Zulmünden ve saldırganlığından namuslarını korumak için kendilerini köyün ortasındaki derin bostan kuyusuna atarak canlarını feda eden kahraman kızlarımız ve gelinlerimiz.

     Bunların yanında Bayburt'un kurtuluş günü olan 21 Şubat günü bütünü ile büyük destana konu olabilir.

HART DESTANI:

   1828-1829 Osmanlı Rus Savaşında Bayburt Rus işgaline uğramış ancak 1829 yılında yapılan EDİRNE ANDLAŞMASI ile Ruslar Bayburt'u boşaltmışlardır.

    Zihni'nin savaşın sona ermesinden sonra, Bayburta gelmiş bir destanla beraber bir çok içli şiirlerde yazmıştır. 

  Destan Şöyle başlıyor.

"Erzurum küffara biat edince,

 Fiğana bağlandı Bayburt diyarı,

Gülü hare kaldı, bülbülü zare

  Soldu benefşesi gülberk-i bari,

   Lalesinin bağrı hücr ile dağlı,

   Çok yazılar görmüş karalı, ağlı

   Goncanın dört yanı har ile bağlı,

  Bükülmüş servini'nin kadd-i niğarı

 Erzurum'dan çıktı dokuz bin küffar

 Bayburt kalesine doldu sebük bar,

 Bir yere geldiler Bayburt'lu yekbar

 Hicretle verdiler cümle kararı

 Cümle ahalinin kaddi büküldü

 Her birisi Köye kente döküldü

 Yüklendi gam yükü, yola çekildi

 Birbiri ardınca turna katarı."

   Bu savaşta Hacı Osman Efendi adındaki kahramanın gösterdiği gayret ve başarılar destanın en önemli kısımı oluşturmaktadır.

    "İbtida düşmün'dan ol döktü kanı

     Gaziler kolunda yüceldi şanı

      Sel gibi akıttı hün-u düşmanı

      Sonra aldu şehitlerin serdarı."

     Onsekiz bölümden oluşan destan şu dörtlükle son bulmaktadır.

 " O zat-ı şerifin fereğı vardır,

    Kürsilerde va'zın yasağı vardır,

      Ders-iam hocalar çırağı vardır,

    Edna şakirdi'dir bu Zihni zari."

      (Destanda geçen yabancı kelimelerin anlamları şöyledir; Küffara biat etmek düşmana boyun eymek, Gül-hare kaldı gül dikene kaldı, Bülbülzare-Bülbül ağladı,Benefşe menekşe, Gülberk-i barı - Gülün yaprağı ve meyveler,har-diken, kadd-i nigar-güzel boy, sebükbar-çevik askeri kuvvetler, Yekbar-hepsi, bütünü,hün-u düşman-düşman kanı, serdar-komutan,lider. Zat-ı Şerif - Büyük insan, ferağ-vaz geçme, ders-i am-genel dersler,çırağ-çırak, Edna şakird,seçkin öğrenci,Zar-Ağlamak)

     Bu destan döneminde çok etkili olmuş ve bir çok Bayburt'lular tarafından ezberlenmiştir.

 KIRZI DESTANI

      Destanda Bayburt’un kırzı köyünde ermeni mezalimi zamanında bir genç kızın ve köyde bulunan diğer kadınlarında namusunu kirletmemeleri için köyün meydanında bulunan su kuyusuna kendilerini atmalarını anlatıyor.Destanın yazarı Ufuk KALEKAHYASI 1976 yılında Bayburt merkez İlçeye bağlı Kaleardı Mahallesinde dünyaya geldi halen Bayburt'ta ikamet etmektedir.
   Destanda Bayburt’un kırzı köyünde ermeni mezalimi zamanında bir genç kızın ve köyde bulunan diğer kadınlarında namusunu kirletmemeleri için köyün meydanında bulunan su kuyusuna kendilerini atmalarını anlatıyor.Destanın yazarı Ufuk KALEKAHYASI 1976 yılında Bayburt merkez İlçeye bağlı Kaleardı Mahallesinde dünyaya geldi halen Bayburt'ta ikamet etmektedir.

 

 

 BAYBURT'DAKİ TARİHİ VE KÜLTÜREL DOKULAR

     Çoruh vadisi Arap akınları ile daha Halife Ebubekir ve Ömer zamanında tanışmıştır. Emevi orduları 705 yılında bu bölgeyi yağmalayıp ele geçirdiler 715 Bizanslılar geri aldılar.
      Bizans Anadolu ya Araplara karşı daha dinamik bir biçimde savunabilmek için ''Tema''adında askeri valilikleri küçülttü. İmparator Teophilos 829-842 zamanında Merkezi Erzurum olan yeni bir ''Haldiya Eyaleti''kuruldu.Eyaletin Metropolit Merkezi Trabzon dur.Bayburt buraya bağlı yedi piskoposluktan biri idi.
       850 yılında Malatya nın Arap valisi emrindeki Trabzon yöresindeki istila etti. Bu tarih den itibaren Bayburt çevresi Müslüman Türkler ile Bizans yönetimi arasında sürekli çekişme alanı oldu.Çünkü artık Türkmenler de Azarbaycan üzerinde Anadolu ya doğru yayılmaya başlamışlardı.Romanos II zamanında 960 yılında Anadolu da ki Oğuz sayısı ikiyüz bin çadırı bulunmuştu. 1048 yılında Haldiya eyaletinin kırsal kesimi bütünüyle Türklerle dolmuştu.
1071 Malazgirt zaferinden sonra Türkler Anadolu ya daha yoğun bir biçimde göç etmeye başladılar.
       Emir Abdül kasım  1074 te Erzurum da ve Çoruh havzasında egemenlik kurdu,1080 de Selçuk oğulları dev. temellerini attı.1081 de Ebu Yakup ve İsa Börü adlı kumandanları Karsı,Ardahan ı  Gürcistan içlerine kadar zaptettiler ve kıyı kesimleri haraca bağladılar.Erzurum emirliğinin sınırları içindeydi.Diğer yandan Emir Mengücük de Erzincan emirliği kurmuştu.Bayburt Mencükoğullarının da etkisini hissetmiştir.
Bizans batıda normanlarla uğraştığı için  Doğu Anadolu da olup bitenlere karşı çaresizdi.Emir Danişmend Türklerce iskan edilmiş bölge halkını rahatça etki altına aldı.Danişmend Bayburt ve civarında yönetiminde Emir sulu beye verdi.Trabzon kentinin Hıristiyan valisi valisi de Danişmendilere vergi veriyorlardı.Trabzon da Hırıstiyan bir yönetim bırakmak Müslümanların denetimindeki Asya ve Arabistan la bağlantısı olan ticaret yolunun Bizans la  Rusya yla ve Avrupa ülkeleriyle temaslarında sürekliliği sağlayan radikal bir çözümdü.
      Bundan sonra bu bölgedeki gelişmeler Türk beylikleri ile Bizans Tekfurları arasında zaman zaman çatışmalar rekabetler olmuştur ama genellikle akrabalıklara dayanan bir dayanışma biçiminde gelişecektir. Trabzon ise Bizans tan ayrı bir rum Devletinin baş şehri olacaktır.
      1096 da birinci haçlı seferi sırasında Bizans İmparatoru Aleski ordusunu Danişmendiler üzerine gönderdi.  Aynı anda Trabzon  un Bizans yanlısı valisi Teador Gabras da Gümüşhane  ve Bayburt a zaptetti.Emir Danişmend Trabzon kuvvetlerini Şebinkarahisar da yendi.Danişmend in oğlu Seyfettin İsmail bey Bayburt u kurtardı.Selçuklu Sultanı Kılıç Aslan haçlılarla savaşıyordu.Bu arada Emir Danişmend in ölümü üzerine Trabzonlular yeniden hücuma geçtiler.Bayburt bir kez daha ellerine düştü.Ancak kısa bir süre sonra Gazi İsmail han Bayburt u ikinci kez kurtardı. Ne var ki Trabzon ve Haldiya eyaletinin kıyı kesimi Danişmendiler in elinde çıkmıştı. Teador Gabras Bizans egemenliğine de son verip kendini bağımsız derebeyi ilan etti.            
Bu araya 60.000 kişilik bir Türkmen kitlesi bölgeye girip yerleştiler.Reisleri Emir Şemseddin Muhammed Türkmani idi.Bayburt u merkez civar yapıp civar yaylalarında sürü otlattılar ya da komşu bölgelerde yağmalar yaptılar. Moğol istilası sırasında Muhuddin Pervanenin başvurusu üzerine Toku Noyan adındaki kumandan burası istila etti.Azad Musa adında birinin idaresindeki bin kadar göçer Türkmen bölgeye zarar veriyor gerekçesiyle Çoruh ve Kelkit vadilerinden Denizli tarafından göç ettirilmişlerdir.
     Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman şah dev. yeniden güçlendirmek isterken Amasya Emiri Ergün han,Erzincan Emiri Muzaffereddin Mehmet ve Erzurum emiri Alaeddin Ali yi  karşısında birleşmiş buldu.Üzerlerine yürüyüp bu emirlikleri ortadan kaldırdı.Kardeşi Mugisüddin Tuğrul u Erzurum a vali yaptı.O da Trabzon tehlikesine karşı Erzurum ve Bayburt kalelerini güçlendirdi. Bayburt kalesi yeniden yapılırcasına onarım gördü.Kale dışında inşa edilen Ulu Camii,Bedesten,mahmudiye ve Yakutiye medreseleri gibi yaptılar Selçuklu döneminde Bayburt un önemli bir merkezi haline gelmiştir.

      Dördüncü  Haçlı Seferinde Latin işgaline uğrayan Bizans tan kaçan imp. Aleksi Komnen in 1204 de Trabzon a gelerek bağımsız Rum dev. Kurması Bayburt un bir serhat kalesi olarak önemini arttırmıştır. Anadolu da boy gösteren Harizmşahlar  anlaşan Trabzon kralı Andronikos dev.büyütülmüş bu arada Bayburt u zaptetmiştir.Sultan Alaeddin Keykubad ın oğlu Gıyaseddin Keyhüsran ile birlikte çıktığı Trabzon seferinde Selçuklu ordusu Bayburt u geri aldı. Ordu Bayburt ta ikiye ayrıldı,i ki koldan Trabzon a saldırdı.
     Anadolu nun Moğollarca istilası sırasında Trabzon daki Ceneviz kolonisi de büyük ölçüde örgütlenmiş ve önemlerini arttırmıştır.Avrupa da ticareti elinde tutan bu denizci devlet İranlılarla ticaret anlaşmasını da yapmıştı.Ayrıca Bağdat ın Moğollarca yıkılmış olması geleneksel ipek yolunu Ortadoğu üzerinden İlhanlı dev. başkentini denize bağlayan Tebriz-Trabzon yoluna kaydırmıştı.Bayburt un bu yol üzerinde olması önemini bir kez daha arttırmıştır.
      Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu ya 1284 ten itibaren yurtluk arayan yeni Türkmen göçleri oldu.
     Ahi Ahmed-i Zencani gibi bir çok kişinin adının önüne ''Ahi'' sözcüğünün gelmesinden,taht kavgalarıyla merkezi Selçuk otoritesinin zayıfladığı ve Batıda Osmanoğulları gelişme gösterdiği yıllarda Anadolu kentlerini etkisi altına alan Ahiliğin Bayburt a da ulaşmış olduğu ve burada ahilik geleneğine uygun bir öz yöntemin kurulduğu anlaşılıyor.Ahi örgütünün töre ve çalışma düzenini  saptayan en eski fetüvvenamelerden birisi 1290 da Bayburt lu Ahi Ali tarafından kaleme  alınmıştır.1390 dan sonra İlhanlı dev. yerini uygur Türklerinden  Alaeddin Eratna nın kurduğu Eratnaoğulları dev. aldı.Eratnaoğulları ahiliğinin koruyucusu olmuşlardır.Bayburt ta Maden bölgesinde çıkarılmış gümüş ile Selçuklu İlhanlı sultanları ve Eratna lı emirler adında sikkeler kesilmiştir. 
     Osmanlı için söğüt ne ise Akkoyunlular için Bayburt odur. Çünkü yüz  yılı aşkın bir süre  saltanat süren ve Sivas tan, Horasan a kadar çok geniş  topraklarına yayılan Akkoyunlu dev.çıkış noktası burasıdır.
     14.yy da Bayburt yöresinde adı geçen Akkoyunlu aşiretiydi.Akkoyunluların reisi Diyarbakır Emiri Turali beydi.Dede Korkut öykülerindeki Kan-Turalı bölümünden bu Emir ile ilişkisi açık bir gerçektir.1349 da Turalı bey ile Bayburt Emiri Mahmut Rikabtar ve Erzincan Emiri Gıyaseddin İnebap birlikte Bayburt tan Trabzon üzerine yürüdüler.Cenevizliler de Trabzon donanmasını yaktılar. Trabzon u yeni anlaşmalara zorladılar.Trabzon un yeni imparatoru Aleksi Kommen III Türkmenlerinin bir gün Trabzon devletini yıkmalarından korkuyordu. O yüzden onlarla dostluk kurma yolunu seçti. Kız kardeşi Maria Despina yı Turali Bey in oğlu Fahrettin di. Yeğeni olan Karay ölük Osman Beyi de ihmal etmedi. Bir kızını da ona verdi. Trabzon Kral kızlarının dede korkut öykülerinde de yer alması da bu olayların etkisi bulunmalıdır.Kutlu Bey ölünce yerine oğlu Ahmet Bey Bayburt emiri oldu. Karakoyunluların himayesindeki Erzincan Emiri Mutaharten Bey ile arası açıktı.Ahmet bey de Selçuk tahtını gasp etmiş olan Kadı Burhaneddin i arkasına aldı. 1394 deki Erzincan üzerine yürüyerek yöreyi kendi emirliğine kattı. Ahmet in kardeşi Osman ise Kadı Burheddine karşı savaştı ve onu ortadan kaldırırdı.Akkoyunlu devletini kurdu.

         Timur un 1402 Ankara savaşını kazanmasından sonra,bölge bir süre için Timur un oğlu mirza Halil Sultan ın yönetimine verdi.
         Timur dan sonra Akkoyunlu devleti sınırlarının Horasan a kadar uzandığı bu dönemde Türkmenler arasında azda olsa İran Azerbaycan'ına doğru tersine bir göç yaşanmıştır.
         Bizans Osmanlılarca fethedilince Fatih Trabzon u de vergiye bağladı. Trabzon vergi vermektense Akkoyunlular ile anlaşma yoluna gitti.Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan Bey bir kez daha bir kral kızıyla evlenmiş ve Trabzon kralları ile akrabalık yenilenmişti.Uzun Hasan Fatih e yeğenini elçi göndererek Trabzon dan vergi alınmamasını istedi.Aksi halde Fatih in dedesinin Uzun Hasan ın dedesine vermeyi kabul etti verginin birikmiş yıllığı birden isteyeceğini bildirdi. Fatih ''olur,önümüzdeki yıl kendim gelir borcumu öderim''diye haber gönderdi.
      1461 yılında Fatih donanmasını Karadeniz e açılırken kendiside kara ordusuyla yola çıktı.Erzincan a kadar gelen Fatih in niyetini anlayan Uzun Hasan annesi Sara Hatun u Fatih e elçi olarak gönderdi.Sara Hatun oğlunun bağışlanmasını istedi.Fatih ona ''Anne'' diyerek saygı gösterdi. Uzun Hasan ı Trabzon krallına yardım etmemek koşuluyla affedeceğini söyledi. Elçilerden yalnız birini haberci olarak uzun Hasan a gönderdi. Heyeti ve Sara Hatun u Trabzon alındıktan sonra göndereceğini söyleyip beraberinde Bayburt a gönderdi.  
Fatih in Otluk beyli zaferinden sonra bile Bayburt bir süre sonra Akkoyunluların daha sonra da Safevilerin etki alanı içinde kaldı.Yavuz Sultan Selim,Trabzon valisi iken Bayburt Safavilerin etki alanı içine kaldı. Yavuz sultan Selim Trabzon valisi iken Bayburt Safavilerin egemenliği altındaydı.Yavuz Çaldıran zaferinden sonra Tebriz e giderken Bayburt un fethi için vezirlerden Bıyıklı Mehmet Paşa yı görevlendirmiş,fetih 17 Ekim 1514 te gerçekleştirilmiştir. 1553 de Şah Tahmas ın Bayburt üzerine karşı saldırısı da Osmanlıların galebesi ile sonuçlandırılmıştır.
     Tarih kaynaklarından Safevilerin etkin oldukları döneme bölgenin büyük bir yıkıma uğradığı anlaşılıyor.Osmanlıların eline geçtikten sonra yapılan ilk yazımda Bayburt a bağlı 384 köyden 231 inin yıkık ve boş olduğu belirtilmektedir. Osmanlı dönemlerinden Bayburt bir sancak merkezidir.Evliya Çelebi Bayburt için '' Erzurum vezirlerinin hassı hümayunundan ayrılma subaşılıktan yüz elli akçelik kazadır.Kadısının senelik geliri altı kesedir.Kale ağası kale neferleri şeyhülislamı nakibüleşrafı ayan ve sipahisi kethüda yeri yeniçeri Serdarı vardır'' diye yazıyor.
      Evliya çelebi kale içinde üç yüz kadar şehirde ise toprak damlı bir ev olduğu kaydediliyor.''Fatih fetihden sonra Tire şehrinden buraya üç bin kadar adamı sürgün etmiştir.Halkının çoğu bu Tirelilerden çoğalmadır''diye yazıyor.Kentin 4 camii,3 hamamı,şer-i mahkemesi,2 medresesi,3 derviş tekkesi,sultan boya hanesi,300 dükkanı, bir hanı ve bir de bedesten i varmış.

     19 yy da sonlarında Şemsettin Sami nin ''Kamus-ül Alam'' ında 3 hamam, 481 dükkan, 40 han, 1 tabakhane, 1 mumhane ve 1 boyahaneden bahsedilmektedir.
     1828 de Osmanlılar Yunanistan la savaş halindeyken bunu bahane eden Çarlık Rusya sı Erivan Kontu Paskeviç yönetimindeki orduyla doğudan Osmanlı topraklarına saldırdılar.Yeniçerilerin iki yüz yıl önce kaldırılmış olması yeni ordunun ise hem sayıca hem de deneyim olarak yetersizliği yüzünden İstanbul doğu sınırlarıyla yeterince ilgilenemedi.Erzurum valiliğine atanan Salih Paşa ancak savunmaya yönelik tedbirler alabildi.Bu da başarılı olmadı. 8 temmuz da Erzurum teslim olmak zorunda kaldı.Osmanlı ordusu çekildi. Ruslar  Trabzon yolunu kontrol altına almak üzere ilerlediler ve Rumlar da kendilerine yardım edilince 13 Temmuz da Bayburt u da ele geçirdiler.
Seraskar Osman Paşanın Hart ta ( Aydıntepe) topladığı Türk kuvvetleri ile general Burstov kumandasındaki Rus kuvvetleri  arsında 31 Temmuz 1829 günü çok kanlı bir savaş oldu.Türk tarafından yüz elli kadar şehit verdi.Bu arada general Burstov  da yaralandı ve daha sonra öldü.Kalan Rus kuvvetleri ellerinde bulunan Bayburt Kalesine sığındılar.
        8 Ağustos günü Ruslar Erzurum dan gelen Kont Paskeviç ve takviye kuvvetleriyle  Hart a bir kez daha saldırdı.Serasker Osman Paşa Sinur (Çayıryolu) üzerinde Kelkit e doğru çekilmek zorunda kaldı.II Hart savaşında ki Ruslar kazanmış oldular.Şair Zihni nin ''Hart Destanı'' işte bu savaşı anlatmaktadır.
        Bu Osmanlı-Rus savaşı Edirne antlaşmasıyla son bulmuş ve Bayburt Türklerine bırakılmışken,antlaşma haberinin doğuya geç ulaşması bir felaketle sonuçlandı.Paskeviç bütün Rus kuvvetleriyle Bayburt a saldırmış ve Türkler 2000 kadar şehit ve yaralı vermişlerdi.
        Ekim 1829 da Ruslar antlaşma gereği Bayburt u terk ettiler.Ancak işgal sırasında kaleiçi mahallesini yaşanılmayacak biçimde tahrip etmişlerdi.Bu arada ecdad  yadigarı pek çok anıt da yıkılmış,yakılmıştı.Rusların bu ilk işi galinin kötü izleri yıllarca hafızalardan silinemedi.
        Kars ve Ardahan ın uzunca bir süre işgalleri altında kalmasından cesaret alan Ruslar Doğu Anadolu illerimizdeki emellerini gerçekleştirmek için fırsat kollamışlardı.Buralarda yaşayan Ermenilerin silahlanmasını ve katliamlar yapmasını sağladılar.Nihayet Birinci Dünya Savaşı nın başlarında Osmanlı bayrağı ile ile Karadeniz de dolaşan Alman Göben (Yavuz) ve (Midilli) zırhlıları Rus limanlarında topa tutunca aradıkları fırsat ı buldular. 1 Kasım 1914 günü Rus ordusu doğu sınırlarımıza saldırdı.     
       Rusların yanında İngilizler de açıktan açığa Ermeni  komitelerine destek sağlamış ve onları kışkırtmıştır.Ermeni kitleleri halinde Rus taburlarında görev aldılar.İçeride kalanlarsa sürekli Türklere saldırıyorlardı.1915 de Türkleri arkadan vuran Ermenilerin toptan Irak a zorunlu göçleri sağlamıştır.Ancak savaşın sonunda dönenler daha düşmanca davrandılar.Bayburt Ermeni çeteleri nin eline geçti.Bayburt un en karanlık günleriydi bu günler.Bayburt 16 Temmuz 1916 da işgal edildi.Halk Ruslardan ve onların iş birlikçisi Ermenilerden çok zulüm  gördü.Yaşlı-genç,kadın-erkek demeden bir çok insan ''Taş mağazalar'' a kapatılıp yakıldılar.
      Türk askerlerin ve Bayburt halkının düşmana karşı 2 Mart 1916 da başlayan ve beş ay süren ve şanlı kop savunması tarihe ''ikinci Plevne Destanı''olarak geçmiştir.Bu savunma sırasında Bayburt haklının bir bölümü de Sivas,Tokat,Çorum gibi illere göçmüşlerdi.Bayburt un üzücü düşman işgalinde on sekiz ay,dört gün kaldı.Kesin olarak kurtuluşunun tarihi 21 Şubat 1918 dir.
       İdari yapısının uzun yıllar sancak merkezi olarak sürdürmüş  olan Bayburt 5 Aralık 1887 tarihinde özel meclis kararıyla Erzurum a bağlı bir kaza haline dönüştürülmüştür. Bayburt 1927 yılında Gümüşhane ye bağlanmış ve nihayet 15 Haziran 1989 tarihli ve 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuşmuştur.

 

 

Vuran ğıran belli dehel

Gavur girdi köyümüze

Seyir etmek elde dehel

İtler daldi sürümüze

 

Arşak seni tutsaydım

O meydanda kullasaydım

Şorum ğanmazdi gene

Ğolun Ğandın Ğırsaydım.

 

İtlerihin zehirlesem

Ğurtlara meze etsem

Senide tazi etsem

Ğoşdursaydım ardım sıra

 

Basdilar evimizi

Soydular üsdümüzi

Canım al gadir mevlam

Ğori namusumuzi

 

Erim getti savaşmıya

Memleketi ğurtarmiya

Ermeniler adam asti

Tarih bunu unutmiya

 

Erim etti emanet

Ğori diye namusumi

Nasıl edeyim ihanet

Al Mevlam canımızi.

 

Aciz ğalduğ çare yoğ

Ermenide iman yoğ

Köyün bütün ğızlari

Yalın ayağ yoldayduğ.

 

Yalan Dolan lafları Aciz

Saldılar Sakoğlara Duysunda

Telal çığdi bağirdi

Gelir erzak almiya

 

Topladılar meydana

Kıydılar datli cana

Yavrum seni ağliram

İçimden ğan ağa ağa

 

Sıra geldi kadınlara

Başladilar ağlamiya

Ağlamağ çare dehel

Dedim gelin ğıyağ cana

 

Tek canımdan olayım

Namusumi ğoriyayım

Erime sözüm vardi

Ğoyun canımdan olayım.

 

Bütün kadınlar geldiler

Bizde varuğ dediler

Teker teker sırayınan

Şehadet getürdüler

 

Sıra benim sıramdi

Namusama el deydirmem

Son sözüm ALLAH oldi.

Erime laf getütdürmem

 

Atladuğ ğuyiya

ALLAH ALLAH diye diye

El deymedi namusuma

Varduğ tertemiz mevliya

 

Ermeni ettügüni buldi

Mazlumların ahi tutdi

Mevla verdi fırsantıni

Kırzi Köyü ğurtuldi.

 

Ufuk derki bunlar yazılsın

Bayburtlum ibret alsın

Dost kimdir düşman kimdir tanınsın

Ecdadımız rahmet ile anılsın.

 

 ****************

  

 BAYBURT'da ŞEHİT OLAN,
ANADOLUDA KURULAN İLK TÜRK BEYLİĞİ,
SALTUKOĞULLARI(1092-1202)KOMUTANLARINDAN
MENGÜÇ GAZİNİN KARDEŞİ GENÇ OSMAN













 



BAYBURT'daki GENÇ OSMAN TÜRBESİ


    Bayburt'daki eski kütüphaneci Selami KESKİN, yaklaşık 1910 doğumlu anne tarafından Dedesi REFİK budak'ın anlatmasına ve onunda dedelerinden anlatıla gelen sözlerine göre
   Genç Osman'ın savaşırken 100'den fazla kılıç ve ok darbeleriyle ağır yara aldığını ve buna rağmen bayrağı asla elinden düşürmeden burçlara diktiğini ayrıca Genç Osman'ın şehit olduktan sonra, defn edilmeden önce cenazesinin yıkanırken, ölü haldeyken   yüksek sesle kelime-i şehadet getirecek kadar canlandığı o zamanlardan dededen toruna söylenerek günümüze kadar bilinip hala anlatılmaktadır. Türbesi BAYBURT'da hemen merkezde, Bayburt kalesinin karşısındaki tepededir.
 
kaynak:www.ahmetayvaz.tr.gg  
1.MUSEVİYYE MEDRESESİ:
 
Demirözü ilçesine bağlı Pulur (Gökçedere) kasabasında Akkoyunlulardan Korkmaz Beyin oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 M. (923 H.) yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır . Yapı Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli cami tipindedir . İki renkli kesme taşlardan özenle yapılmış olan caminin dışardan değişik malzeme kullanımı açısından ilk dikkati çeken yerlerinden birisi tuğladan minaresidir . Ferahşat Bey yapılar topluluğunun cami , medrese , han , hamam , imaret ve konuk evinden oluştuğu bilinmektedir .Günümüzde han , imaret ve konuk evinden hiçbir iz kalmamış olup hamam ise harabe durumdadır .

 
BAYBURT KALESİ

 
 

Kalenin kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmez.'' İlk yapının Ermeniler e ait olduğu ileri sürülürse de Bagrat sülalesi zamanında ( 885-1044 ) varlığından söz edilen Bayburt Kalesi ninçok daha önce miladın ilk yüzyıllarında bölgesel prens ve krallıkların  mücadelelerinde  rol  oynadığı 
 Anlaşılmaktadır.''Kale Türklere geçmeden önce Ermeni,Bizans,Arap ve Kommenos  idaresinde  kalmıştır.'' Zengin  bir  tarihe sahip  olan  Bayburt

Kalesinin bir çok defa onarıldığı duvarlarda görülen farklı inşaat kadar tarihi kaynaklardan da anlaşılmaktadır.Bayburt Kalesi  hakkında Prokopios '' ..... böylece bulunan imkanlar Jüstinianus un eseridir.Bayburt ve Areon denilen kaleleri de inşa edilmiştir '' demektedir. En mükemmel ve haşmetli  şeklini Selçuklular zamanında alan kale 1200-1300 M. yılları arasında Mugısuddin Tuğrul   Şah ve oğlu Rukkeddin Cihan şah tarafından büyük bir Onarım görmüştür.Bu durum Tuğrul şah ın kendi adını sık sık yazdırdığı kitabelerde açıkça belirtilmiştir.'' Bayburt o tarihte Trabzon krallığına karşı müthiş bir tahkimat ile zaptı güç bir hale konmuştur.Kitabelerden 610 H.( 1213 M.) tarihli olanında ' ala yed-i '' kitabede '' amir-i Hazih' i imaret ' (...) üstaduddar Lülü '' Biçiminde yapım yöneticisinin adı geçiyor.Yine Tuğrul B. Kılıçarslan adına özenilmiş tarihsiz  ve çok aşınmış bir kitabede '' ala yed-i (...) Ziyaeddin  (...) '' yazılıdır.Bunlar birleştirilince Lülü nün üstadüddar ön adının da Ziyaeddin olduğu beliriyor.  Bayburt kalesinin Kanuni Sultan Süleyman ve Ayrıca 952 ( 1574)yılında III.Murat tarafından onarıldığı bilinmektedir.'' 1828/29 Osmanlı-Rus savaşında Rus generali Paskewich in idaresindeki askerin Bayburt kalesinin burç,mahalle ve camii tahrip ettiğini bir müddet sonra oradan geçer Taxier yazmaktadır.

1-KALENİN MİMARİSİ

Yer yer bütünüyle ortadan kalkmış bazı kesimleri ilk yapış özelliklerini yitirmiş bazı kesimleri de yakın tarihte onarılmış olan Kale,Çoruh nehrine hakim bir noktada kurulmuştur.İki büyük kare burcun bulunduğu ön cephe savunmaya en çok ihtiyaç gösteren kısım olarak düşünülmüştür.Kale eski duvarlara ilave edilenlerle çift kat haline getirilmiştir.Bugün güney-batı yönünde ön kat surlarını takip etmek mümkündür.Her iki sur sırası dışında bilhassa Güney ve Kuzey yönünde yer yer duvar kalıntıları görülmektedir.

Dış ve iç surlar arasındaki mesafe 200 metre kadardır.'' Altı döşe üzerinde meydana gelen surlar yarım  silindiri aldıran döşeli burçlarla takviye edilmiştir.Burç yüksekliği 12-13 metre sur yükseklikleri 30 metre kadardır.Yapını en büyük tarafı batı ucudur.'' Kalenin doğuya açılan kapısı;Demir kapı batıda olanı;Nöbet hane kapısı diye Evliya Çelebi tarafından isimlendirilmişlerdir.Kapılardan biri tamamen yıkılmış biri de son yıllardaki onarımlarda yenilenmiştir.Hamilton kapı kemerinin bir taraftan Arap ve Türk kitabelerinin diğer tarafta da kabaca oyulmuş büyük bir aslan figürünün bulunduğunu anlatır.

 

Kalker taşından inşa edilen kalenin sağlamlığından josaphat balbaro hayranlıkla bahseder.'' Kalenin en iç yapısı kireçle karışık moloz taştır.Orta tabaka daha düzgün taşlardan ve en dış tabaka kare şeklinde kesme taşlardan meydana gelmiştir.'' Ayrıca taşlar üzerindeki usta işaretleri dikkat çekicidir.

 

İç kale duvarlarında zahire ambarı olması mümkün olan bazı dehlizler görülmektedir.'' Nitekim XVI. yy ait bir defterde kale de 7 adet buğday,arpa ve diğer hububatı depo etmekte kullanılan ambarlar bulunduğu kayıtlıdır'' Kalenin içteki belli başlı kalıntılarından birisi kilise harebesidir.Yine nispeten ayakta kalan iki yapıda kalenin kuzeyinde doğu-batı istikametinde uzanan evvelce beşik tonozlarla örtülü mekanlardır.Bunlar toprak düzeyinde hayli aşağıda yer alırlar.Evliya Çelebi kale içinde eski yapı tarzında 300 evin bulunup çarşı,han ve hamamın olmadığını II.Mehmet tarafından 3000 kişilik bir koninin yerleştirildiğini anlatmaktadır.Meşhur bir cami olan Ebu'l fetihten ise bie iz kalmamıştır.

 

Güney-batı surları üzerinde görülen bir korniş altında bulunan nesih yazının bir kesimi döküldüğü için okunamamıştır.Bu duvarın alt tarafında bir silme kalmıştır.Şehre bakan kesimin duvarlarında görülen bazı usta işaretleri dikkat çekicidir.

 

Kalenin asıl önemli yanı ''Çini Maçin''kalesi isminin verilmesine sebep olan çini süslemelerdir.''Batı kesiminde yer alan nöbet hane kapısının sol yanında ve gene aynı cephenin başka bir yerinde bulunan kitabelerin çoğu üçerlik gruplar halinde yuvarlak çukurlar vardır. Mor,yeşil,mavi renkli ve şeffaf sır altına yapılan bu çiniler uzaklardan aksettiği kaydedilir.

 

'' Ancak uzaklardan belli olacak pırıltıların düz çiniler değil içbükey yüzeylerde yani keramik çanaklardan aksetmesi akla daha uygundur.Çukurların yakınında yoğunlaşan kitabelerin Selçuklu devrine ait olduğuna göre çanaklarında bu devirden kaldığı söylenebilir.Keramiğin ilk amacından farklı şekilde bu kullanılışı Avrupa saltanatında ''Biçini'' adını alır.Bu tip çanaklar daha çok dış mimaride kullanılmıştır.Cephenin çeşitli yerlerde kullanılışına en erken X. ve XI  yy da Bizans da ve Bizans a yakın çevrelerdeki örneklerde rastlanır.Bulgaristan da çok yaygın olan bu süsleme şeklinin X. yy dan itibaren XIV. yy kadar sık sık karşımıza çıkmasına ve Yunanistan da bilhassa Makedonya kiliselerinde çok görülmesine karşılık başkent İstanbul ve Bizans ın çekirdeği sayılabilecek o devrin Anadolu sunda hiçbir örneğin tespit edilmeyişi  dikkat çekicidir. 

 

''İslam sanatında Meraga da Kümbet i Surkn (1147) da Akşehir Ferruh şah Mescide (1224) cephelerinde olmak üzere birbirinde çok uzak iki yerde karşımıza çıkar.Fakat esasen Akşehir deki örnekte daha çok birkaç yapı süsünden bahsedilir.Taç kapı süsü olarak Anadolu da tek örnek olmayıp tespit ettiğimiz bütün örneklerde Anadolu dandır.Kemah ta Mengücek Gazi türbesi (XI.yy sonu XII.yy başı) yine aynı yerde Behram şah türbesi (1228) ve Ankara da Hacı ivaz Mescidi (XV.yy başı) bu gruba girer.Bayburt kalesinde ise kitabe yerlerinin belirtilmesi amacıyla gene aynı kapıları civarlarında bahsedilen keramik çanaklardan kullanılmıştır.'' '' Burada bil hassa Divriği şeyh Kamareddin kümbetinde olduğu gibi taç üzerine sırlı çanakların yerleştirilmiş olduğu anlaşılır.'' '' Anadolu nun Türk devri yapılarında kullanılan renkli keramik çanakların hepsi de İslam eseridir.

 

Selçuklu ve beylikler devri yapılarında tespit edebildiğimiz bütün örnekler renkli sır tekniğin de ve yapılarla ve yapılarla çağdaş sayılabilecek kadar yakın tarihlere ait Türk keramiklerdir.Çoğunda firuze renkli sır görülür.Bu çeşit keramiği Aksaray da Kızıl minarede Ferruh şah ve küçük Ayasofya mescitlerinde Antalya da Yivli minarede Bayburt kalesinde ve Van da Sinaneddin Camii minaresinde tespit ediyoruz''

 

2-BAYBURT KİTABELERİ VE TARİHLENDİRİLMESİ

 

Şehre bakan sur ve burçlarda yoğunlaşan kitabelerin bir kısmının nesih yazıları silik olarak günümüze ulaşmışlardır.

 

Birinci kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir.(Bu mübarek ve uğurlu yapı muazzam melik,alim,adil,mueyyid,mansur,mucahid,murabıd,din ve dünyanın yardımcısı ,İslam ın ve Müslümanların yüceltisi,meliklerin ve sultanların efendisi Selçukoğullarının Kemali,Rum ve Ermeni memleketlerinin sultanı Ebu'l Haris Tuğrul bin kılıçarslan bin Mesut bin Arslan,bim kılıç Süleyman,emiri'l mü'münin in devleti günlerinde yapıldı)

 

İkinci katabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir;(Melik muğusi Allah ın Rahmetine muhtaç ve zarif bir kul olan Lü'lü eliyle 610 senesi Rebiülahir in ortalarında)

 

Üçüncü kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir;( Bu bina büyük sultan en büyük şahlar  şahı din ve dünyanın yardımcısı İslam ın emiri Musud oğlu kılçarslan oğlu Tuğrul şah devleti zamanında)

 

Dördüncü kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir;( Emir in Kumandanı edil,emir Ziyauddin eliyle)

 

Beşinci kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir; ( Bu mübarek ve uğurlu bin en büyük melik,alim,adil,kuvvet veren,muzaffer,dünyanın ve İslam dininin yardımcısı Selçukoğullarının kemali kılıçarslan oğlu Tuğrul un devleti günlerinde)

 

Altıncı kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir;(Bu mübarek burç un başlaması  ve yapılması alim,adil,müeyyid,mansur,muzaffer,mucahid,murabıd,dünya ve dinin yardımcısı İslam ın ve Müslümanların izzeti,kafir ve müşrikleri kahreden Rum ve Ermeni memleketlerinin meliki emiril mü' mimin yardımcısı Ebul'l Haris bin Kılıçarslan bin mesud b.Kılıçarslan zamanında)

 

Yedinci kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir (Melik Muğusi bu binayı yapan zaif kul ustadüd-dar Lü'lü  dür)

 

Sekizinci kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir;( Bu burç un yapılmasını el-melik alime adile dünyanın ve dinin iyisi hanımların ifeharı melik  Fahrrüddin in kızı emretti)

 

Dokuzuncu kitabe:

 

Kitabe dilimize şöyle çevrilir;(Melik yapıcı alim,müeeyyid,muzaffer, mansur,murabıd,mucahid,el-melik,el-muğisi,Allah teala nın rahmetine muhtaç zaif kulun eliyle)

 

Onuncu kitabe:

 

Kitabe anlaşılarıyla dilimize çevrilişi şöyledir;(İmaret yenilendi. ....kapı....hazret,Allah Teala mümkünü daim etsin Selim oğlu Sultan Süleyman ı kasdediyorum. ...................... oğlu Ferhad Emin'n baş delikanlıları .............. Muhammed beğ sene 951)

 Yukarıda bahsetmiş olduğumuz kitabelerden beş tanesi Tuğrul şah a üç tanesi üstadüd-dar Ziyaeddin Lü-lü ya bir tanesi Mengücekli Meliki behram şah ın kızına bir tanesi Osmanlılardan Kanuni Sultan Süleyman a ait olarak düzenlenmiştir.

''Erzurum Meliki Mugusiddin Tuğrul şah ın Bayburt Kalesi ni baştan başa burçlarda görülen ve kendi adına sık sık yazdırdığı kitabelerden anlaşılmaktadır.Kalenin sur ve burçlarına harcanan malzeme ve paranın çokluğu düşünülürşe Melik in sahip olduğu kuvvet ve iktidarın   büyüklüğü anlaşılır''  '' Kitabelerde Melik i Biladürrüm ve el-ermen ifadelerinin kullanılışı boş değildir.Çünkü 1 Aralık ahlat civarında Amasya ya kadar topraklara sahip olmuştu'' H.610/1213 tarihli kitabede ''alayed-i'' belirleyicisi yiine Tuğrul bin Kılıçarslan adına düzenlenmiş olan yedinci kitabe de ''amir-i hazihi'-i imaret (...) üstadüd-dar lü'lü biçiminde yapım yöneticisinin adı geçiyor.Altıncı kitabede ''alatedi'l emir Sipahsalr el -adil Ziyauddin yazılı.Bunlar birleştirilince yapım yöneticisinin ''Üstadüd-dar Ziyauddin Lü'lü olduğu ünü ve tam anlamı ile ortaya çıkıyor.

 

 

 

Kalenin kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmez.'' İlk yapının Ermeniler e ait olduğu ileri sürülürse de Bagrat sülalesi zamanında ( 885-1044 ) varlığından söz edilen Bayburt Kalesi ninçok daha önce miladın ilk yüzyıllarında bölgesel prens ve krallıkların  mücadelelerinde  rol  oynadığı 
   Ortaçağ yapılarının sembolü olan kaleleri Anadolu Selçukluları tarafından onarılarak kullanıldığı bilinmektedir.Bayburt ve Kalesi 1054/55 M. yılında fetih edilmiş ve onarımı yeniden yapılırcasına 1200/1300 M. tarihleri arasında Tuğrul şah ve oğlu Rükneddin Cihan şah dönemlerinde olmuştur.Zaten Anadolu da Selçuklulardan kalan kaleler içerisinde en çok Selçuklu izi taşıyan kale Bayburt kalesidir.






SAAT KULESİ


  29 Ekim 1923 de Cumhuriyetin kurulması sebebiyle çeşitli şölenler ve toplantılar yapmıştır.1 Kasım 1923  de yapılan görüşmeler sonunda Cumhuriyetin ilanına bir belge ve yeni düzene bir katkı olması amacıyla Kamil ALP başkanlığında Belediye meclisi tarafından kulenin yapılmasına karar alınmıştır.Kışın tarlaları yontmak,yazın inşa etmek suretiyle tam bir sene sürmüş ve Cumhuriyetin  1.yıldönümünde saat kulesi hazır hale getirilmiştir.

Taş ustası Taşçılar Köyünden Muhittin ustadır.Mekanik saat İsviçre den İtalya yoluyla getirilmiştir.Hala çalışmaktadır.Eskiden kulenin etrafında bir metre yüksekliğinde taş bir duvar ve demir parmaklık kule dibinde lüleler vardı.Ancak kulenin temelinin su çekmesi korkusuyla lüleler kaldırıldı.

 
Kaynak:www.bayburtrehberi.com
 
 
 

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ (AHMEDİ ZENCANİ)KİMDİR?

Aslen UYGUR TÜRKLERİNDEN olduğu,Horasan′dan  Azerbaycan ve Zencan üzerinden Anadolu topraklarına gelen ailesi BAYBURT′A yerleşmiş olan AHİ EMİR AHMED ZENGANİ′NİN
a) Büyük Dede adı : Ahi Mahmut Bey
b) Amcasının adı : Ahmed Çelebi İbn-i Mevlana Mahmud
c) Baba adı : Ahi Oğul Bey İbn-i Mahmud (Halk arasında :Kavuk Dede)
                                           Mahlas İsmi:Zeyn-el Hac(Zeynel Hac) Türkistan Doğumlu.
d) Ana Adı : Bilinmemektedir.
e) Doğum Yeri : Bayburt
f) Doğum tarihi : Tahminen H. 660-662(M. 1262)′dir. (Doğum tarihine ait elimizde kesin bir kayıt yoktur.)
g)Yaşam Tarihleri : Selçuklu döneminin sonu ile Beylikler dönemini içeren dönemde, yani 13. asrin ikinci yarısı ile 14. asrin ilk yarısında yaşamıştır. (Ebu Said Bahadır Han, İlhanlı ve Alaaddin Eretna  dönemleri bu  sürecin içindedir.)

h)Çocuklarının Sayısı ve İsimleri   : Ahi Emir Ahmed′in yedi oğlu ve iki kızı olduğu  anlaşılmaktadır.Ancak tarihsel çalışmalar devam ediliyor.
                      Bilinenler:
                                  1)Ahi Muhammed İbn-i Ahi Ahmed
                                      Osmanlı ve Türkiye Yasaları gereğince Muhammed  yazı dilinde Mehmet    olarak yazılmaktadır.
                                  2) Ahi  Şeyh  Hasan   İbn-i Ahi Ahmed,


 

ANADOLU SELCUKLULARI DÖNEMİNDE BAYBURT VE ÇEVRESİ NE DURUMDAYDI?
  1)BAYBURT′UN O ASIRDAKİ SOSYOLOJİK DURUMU NEYDİ?
Baybut yöresi, Türklerin ilk meskun olduğu yerlerdendir. Malazgit Meydan Savaşı′ndan sonra yöre, Erzurum çevresine de hükmeden Saltuklular′ın egemenliği altına girmiş, 1202′de Anadolu Selçuklu devletinin bu beyliği yıkmasıyla Selçuklu idaresi kurulmuştur. Selçuklu hakimiyetinin zayıflaması üzerin Akkoyunlu ve Kadı Burhaneddin Ahmet devletleri arasında sık sık el değiştirmiştir. Yavuz Sultan Selim′in Trabzon valiliği sırasında Safavi baskısına maruz kalan bölge, İran seferinde alınarak, Erzincan ile birlikte Trabzon sancakbeyi Bıyıklı Mehmet Bey′e bağlanmış, daha sonra da Liva-i Bayburt adıyla müstakil sancak haline getirilmiştir.

2) BAYBURT′UN O ASIRDAKİ TİCARİ VE EKONOMİK KONUMU NEYDİ?
Bayburt, Tebriz-Trabzon İpekyolu üzerinde kurulduğu için Selçuklu döneminde ticari açıdan çok gelişmiştir. Cenevizliler, Venedikliler ve başka tüccar kavimlerin kervanlannın konakladığı bir menzil noktası olmuştur

3) BAYBURT′UN O ASIRDAKİ BİLİM VE İLİM DALINDA KONUMU NEYDİ?
İpek ve Baharat yolları üzerinde imar, imaret ve irşat faaliyetlerini yürüten çok sayıda zaviye tesis edilmiştir. Özellikle İlhanlılar döneminde şehir merkezi kültür bakımından da önem kazanmıştır. İlhanlılar′ın Erzurum Valisi Hoca Yakut,Erzurum′da kurduğu medresenin benzerini Yakutiye adıyla burada tesis etmiş;yine İlhanlılar Umumi Valilerinden Fahreddin Emir Mahmut da Mahmudiye medresesini inşa etmiştir. Bu medreselerden bir kısmını aşağıda ele alacak olduğumuz önemli şahsiyetler yetişmiştir. Osmanlı dönemine ait vakıf kayıtlarından Mevlevilik ve Ahilik teşkilatlarının da yıllarca burada aktif olduğunu görmek mümkündür.Bu medreselerden:Bayburtlu Ahi Emir Ahmet, Kadı Mahmut, Bekir Çelebi, Şeyh Hayran, Şeyh Veysel, Şeyh Haydar, Seyyid Yakup ve Ekmeleddin Bey gibi önemli şahsiyetler yetişmiştir. 

4) BAYBURT′UN O ASIRDAKİ KÜLTÜR KONUMU NEYDİ?
Anadolu Kültür Ağacının ilk çekirdeği, ilk beşik, ilk temeline dayalı, Ulu Çınarın, ulu dallarından biridir Zihni′nin dilinde:"Âşina-yı hakayık u mecaz, Ahd-i Gülşende Şehr-i Şiraz, İlm ü tefsirle hilkat-tırâz ve Belde-i saire de azdan az" olan acılara set çekmiş; zillet yerine, ölümü tercih etmiş, kör talihe bile gülümsemiş kâmil insan pazarıdır." BAYBURT; Anadolu′da ikinci derecede "KÜLTÜR MERKEZİ" olarak tarihi kaynaklarda yer alır. Yakutiye, Ulucami, Mahmudiye, Musaviye, Hayrani, kale içinde bulunan Burcusarı, İkbaliye isimli yedi medreseden ünlü ilim adamları, şairler, gönül erleri yetişmiştir. "Kuvvetli ve galip durumda iken affetmek, hiddetliyken yumuşak davranmak, düşmana iyilik etmek, kendisi muhtaç iken bile başkasına vermek" ahlaki temellere dayanan, 940 kuralı bulunan, "Kula kul olmadan çalışmayı, helâl rızk kazanmayı, kimsenin hakkına tecacvüz etmemeyi ölçü kabul eden, rekabeti sabır ve şükürle birleştiren" Ahilik, Osmanlının bize bıraktığı miraslar arasında yer alır. Hükümdar olmayan yerlerde ve devirlerde, Ahi Şeyhleri onların vazifelerini icra ederlerdi.

5) BAYBURT′UN O ASIRDAKİ TARİHİ KONUMU NEYDİ?
XVI. yüzyılın ilk yarısında Karadeniz Bölgesi′nin idari ve mali durumu hakkında en sağlıklı bilgilere 1530 tarihli muhasebe defterinde rastlanır. Sancak esasına göre yapılmış olan bu defterdeki kayıtlara göre Doğu Karadeniz Bölgesi bu günkü sınırlarıyla tam olarak örtüşmese de Trabzon livası, Bayburt livası ve Karahisarı şarki livası bu alana denk gelmektedir. Bayburt livası, merkez (nefs) kazadan ayrı olarak Kelkit,İspir, Tercan ve Soğanlı kazalarından oluşmaktadır. Vergi defterlerinden Bayburt kaza merkezinde on mahalle bulunduğu anlaşılmaktadır. Bunlar Kadıoğlu, Ciğerşin, Cami-i Kebir, Şeyh Hayran,Ferruh Şad, Bey Mescidi, Akkünbet, Şingah, Orta, Taş ve Tuzcuzade mahalleleridir. Bu mahalleler içinde, bir kısmı tahrip de olsa çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır. Bu eserler arasında Şeyh Veysel Camii, Feracullah Mescidi, Bekir Çelebi Mescidi, Gazi Mahmut Mescidi, Ahi Emir Ahmet Mescidi ve Zaviyesi, Cami-i Kebir, Kadızade Mescidi, Hoca Ali Mescidi, Hasaniye Mescidi, Şeyh Hayran Zaviyesi ve Mescidi, Şingah Mescidi, Haydarihane Zaviyesi, Hoca Yakut (Yakutiye), Sultan Fakra ve Seyyid Salih Zaviyeleri. 

6)BAYBURT′UN O ASIRDAKİ İLİM İRFAN YUVALARI –KADROLARI VE GELİRLERİ ?
Kadı yetiştirmek için kurulduğu anlaşılan Muallimhane′de Mevlana Mahmut;Yakutiye Medresesinde Mevlana Pir Ahmet,Mahmudiye Medresesinde ise Mevlana Seydi Ali ;Şehirde bulunan diğer iki medresede ise Mevlana İsmail, Mevlana Ahmet adlı dört müderris görevli gösterilmiştir. (Bkz. BOA, TTD, nr. 199, s. 60-62; İsmet Miroğlu, Bayburt Sancağı, Anadolu yakası Bayburt Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınları, İstanbul, 1975, s. 12İ.) Bu tarihlerde bu kurumların akçe cinsinden gelir durumları şöyle verilebilir:
Muallimhane 720, Yakutiye Medresesi 7056, Mahmudiye Medresesi 4280, Cami-i Kebir 9892, Şeyh Veysel Cami 4320, Hoca Ali Mescidi 1722, Sinkih Mescidi 540, Bekir Çelebi Mesciü 748, Feracullah 224, Mevlana Ahi Emir Ahmed ZENGANİ Mescidi 835, Şeyh Hayran Mescidi 2I7 (Bkz. BOA, TTD, nr. l99, s.55-62; BoA, TTD, nr.387, s. 835-836).

7) BAYBURT′UN O ASIRDAKİ İLİM İRFAN YUVALARI SAYILARI:
Bayburt merkez kazada 1530 tarihi itibariyle bir tekke ve 33 de zaviyenin bulunduğu anlaşılmaktadır. 

       8-)BAYBURT′UN O ASIRDAKİ KÖY-MAHALLE-MEZRA-ÇİFTLİK ÖĞRETİM YUVALARI-KALE-KERVANSARAY-DÜKKAN SAYILARI ?: Merkez kaza kapsamında 203 köy, bir ka|e, 49 mezra,61 çiftlik,üç büyük medrese, iki muallimhane, iki kervansaray ve 200 dükkan bulunduğu anlaşılmaktadır.

9)BAYBURT′UN O ASIRDAKİ KOMUTAN-ASKER-MUHAFIZ-SİPAHİ-BEYOĞLU-MÜSLÜMAN-GAYRİMÜSLİM SAYILARI ? Bayburt′ta 2 dizdar (kale komutanı), bir kethüda, 295 merdan (kale muhafızı), 176 sipahi, 225 sipahizade gön (bey oğlu), 4979 vergiden muaf olan, 1961 Müslüman ve 3018 gebran (gayrimüslim) ifade edilmiştir. 

10)BAYBURT′UN O CAMİİ-MESCİT-KİLİSE-MEDRESE-SIBYAN MEKTEP VE ZAVİYE SAYILARI ? Yüzyılın sonlarında kazada 186 köyde 110 cami ve mescit, elli bir kilise,seksen üç medrese ve otuz dört sıbyan mektebi tespit edilmiştir.Şehir merkezinde 1530 yılı itibariyle altı zaviye tespiti yapılmıştır. 

11)BAYBURT′UN ZAVİYELERİNİN AMACI NEDİR ? Gayrimüslimlerin sayıca üstün olduğu kasabada bu zaviyelerin: " İSLAMLAŞMA-TÜRKLEŞME SÜRECİNDE EN ETKİN KURUMLAR OLDUKLARI ANLAŞILMAKTADIR." Bahse konu bu kurumlar:Şeyh Hayran, Mevlana Ahi Emir Ahmed Zengani, Hoca Yakutiye, Sultan Fakra, Seyyid Salih,Şehit Osman ve Haydarihane zaviyeleridir.

12)BAYBURT′UN ZAVİYELERİNİN MÜŞTEMİLAT GELİRLERİ NEDİR ?
Bahse konu kurumlan I530-4O yılı itibariyle gelirleri şudur:
1 Mevlana Ahi Emir Ahmet Zengani Ahi Mehmet (evlad-ı vakf) Mescit…..6868

2 Sultan Fakra/Sultan Fakih Şeyh Mehmel Şeyh Ahmet …………………..2221

3 Haydarihdne Seyyid Hüseyin ……………………………….......................3743

4 Seiyid Salilı Seydi Ibrahim …………………………………........................4110

5 Şehit Osman Mevl6n6 Abdullah ……………………………........................720

6 Hoca Yakut HanigAh (Tekke) Mevl6n0 Yakup Medrese ………………...1326

7 Şeyh Halran Şeyh Hayran Mescit-Meüese …………………......................750 (Tablo: 1530-1540 Yılları Arasında Bayburt Kasabasında Zaviyeler No Zaviyenin Adı 1530-1540′da)     

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ BAYBURT′TA BULUNAN KÜMBETİNİN ÖZELLİKLERİ:
Yunus Emre′nin, Abdulvahab Gazi′nin olduğu gibi Emir Ahmet′in de Sivas ve Bayburt′ta olmak üzere iki türbesi vardır. Bayburt′ta Ahi Emir Ahmet Efendi kümbeti olarak bilinen türbe Eski Hastane Caddesi üzerinde,Şehit Osman dağının eteğinde bulunan ve eski şehir mezarlığının içinde yer alan ve Cumhuriyet İlkokulu karşısında bu kümbet 13. yy Anadolu daki Ahiliğin Bayburt′ta yayılmaya başladığı sıralarda yetişen Mevlana Ahi Emir Ahmet Zengani′ye ait olduğu söylenmektedir.Bayburt ta bu zata ait bir zaviyenin bulunduğu Abdurrahim Şerif Beygu′nun ′′Erzurum tarihi′′ adlı kitabında konu edilmektedir.

Kümbetin ahiliğin yayıldığı 13.yy ile İlhanlı egemenliğinin son bulduğu 1345 tarihleri arasında yapıldığı ve Selçuklu dönemlerinde onarım gördüğü tahmin edilmektedir.

Bu onarımın 1692 yılında yapıldığı kitabesinde yazılıdır.Sekiz kenarlı olup kümbetinin içinde kare şeklinde bir mezar odası vardır.Çatısı piramit şeklinde yapılmıştır.

Türbenin batıya dönük olan penceresi mihrap şeklindedir.Kümbete giriş çift taraflı merdivenlerle sağlanmaktadır.içeride görülen taş işlemeler Selçuklu dönemi süs kompozisyonlarını hatırlatır. 

Bayburt ve civarında birçok evliya ve bilim adamlarının mezar türbe ve kümbetlerinin bulunduğu 1899 da yayınlana ′′Erzurum Vilayeti Salnamesi′′ nde şöyle ifade edilmektedir.

′′Bayburt kazasında Merkad-ı Mukaddesleri Ziyaretgah En-am olan Zat-ı azam .Bayburt′ta Kübar ve Sahabe-i Nebevviyeden Abdülvehhab Gazi ve Ali Şuheda ve Şehit Osman, Gazi Baba ve Çağırkanlı Dede ve Seyyid Yakup ve biraderi Seyyid Halil ve Gökçe Şeyh Halil Rady Allahü Teali Aleyhim Ecmain (Allah cümlesine rahmet eylesin)Hazeretiyle (hazretleri ile) Kübar-ı ahaliden Hoca Necmettin ve Zühtü Gelyani ve Ahi Emir Ahmet Zengani ve Şeyh Hayrani ve Veysel-i Hamedani ve diğer 10 ′dan ziyade Azize-i Benam (ünlü ve bilinen 10 dan fazla kadın ziyaret yeri) ve meşayin-i ikram (büyük şeyhler) medfün (gömülü)ve asr-ı ruhaniyeler (mezheplere ait eserler zaviye ve tekkeler)rüyaünümadır. (Göze çarpmakta mevcut bulunmaktadır)

Bugün bu ziyaret yerlerinden birkaç bilinen başka hiç birisi mevcut değildir.Fakat tarih bu mübarek evliya ve bilim adamlarını asla unutmamıştır. 

BAYBURT′TA AHİLİK TÖRENLERİ:
İlimizde her yıl Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği organizesinde, Ahi Evran Anma Haftası ve etkinlikleri düzenlenmekte bu törenlerde:"Doğruluk, dürüstlük, yardımlaşma, toplumsal dayanışma, sosyal adalet, iş ve meslek ahlakının esas alındığı Ahilik kültürü, düzenlenen etkinliklerle yaşatılmaya çalışılır. Kalfalıktan ustalığa yükseltilen bir esnafa temsili olarak şed kuşatılır. 

Genellikle İlk tören Atatürk Anıtı′na çelenk sunumuyla başlamakta ve Cumhuriyet İlkokulu karşısında bulunan Ahi Emir Ahmet Türbesi önünde düzenlenir. Konuşmalar yapıldıktan sonra Kur′an-ı Kerim ve dua okunur. Ve Mehter Takımı′nın seslendirdiği marşlar eşliğinde kortej yürüyüşü yapılır. Yürüyüş, Vilayet önüne kadar sürer. Burada düzenlenen ikinci törende de konuşmacılar konuşmalar yaparlar ve tören sona erer.    

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ BAYBURT′TA Kİ KERAMETLERİ:
a)Erzurum beldesinden bir mühtedi Bayburt′a gelir bu adam dini tartışmalar yaparak bütün Erzurum beldesini "mat etmiş" Bayburt′a gelir gelmez buradaki vatandaşlarla dini konularda tartışmaya başlar, milleti dininden döndürüp, onları kandırmaya çalışır, kendisi inkârcı zaten... Ahmet-i Zengani ile bahse girerler. Mühtedi; "Bir fırın yaktıralım, fırına girelim, kimin dini hak ise o yanmaz... "der. O arada Ahmet-i Zengani abdestini alarak yanmakta olan fırına girer. Durumu gören mühtedi kaçmaya başlayınca halk tarafından yakalanarak linç edilir. Ahmet-i Zengani de yanan fırından sağ-salim çıkar. (Anlatan: Ahi Emir Ahmet-i Zengani′nin Torunu Hüsnü OKUR)  

b)Kedi Gayrimüslimi Saymamış Ahi Emir Ahmet Kümbeti′nin yanında bir tekke varmış. Buraya gelen giden herkese bedava yemek verilirmiş. Bu tekkede bir de kedi varmış ki, bu kedi "Misafirhane"ye gelen konukların sayısını "Aşhane"ye girip, işaretle bildirir, yemeği yapanlar da konukların sayısınca yemek yapıp getirirlermiş.Bir defasında, diyelim ki dört kişi konuk gelmiş ama kedi üç kişinin geldiğini işaret etmiş. Bakmışlar ki kedi ilk olarak da olsa yanlış söylemiş, nedenini araştırmaya başlamışlar, öğrenmişler ki, konukların birisi gayrimüslimmiş... ( Anlatan: Hüsnü OKUR )  

c)Kedi Mezarı Ahmet-i Zengani′nin tekkesinde bulunan kedi, bir gün yandım-yandım olmuş... Bir şeyler anlatmaya çalışmışsa da, kimse bir şey anlamamış.Hayvan çok rahatsız olmuş, yemek yenmek üzere iken kedi hızla atlayarak, kaynayan kazanın içerisine düşmüş. Kedinin içerisine düşmesiyle pis olan, yemek kazanının yemeğini dökmüşler ki, ne görsünler; yemeğin içerisinde koskocaman zehirli bir yılan... Kedi tekkedekileri kurtarmak için kendini feda etmiş. Haşlanarak ölen bu kedi için kümbette bir mezar yapılarak buraya gömmüşler. ( Anlatan: Cemal KOÇER)

d)Ahi Ferec-i zengani′den kamil velinin kim olduğu soruldu. o da dedi ki: "önünden geçen bir kişiden nasıl nesiller dünyaya geleceğini, hangisinin itaatkar, hangisinin asi olacağını bilmeli, bu da yetmez; müritlerinden biri ölmek üzere olsa onun imdadına yetişir ve şeytanın aldatmasından korur; bu da yetmez, müritlerinden biri ölse, Münker ve Nekir′in sualleri sırasında yanında olur ve soruları cevaplamasına yardım eder; ancak yine de "Şeyhliğin "ş" si gönlünden geçerse erlikten nasibi yoktur.′′ Gerçekte gönül sahibinin kim olduğu soruldu; Ahi, "Müridi kıyamet gününde bütün durumlardan koruyan ve münadinin Cebrail, Kadı′nın Allah olduğu o gün müridi Peygamber′in sancağı altına iletendir." dedi. 

(Dr.Ali Çavuşoğlu-Erciyes Ünv.Türk İslam Edebiyatı Öğr.Gör.) 

Kaynakça Aslanoğlu, İbrahim (2006), Sivas Meşhurları,

Sivas, s. 44 Bayburt 2005 Yılı İl Çevre Durum Raporu (2006),

Bayburt Eflaki, Ahmet (1986),

Ariflerin Menkıbeleri, İstanbul Hacıgökmen, Mehmet Ali (2006),

"Kadıburhanettin Devletinde Ahilerin Faaliyetleri", Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi, S. 16, s. 215–224

Kaya, doğan, (1998)"Sivas′ta Yatırlar"I. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri, Ankara, s. 263–279

Özen, Kutlu( 1999), "Sivas Yöresinde Ahilik", 2. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara, s. 252–263

Özger, Yunus, "Osmanlı′da Vakıf Geleneği ve Bayburt Vakıfları"

Üçer, Müjgan (1986), "Sivas′ta Ahi Emir Ahmet Kümbeti ve Halk İnançlarındaki Yeri", Türk folkloru Araştırmaları, s. 175–183 Ankara

 

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ BAYBURT′TA Kİ KERAMETLERİ:
a)Erzurum beldesinden bir mühtedi Bayburt′a gelir bu adam dini tartışmalar yaparak bütün Erzurum beldesini "mat etmiş" Bayburt′a gelir gelmez buradaki vatandaşlarla dini konularda tartışmaya başlar, milleti dininden döndürüp, onları kandırmaya çalışır, kendisi inkârcı zaten... Ahmet-i Zengani ile bahse girerler. Mühtedi; "Bir fırın yaktıralım, fırına girelim, kimin dini hak ise o yanmaz... "der. O arada Ahmet-i Zengani abdestini alarak yanmakta olan fırına girer. Durumu gören mühtedi kaçmaya başlayınca halk tarafından yakalanarak linç edilir. Ahmet-i Zengani de yanan fırından sağ-salim çıkar. (Anlatan: Ahi Emir Ahmet-i Zengani′nin Torunu Hüsnü OKUR)  

b)Kedi Gayrimüslimi Saymamış Ahi Emir Ahmet Kümbeti′nin yanında bir tekke varmış. Buraya gelen giden herkese bedava yemek verilirmiş. Bu tekkede bir de kedi varmış ki, bu kedi "Misafirhane"ye gelen konukların sayısını "Aşhane"ye girip, işaretle bildirir, yemeği yapanlar da konukların sayısınca yemek yapıp getirirlermiş.Bir defasında, diyelim ki dört kişi konuk gelmiş ama kedi üç kişinin geldiğini işaret etmiş. Bakmışlar ki kedi ilk olarak da olsa yanlış söylemiş, nedenini araştırmaya başlamışlar, öğrenmişler ki, konukların birisi gayrimüslimmiş... ( Anlatan: Hüsnü OKUR )  

c)Kedi Mezarı Ahmet-i Zengani′nin tekkesinde bulunan kedi, bir gün yandım-yandım olmuş... Bir şeyler anlatmaya çalışmışsa da, kimse bir şey anlamamış.Hayvan çok rahatsız olmuş, yemek yenmek üzere iken kedi hızla atlayarak, kaynayan kazanın içerisine düşmüş. Kedinin içerisine düşmesiyle pis olan, yemek kazanının yemeğini dökmüşler ki, ne görsünler; yemeğin içerisinde koskocaman zehirli bir yılan... Kedi tekkedekileri kurtarmak için kendini feda etmiş. Haşlanarak ölen bu kedi için kümbette bir mezar yapılarak buraya gömmüşler. ( Anlatan: Cemal KOÇER)

d)Ahi Ferec-i zengani′den kamil velinin kim olduğu soruldu. o da dedi ki: "önünden geçen bir kişiden nasıl nesiller dünyaya geleceğini, hangisinin itaatkar, hangisinin asi olacağını bilmeli, bu da yetmez; müritlerinden biri ölmek üzere olsa onun imdadına yetişir ve şeytanın aldatmasından korur; bu da yetmez, müritlerinden biri ölse, Münker ve Nekir′in sualleri sırasında yanında olur ve soruları cevaplamasına yardım eder; ancak yine de "Şeyhliğin "ş" si gönlünden geçerse erlikten nasibi yoktur.′′ Gerçekte gönül sahibinin kim olduğu soruldu; Ahi, "Müridi kıyamet gününde bütün durumlardan koruyan ve münadinin Cebrail, Kadı′nın Allah olduğu o gün müridi Peygamber′in sancağı altına iletendir." dedi. 

(Dr.Ali Çavuşoğlu-Erciyes Ünv.Türk İslam Edebiyatı Öğr.Gör.) 

Kaynakça Aslanoğlu, İbrahim (2006), Sivas Meşhurları,

Sivas, s. 44 Bayburt 2005 Yılı İl Çevre Durum Raporu (2006),

Bayburt Eflaki, Ahmet (1986),

Ariflerin Menkıbeleri, İstanbul Hacıgökmen, Mehmet Ali (2006),

"Kadıburhanettin Devletinde Ahilerin Faaliyetleri", Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi, S. 16, s. 215–224

Kaya, doğan, (1998)"Sivas′ta Yatırlar"I. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri, Ankara, s. 263–279

Özen, Kutlu( 1999), "Sivas Yöresinde Ahilik", 2. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara, s. 252–263

Özger, Yunus, "Osmanlı′da Vakıf Geleneği ve Bayburt Vakıfları"

Üçer, Müjgan (1986), "Sivas′ta Ahi Emir Ahmet Kümbeti ve Halk İnançlarındaki Yeri", Türk folkloru Araştırmaları, s. 175–183 Ankara



MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ SİVAS′TA Kİ KERAMETLERİ:

Sivas′ta Ahi Emir Ahmet hakkında anlatılan menkıbelere yakın tarih itibariyle rastlamadık daha çok yazılı kaynaklarda onunla ilgili inanışlar bulunmaktadır. Sivas′ta Ahi Emir Ahmet′in türbesi değişik sebeplerle özellikle hasta ve huysuz olan çocuğunu yedi tekke dolaştıranlar tarafından ziyaret edilmektedir. "Sivas halkı, Emir Ahmet diye söyledikleri, bu türbede metfun kimsenin evliya olduğuna inanmaktadır. Bu ulu kimse hakkında Sivas halkı arasında çeşitli menkıbeler söylenmekte, efsaneler anlatılmaktadır.

1-Emir Ahmet′in mumyasının hiç bozulmamış durumda olduğuna inanılır. 

2.Türbede define aramak için girenler üst kattaki kabri ve aşağıda cenazelik bölümünde bulunan kabri tahrip etmişler.Bunun üzerine komşu evlerden yaşlı bir hanımın rüyasına girerek, kabrine yapılan bu işler üzerine"Halinizi düşünün. "demiş.Komşular toplanıp kabir sıvalarını düzeltmiş, üzerine de aldıkları yeşil bir örtüyü örtmüşlerdir.                        

3.Ahi Emir Ahmet′e mahallenin manevi bekçisi denmektedir. Bu yüzden de sarhoşların türbenin olduğu caddeden geçemediklerine inanılır. 

4.Emir Ahmet, cenazelik bölümünde şahideleri de bulunan kabrinden abdest almak üzere, Kızılırmak′a kadar her sabah gidermiş. Cenazelik bölümünde dört yönde olan nişlerden, doğuda olanından Kızılırmak′a yol gittiği söylenir. 

5.Ahi Emir Ahmet′in türbesiyle ilgili bir inanış da, türbe dışındaki yazıyla ilgilidir. Bu yazıda"Yağın okkası on paraya düşünce helva yapılsın dağıtılsın. "ifadeleri olduğu söylenir. (Üçer: 1986)  

6.Bunca vakfedilmiş mal varlığından sonra Yalnız Kalmış Bir Kümbet ve Ahi Emir Ahmet neden diye sorarsak kümbetin etrafında yıllardır iş yapan esnafa sorduğumuz; Ahi nedir? Ahi Emir Ahmet kimdir? Sorularına alamadığımız cevaplar, okul çıkışlarında dinlenmek ve eğlenmek için öğretmenlerin uğrak yeri olan öğretmen evinde; "Şuradaki kümbet nedir? Biliyor musunuz hocam?"sorularına yarım yamalak verilmeye çalışılan cevaplar karşısında yalnızlığın artık tamamen unutulmaya gittiğini görmek bizleri üzmüştür. 

7.Yaşadığı dönem boyunca yolcuyu, garibi, kimsesizi aç ve açıkta koymayan tüm varlığını yaşadığı şehre ve onun insanlarına vakfeden Emir Ahmet şimdilerde insanların ilgisizliği yüzünden kalabalıkların ve yüksek binaların arasında yalnız bir türbede yatmaktadır.Sonuç olarak; zamanın yıpratıcı çarkları arasına giren her varlık zamanla unutulmaya yüz tutmuş demektir.                        

8.Bu çarklardan kendisini kurtaranlar elbette şanslı 13. yüzyıldan günümüze bakan yönüyle Ahi Emir Ahmet ve türbesi zamana meydan okumaktadır.Etiyopyalı bir iş adamının İbn-i Batuta′tan dolayı Emir Ahmet Türbesi′ne gösterdiği ilgiyi biz kendi geçmişimize gösteremiyoruz.Bu yazının Emir Ahmet′in yalnızlığını gidermesi için ilk adım olması ve daha geniş çalışmalarla taçlanması ve özellikle Torunlarının sahiplenmelerini beklemekteyiz…….

Kaynakça

Aslanoğlu, İbrahim (2006), Sivas Meşhurları, Sivas, s. 44

Baran, Merih (1991), Ahi Emir Ahmet, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara

Baran, Merih (1998), "Bir Ulu Türk Emiri Ahi Emir Ahmet Kimdir?", Revak, s. 76–80,

Sivas Bayburt 2005 Yılı İl Çevre Durum Raporu (2006), Bayburt

Eflaki, Ahmet (1986), Ariflerin Menkıbeleri, İstanbul

Hacıgökmen, Mehmet Ali (2006), "Kadıburhanettin Devletinde Ahilerin Faaliyetleri",

Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi, S. 16, s. 215–224

Kaya, doğan, (1998)"Sivas′ta Yatırlar"I. Uluslararası Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kongresi Bildirileri, Ankara, s. 263–279 Özen, Kutlu( 1999), "Sivas Yöresinde Ahilik",2. Uluslar arası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri, Ankara, s. 252–263

Özger, Yunus, "Osmanlı′da Vakıf Geleneği ve Bayburt Vakıfları" Üçer, Müjgan (1986), "Sivas′ta Ahi Emir Ahmet Kümbeti ve Halk İnançlarındaki Yeri", Türk folkloru Araştırmaları, s. 175–183Ankara    

Kaynak:www.zergani.com

 
 

                                  3) Ahi   Ali     İbn-i Ahi Ahmed

                                  4) Mevlena Ahi  Yusuf  İbn-i Ahi Ahmed

                                  5) Bilinmiyor
                                  6) Bilinmiyor
                                  7) Bilinmiyor.
                                 
ı)Kardeşlerinin Sayısı ve İsimleri : Bilinmemektedir.   
i) Ahi Mehmet(Muhammed)′den  Torunları  :                     
                    Seyyid Mehmet(Muhammet)Hurşit  İbn-i Şeyh Mevlana Yusuf
                    Seyyid Mehmet(Muhammet)Arif   İbn-i Şeyh Mevlana Yusuf

j) Ahi Şeyh  Hasan′dan Torunları : Şeyh Ali(Çavuş)

k) Ahi Şeyh Ali(Çavuş)′dan  Torunları : Şeyh İsmail İbn-i Şeyh Ali(Çavuş)
l) Seyyid Mehmet Hurşit′ten  Torunları  :Hacı Osman Zade,Halid Zade,Torun Zade

m)Son Vakıf Evladının İsmi         : Muammer Torun-Yasal Vakıf Evladı(Torunu)

n)Sivas′ta kalan Evlatları             :Büyük Hala Merih Baran  ve diğer Evlatlar Araştırılıyor.

o)Mahlasları  : Değişik kaynaklarda Ahi Emir Ahmed Zengani′ye isminin yanında eklenen :Zekiyüddin,Zeki′i Kaval,El Bayburdi, Zengani, mahlaslarını görülmektedir.

Ahi Emir Ahmet′in çocukluk ve gençlik yıllarında Bayburt′ta olduğunu ve onun yanı sıra Yakutiye medreselerinde yetiştiğine ve feyzini buralarda aldığına dair kayıtlar vardır. Bizzat kendisinin , Ulu Arif Çelebiyi Bayburt′ta kendi konağında misafir ettiği; yine başka bir kayıtta da çocukluk dönemlerinde büyük hayranlık duyduğu  Mevlana Celalettin Rumi ile kurduğu manevi bağ sonucu, Mevleviliği de benimseyip posta oturduğu belirtilmektedir.
Emir Ahmet′in kimliği ve kişisel durumu hakkında henüz kesinleşmiş bilgilere ulaşabilmiş değiliz. Ancak onun yöreyi fethe katılan ve (Merhum Ömer Lütfi Barkan′nın  tabiriyle) kolonizatör Türk dervişlerinden biri ve meşrebinin de ahilik olduğu, Emir ve Ahi, Mevlana unvanları ile anılmış olmasından anlaşılmaktadır. İbn-i Battuda ondan bahsetmektedir.

Ayrıca Türk dili üzerine yazdığı kitabın Arap yarımadasında okutulduğuna dair izlenimler vardır.
Tasavvufla Ahiliği bir arada yaşam şekli olarak kabul eden bu büyük fikir ve toplum insanının, Anadolu′nun Türkleşmesinde ve Türk Boylarının yaşam nizamında büyük söz sahibi olduğu açıktır.

Bugün hala saygı ile anılması ise geçmiş tarihimizi günümüze kadar taşıdığının kanıtıdır.
İçinde yattığı Türbesi  ve mescidi ile asırları bugüne taşıyıp getirmiş, Bayburt′ta Bayburt′lulara ve Sivas′ta Sivas′lılara çok kıymetli bir belge bırakmış, zaviyesini, mescidini, tekkesini ve kervansarayını kurmuştur.
İşte bu makama kadar aşılması gereken basamakları aşarak Emirlik payesine erişmiş bir insandır.

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ′NİN TAHSİLİ VE İLİM HAKKINDAKİ BİLGİ VE TAVSİYELERİ NEDİR?
Eğitimini Bayburt′ta,İlhanlılar Umumi Valilerinden Fahreddin Emir Mahmut tarafından inşa olunan Mahmudiye  ve Yakutiye Medreselerinde eğitim görmüş ve sonra da aynı Medresede Hocalık yapmış devrin önemli bir ilim ve din bilginidir.  

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ VE AİLESİNİN ANADOLUYA GELİŞ AMAÇLARI NEDİR?
TÜRKLERİN Anadolu′yu Yurt edinmeleri için önemli rol üslenilmesi ve gayrimüslim köyleri ve tüm  bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşmasında  Türk dervişi  olarak  liderlik yapmak, el sanatlarını geliştirmek ve usta-kalfa yetiştirmek,tarımsal alanları işlemek ve üretim yapmak ve öğretmek veya stratejik yollar üzerinde imaret, bayındırlık  ve  güvenlik  hizmetlerini yapmak ve Kasabaları yönetmek, merkezi otoriteyi toparlamak  ile ortaya çıkan boşluğu Ahi zaviyesi ile doldurarak örgütlenmek ve bu amaçla kurulacak  zaviye ile din ve ilim adamı yetiştirmek  ve kasabaların oluşumunda da aktif rol almaktır.

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ′NİN TEKKE VE ZAVİYE ÇALIŞMALARI NASIL GELİŞMİŞTİR?
Vergi defterinde adı geçen bu zaviyelerin bazılarına bir köyün vergi gelirleri, bazılarına ise birden fazla köy, mezra, çiftlik gibi yerlerin gelirleri vakfedilmiştir. Bayburt kaza merkezinde,Yani kasabada kurulmuş olan zaviyelere kırsaldan yer tahsis edilmenin yanında dükkan ve hamam gibi kurumların kira ve sair gelirlerinin, OSMANLI DEVLETİ tarafından tahsis edildiği anlaşılmaktadır.Bahse konu bu zaviyelerden bazılarının müştemilatında medrese olduğunu defterlerde geçen ifadelerden çıkarmak mümkün olmaktadır.
Nitekim Bayburt kasabasında kurulmuş olan şeyh Hayran Zaviyesi içinde bir de medresenin faaliyet gösterdiği, Şeyh Hayran′ın aynı zamanda müderris olduğu ifade edilmiştir.
Bunlardan bazıları ise umumi yolların kavşak noktalarında menzilhane görevi üstlenmiş, çevre köylerden Cuma namazı kılmak için toplandıkları bir merkezde tesis edilmiştir.Söz gelişi Şiran Nahiyesine bağlı Kavakpınar (Kartam) köyündeki Şeyh Hüseyin Zaviyesi böylesi bir fonksiyon icra etmektedir. Bu köyden geçen umumi yolda bir menzilhane,cami ve iki taşlı  değirmen kurularak yolculara, çevre köylerden gelen Müslüman ahaliye hizmet verilmiştir.
Bu yönüyle Cuma namazını eda etmek için toplanan köylülerin yanlarında getirdikleri hayvanlarını veya ürettikleri çeşitli ürünlerini takas ettikleri bir Türkmen pazarının da oluşturulduğunu düşünmek mümkündür.
Şimdi bu ünite içinde faaliyet göstererek yörenin Müslümanlaşmasına öncülük etmiş Türk Dervişlerini ve onların tesis ettiği kurumları, vergi defterlerindeki kayıtlara bakarak ele almaya çalışalım:
AHİ EMİR AHMED ZAVİYESİ;Bu zaviyenin Bayburt Kazası merkezinde olduğu vergi-nüfus kaydındaki ifadelerden anlaşılmaktadır. 1530 tarihli muhasebe kayıtlarında bu zaviyenin  6868 akçe vakıf gelirinin olduğu ifade edilmektedir.

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ NEDEN VAKIF KURMUŞTUR?
Bu dünyadaki mal, mülk ve çoluk çocuğun ahiret hayatında bir fayda sağlamayacağını düşünerek Hayatta ve sağlıklı iken ve olumlu davranışta bulunabilen (bu vakfın veriliş zamanına kadar) bağışlarında etki altında kalmadan bilerek ve isteyerek  fakirlere, yolculara ve diğer fakir Müslümanlara yardım etmek  ve kendi yaptırdığı caminin görevlileri ve diğer masraflarının karşılanması için ve

Peygamberimiz(Sellallahu aleyhivesellem) sözü olan:" mülkten ve düşünceden insan oğlu ölürse ameli kesilir.Üç şey dışında.Arkasında kendisine dua edecek iyi evlat,ihtiyaç sahibine devamlı sadaka,yararlanılacak ilim bırakırsa."Çünkü vakıf hayırların en iyilerindendir.) düşüncesiyle ve Allah′ın rızasını kazanmak ve Peygamberimizin şefaatine mahzar olmak üzere vakfı kurmuştur.

Ahi Emir Ahmet′in yaşamış olduğu her iki şehre kazandırmış olduğu vakıflar zamanlarında önemli görevler üstlenmişlerdir. Bayburt′ta, Yrd. Doç. Dr. Yunus Özger′in "Osmanlıda Vakıf Geleneği ve Bayburt Vakıfları" isimli yazısında belirttiğine göre Bayburt′un önemli vakıflarından biriside Emir Ahmet Zaviyesi Vakfı′dır. Ahi Ahmet Zaviyesi Vakfı′nın ne zaman kurulduğu hakkında malumat bulunmamakla beraber vakfın Osmanlı öncesinde tesis edildiği ve Osmanlı döneminde de devam ettiği tahmin edilmektedir. Vakıf gelirleri arasında Kalisgavar, Avaneski ve Şehidderesi köylerinin öşür vergileri görülmektedir.

Sivas açısından daha şanslı olduğumuz açıkça görülmektedir ki mevcut vakıf senedine göre 733 h.
(1333 m. ) tarihinde kurulmuş olan Vakfın Sivas′ta devrinin en büyük vakıflarından biri olduğunu görüyoruz.
Vakıf senedinde kayıtlı olan mal varlıklarına baktığımızda Sivas′ın değişik ilçe ve köylerinde araziler, hanlar, hamamlar, dükkânlar, değirmenler, mescit vb. yer almaktadır.

AHİLİK VE ZAVİYE ÇALIŞMALARININ OLUŞUMU VE  TARİHÇESİ:
Ahi  Emir  Ahmed ZENGANİ  zaviye ve mescidi ile ilgili önemli ayrıntılara 1531-1540
arasında tamamlanmış olan vakıf defterinde rastlanmaktadır. Konuyla ilgili kaydın ilk kısmında yer alan "zaviye-i Ahi  Emir  Ahmed  der şehr-i mezbüre. Meşihat der tasarruf u Ahi Mehmet öz evlad-ı o  ba-berat ifadesi, zaviyenin kasaba içinde kurulduğunu ve bu tarihte Sultan Beratıyla zaviyedar nasb edilmiş olan Ahi Mehmet′in kurucu Şeyhin ahfadından olduğunu anlatmaktadır.

Aynı kayıtta bahse konu zaviyeye dört köy ile birer mezra, çiftlik, değirmen ve kasaba merkezinde dükkan kirasının gelir yazıldığını anlatmaktadır. Ayrıca Ahi Emir Ahmet′in adıyla kasaba merkezinde bir de mescitten bahsedilmekte ve mescidin giderlerini karşılamak üzere 835 akçelik gelirin vakfedildiği belirtilmektedir.

Zaviyenin giderlerini karşılamak üzere bazı köy, mezra ve kasaba içinde dükkan kira gelirlerinin tamamının veya bir kısmının akar kaydedildiği görülmektedir. Nitekim 1530 tarihli Muhasebe Defterinde yer alan kayıtları bunu doğrular niteliktedir.Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu defterde üç yerde Ahi Emir Ahmed  zaviyesinden bahsetmektedir.Bunlardan 829. sayfada yer alan birinci kayıt şöyledir:
"Karye-i Varicna, tabi-i mezbur, malikkane, vakf-ı zaviye-i Ahi Emir Ahmet Zengani ve Hacı Oğulbey Oğlu / Müslim hane 2, mücerret 2; Gebran hane 34, mücerret 26, hasıt 9022"
Bu kayda göre merkez kazaya bağlı Varicna köyünde toplam 36 hane meskundur. Bu hanelerden sadece ikisi Müslüman, diğerleri gayrimüslimdir. Muhtemeldir ki bu zaviyenin faaliyeti nedeni ile iki hane ihtida etmiş veya buraya dışarıdan göç gelmiştir. Köyde 28 kişi de Yetişkin bekar erkek anlamında mücerret kaydedilmiştir. Yine ikisi Müslüman, 26′sı ise gayrimüslim kişilerdir. Köyün adından da anlaşılacağı gibi burası bir Türkmen yerleşimi değildir. Köyün yıllık 9022 akçelik vergi gelirlerinden bir kısmı (malikne gelirlerinin 3/4 hissesi) söz konusu zaviyeye gelir yazılmıştır. Aynı köydeki bir değirmen ve bir çiftliğin varidatı gelir yazılmıştır.Yine aynı defterin 832.sayfasında yer alan bir başka kayıtta şöyle denilmektedir:"Mezra-i Avanis, tabi-i mezbür, nısf-ı malikane, vakf-ı Zaviye-i Ahi Emir Ahmet Zengani / Gebran hane ]2, mücerret 8; Müslim hane 4, hasil 2164"
Bu kısa kayıttan anlaşıldığına göre yine merkez kazaya bağlı Avanis (veya İvanis) mezrasında 16 hane oturmaktadır. Bu hanelerden 12′si gayrimüslim, dördü Müslüman′dır.

Ayrıca gayrimüslim ahali içinde 8 kişi de yetişkin ve iş gücü olma çağına gelmiş yani üretici olup vergi mükellefi olmuş gayrimüslim daha vardır, Öyle anlaşılmaktadır ki burada da bir ihtida söz konusudur. Köyün malikane gelirlerinin yarısı söz konusu zaviyeye gelir (akar) kaydedilmiştir. Şüphesiz Ahi Ahmet Zengani Zaviyesi′nin tüm gelirleri bunlardan ibaret değildir. Nitekim Kılağuz köyünün ½  hububat hissesi; Kaliskavar 3/4 hububat hissesi ve Berna köyüne bağlı Keskü mezrasının malikane hissesi gelir olarak tespit edilmiştir. Ayrıca vergi defterinde kaza dahilindeki tüm vakıf kayıtlarının bulunduğu kısımda, Ahi Ahmet Zengani Zaviyesine köy, mezra ve dükkan kirası olmak üzere toplam 6.868 akçe gelir kaydı yapıldığı belirtilmiştir. Bu miktarın yevmi (günlük) üç akçesi Zaviye Şeyhine, bir akçesi cüz-hana tahsis edilmiş, geri kalanı da imaret hizmetine ayrılmıştır.
Bayburt kazasına bağlı  birçok köyün, mezranın 5-10 kişilik derviş grupları tarafından kurulmuş olması,buraların tarımsal üretime açılması veya umumi yollar üzerinde imaret, güvenlik ve bayındırlık hizmetlerinin bu zaviyeler tarafından icra edilmesi devrin şartlarına özgü tipik bir durumdur. Bahsini ettiğimiz Türk dervişleri sadece kırsalın kolonizasyonu ile meşgul olmamış, kasabaların oluşumunda da aktif rol almışlardır. Nitekim Bayburt kasabası içinde yer alan Ahi  Emir Ahmet Zengani  ve Hoca Yakut bu konuda seçilebilecek örneklerdendir.

Bayburt kasabasında etkin olan Ahi Emir Ahmet Zaviyesi gibi diğer zaviyelerin de Sünni öğretiye bağlı  kurumlar olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumu bahse konu zaviyelerin bir mescit veya cami ile birlikte kurulmalarından ve zaviyedar kişilerin Ahi ön adıyla tesmiye olunmalarından, hatta Sünni öğretinin temel kurumu olan medreselerin bu kurumlarla iç içe oluşundan anlamak mümkündür.

Bölgede faaliyet göstermiş olan bu zaviyelerin ilgi çeken yanlarından biri de bizzat kurucu şeyh efendilerin kendilerinin, ya da tesis edicilerin bey, melik emir ve şıh gibi liderlik ifade eden unvanlar ile anılmış olmalarıdır.
Öyle anlaşılmaktadır ki, bölgeye gelen ilk Türk kafilelerinin liderlerinin bir kısmı sünni zümresine mensuptur, Böyle olmayanlar da derviş grupları ile işbirliği yaparak fetih ve iskan faaliyetini yürütmektedirler.
Ayrıca Bayburt içinde kurulan mahallelerden biri Bayındır (Akkoyunlu) boyundan Femıhşad Bey adıyla anılmaktadır′".

Bu durum bize Akkoyunluların bölgenin Türkleşmesi-İslamlaşmasında uyguladıkları yöntemler konusunda önemli bir fikir sunmaktadır. Osmanlı devlet idaresine girildikten sonra da veli ve sair devlet adamlarının bu derviş grupları ile dayanışması devam etmiş gözükmektedir.

Osmanlı Döneminde kurulan Tekke ve Zaviyelere bakıldığında bölgeye yerleşen Türk dervişlerinin genel olarak Ahi oldukları görülmektedir. Bayburt yöresinde kurulmuş ilk dönem Türk Zaviyelerinin hangi dini akıma mensup olduğu konusunda tam olarak yargıya ulaşmak mümkün olmamaktadır. Buna rağmen söz konusu Zaviyeleri müstakil olarak incelediğimizde, karşımıza en yaygın örgütlenme olarak Ahi teşkilatları çıkmaktadır. Daha sonraki yüzyılar da farklı dini akımlara bağlanan tekke ve zaviyeler ilk kurulduklara zaman herhangi bir tarikat veya bir tasavvufi akımla bağlantılarına rastlanılmamıştır.

Beylikler döneminde fetih ve iskan hareketlerine kolonizasyon özellikleri ile katkı sağlayan bu kurumların, Osmanlı İdaresinin egemen olmasıyla da birer bayındırlık ve sosyal hizmet kurumu niteliğine bürünerek devam ettiklerini görüyoruz.

Selçuklu Devletinin 1243 Kösedağ Savaşı′nı kaybederek merkezi otoriteyi toparlayamaması ile ortaya çıkan boşluğu ahi zaviyelerinin oluşturduğu mükemmel örgütlenmenin giderdiği anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda toplumsal dayanışmayı, toplum huzurunu bozacak zorbalarla mücadeleyi, tarım ve ticarete dayalı iş hayatını organize etmeyi ve toplumun başka ihtiyaçları  gidermeyi hep bu kurumların sağladığı ortaya çıkmaktadır.
Osmanlının bölgede hakimiyetinin sağladıktan sonra umumi ticaret yollarının güvenlik ve imaret hizmetlerini, yollar üzerindeki köprülerin bakım ve onarım  hizmetlerini yerine getirmişler, çevre köylerin ve nahiyelerin teşkilatlanmasını sağlamışlardır

Derbent görevi gören zaviyeleri devlet özellikle sarp geçitlere, ticaret yolları üzerine  kurarak bu zaviyeler sayesinde hem ticaretin hem de güvenliğin gerçekleşmesini sağlamıştır.

Osmanlı Devleti′nde özellikle Yavuz Sultan Selim zamanda İran etkisindeki Şii unsurlar, devletin ve toplumun dirlik ve düzenini bozduğu gerekçesi ile önemli bir tehdit algılaması   ile mütalaa edilmiştir. Buna karşı zaman zaman güç kullanımına başvurulduğu gibi; medreseler ve Zaviyeler kanalıyla bu tür oluşumların o günün tabiriyle ıslahı yoluna gidilmiştir. Aslında Batıni akımların ıslahı, Gayrimüslim yerlilerin de ihtidasını sağlamak için uygulamaya konulan zaviye-medrese-cami eksenli malikane vakıf sistemi kapsamında geçerli bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır, İlk kurulduğu zamanlara ışık tutan tahrir defterlerinde temel özellikleri eğitim, sosyal yardımlaşma, güvenlik ve ticari hayatın akışında güvenlik olarak belirtilen tekke ve zaviyeler,geçen yüzyıllar içinde asli fonksiyonlarını yitirmiş, kurucu şeyh efendinin soyundan gelen  beylerin ve çevresinin, kurucu şeyhin hatırına sultan veya yerli beyler tarafından tahsis edilen gayrimenkullerden nemalandığı kurumlara dönüşmüştür. Özellikle malikane-vakıf sistemine dayalı olarak işleyen bu türden Zaviyelere ait, XIX. Yüzyılda hazırlanmış arşiv materyallerinin miras taksimine ait belgelere dönüşmesinden bu durumu izlemek mümkündür.

Söz konusu Zaviyelerle ilgili belgelerin halife, şeyh, efendi, pir, dede gibi tasavvuf terminolojiye  ait kavramlarla andığı zaviyedarların, son yüzyılda halk arasında artık ağa, bey gibi daha çok yerel feodalizmi andıran kavramlarla izah edilmesi de, bu hususu doğrular niteliktedir.

Bibliyografya  ve Kaynaklar:
1. Başbakanlrk Osmanlı Arşivi Tapu Tahrir Defterleri
CanikLivası,13,37,255 ,Z99, 385, 557 ,716,716 numaralı defterler.
Trabzon Livası, No:52 , 385 , 288 numaralı defterler.
Karahisar-ı şarkt Livası, No: 37 , 478 ,387 numaralı defterler.
2.Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğü Arşivindeki Valuf Defterleri
Giresun Vilayeti SiyikAt Defteri, No: 2255
Karahisar-ı şarki Fihrist Defteri, No:216
Sivas Fihrist Defteri , No: 216,
Mükerrer Fihrist Defteri, No: 2274,
Giresun Vakıf Fihristi,No: 2Z74,
Vakıf Defteri, No:2113 / 1598
3. Giresun Şer′iyye Sicilleri, Milli Kütüphane
1404, 1407, |4I0, I4|I, 14IZ, 1439, 1444, |445, 1446, 1447 numaralı defterler
4. Trabzon Vilayet Salmanameleri
|286,|287, IZ89,1Z90, 305, 1 3 1 5 tarihli vilayet salnameler
B. TETKİK ESERLER
ACUN, Fatma, Karahisar-r Şarki ve Koyluhisar Kazalarr Örneğinde Osmanlr Taşra
İdaresi, TTK, Ankara, 2006
, "Osmanlı Döneminde Anadolu Şehirlerinin Gelişmesinde Devletin Rolü:
Karahisar Örneği", Belleten, LXV, Sayı: 242, Nisan 2OO1, Ankara,200I.
AKDAĞ, Mustafa, Türkiye′nin İktisadi ve İçtimai Tarihi (1243-1453), c. 1, İstanbul, 1995
AKGIINDÜZ, Ahmet, Şer′iyye Sicilleri, c. 1, İstanbul, 1988
AKLAN, Mustafa, "Türkiye′nin Temelleri ya da Göç", Orta Karadeniz Kültürü, Ankara,2005
AYKUT, Said, "Ahi Evran", Sahabeden Günümüze Allah Dostları, c,7, İstanbul, 1998.
BARKAN, Ömer Lütfi, "Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu
Olarak Vakıflar ve Temlikler", Vakıflar Dergisi, Ankara, 1942
, "Türkiye′de İmparatorluk Devirlerinin büyük nüfus ve arazi tahrirleri ve Hakana mahsus istatistik defterleri (I)", İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, IY1 (1940), s. 20-59
BAYRAM, Mikail, "Anadolu′nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Hoca Ahmet-i Yesevi′nin
Rolü", Ahmet Yesevi, Seha Neşriyat,İstanbul, 1996
BERKİ, A. Himmet: "Vakıf Kuran İlk Osmanlı Padişahı" Vakıflar Dergisi, Sayr:S, Ankara,1962
BİLGİLİ, S., XVI. Asırda Karahisar-r Şarki, (Marmara Üniversitesi Sos.Bil. Ens.Basılmamrş Yüksek Lisans Tezi), İstanbul, 1989
Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İşaret Yayınlan, İstanbu1,200l
BAYRAM, Sadi, "Ahilik ve Bir Ahilik  Şeceresi", Belleten, LVII, Sayı: 22Z, Ankara ,1994
,"Giresun İli Vakıflarına Toplu Bir Baloş", GTS, İstanbul, 1997
BOSTAN, M. Hanefi, XV-XU Asırlarda Trabzon Sancağı, TTK, Ankara,2004.
"XV-XVI. Yüzyılda Trabzon Şehrinde Nüfus ve İskan Hareketleri,
Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayınları, Trabzon,1999.
BOSTANCI, Harun, Anadolu Ahilerinden Giresunlu Hacı Abdullah Halife, Avrupa Tıp
Yayıncılık, İstanbul, 2007
BOZALİOĞLU, İsmail, "Giresun′da Osmanlı Dönemine Ait Tekke ve Zaviyeler", Giresun
Tarihi Sempozyumu, İstanbul, 1997
CEBECİOĞLU, Ethem, "Baciyan-ı Rum", Osmanlı, c. 5, Ankara,Iggg.
ÇAKAR, Enver, 17. Yüzyılda Haleb Eyaleti ve Türkmenleri, Fırat Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Y ay ., Elazığ, 2006, s. l97
XVI. Yüzyılda Haleb Sancağı, Orta Doğu Araştırmaları Merkezi Yay.,E|azığ,2003
"Kanuni Sultan Süleyman Kanun-namesine Göre 1522 Yılında Osmanlı İmparatorlugu′nun İdari Taksimatı", Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, XIVl
(Elazığ, 2002), s. 261-282
ÇİÇEK, Kemal, "Osmanlı Tahrir Defterlerinin Kullanımında Görülen Bazı Problemler ve Metod Arayışları", Türk Dünyası Araştırmaları,97 (Ağustos 1995), s. 93-111
EDHEM, Halil, Trabzon′da Osmanlı Kitabeleri, 1 9 l 8
EMECEN, Feridun, Doğu Karadeniz′de İki Kıyı Kasabasının Tarihi, İstanbul, 2005
"Giresun Tarihinin Bazı Meseleleri", GTS, İstanbul, 1997
"Doğu Karadeniz′de Ayanlık Tirebolulu Kethüdazade Mehmet Emin Ağa", Belleten, LXV,Nisan 2001, sayı.242
"Sosyal Tarih Kaynağı Olarak Osmanlı Tahrir Defterleri", Tarih ve Sosyoloji Semineri, 28-29Mayıs 1990, Bildiriler, İstanbul, 1991, s. 143-156
FATSA, Mehmet, Giresun′da Kırsalın Sosyal Tarihi, Giresun, 2002
"Giresun Kırsalının İslami Kolonizasyonuna Bir İlk Örnek Hacıköy Zaviyesi ve Hacı İlyas", Cumhuriyetin İlk Yıllarında Giresun, Sempozyum Bildirileri,Giresun,2003
GÜNDÜZ, İrfan, Osmanlı Devlet- Tekke Münasebetleri, İstanbul, 1984
GÜNAY, Hayrettin, "Giresun Yöresinde Bazı İnanışlar". GKS, İstanbul, 1998
HALAÇOĞLU, Yusuf, X[V-XVU. Yüryıtlarda Osmanlrlarda Devlet Teşkilitı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2003
İNALCIK, Halil, ′Mahkeme ′İshm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul, 1988, s. I49-|5I
Hicri 835 Tarihli Süret-i Defteri Sancak-i Arvanid, Ankara, 1987
KAFALI, Mustafa, "Anadolu′nun Fethi ve Türkleşmesi", Erdem, VII, Ankara,1996
KARA, Mustafa, Tekke ve Zaviyeler, Dergah Yayınları İstanbul, 1990
KARA, Ülkü, Giresun′da Adak İnancı ve Adak Yerleri, (Yüksek Lisans Tezi), Ankara,1999
KARA, Yalçın, "Şebinkarahisar′daki Türbeler ve Bunlara Ait Efsaneler", Şebinkarahisar I.
Tarih ve Kültür Sempozyumu, Ş.Karahisar Belediyesi, İstanbul, 2000
KARAMAN, Oktay, Giresun Kazası 1850-1900, (Doktora Tezi), Atatürk Üniversitesi,Erzurum, 1999
Sehatnamelere Göre Giresun", GTS, İstanbul, i997
KARPUZ, Haşim, "Trabzon İl Merkezi ve İlçelerindeki Önemli Tarihi Yapılar", KBY,Ankara, 1996
"Giresun-Espiye Gülbahar Hatun Tekkesi", Vakıflar Dergisi, Ankara,l982
KAZICI, Ziya, İslam Medeniyeti ve Müesseseleri Tarihi, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 1999
KILIÇ, Orhan, "XVII.Yüzyılın İlk Yarısında Trabzon Eyaleti′nin İdari Taksimi ve Tevcihatı", Trabzon Tarihi Sempozyumu 3-5 Mayıs 2001^, Trabzon Belediyesi Kültür Müdürlüğü Yayınlan, Trabzon, 1999
"Klasik Dönem Osmanlı Taşra Teşkilatı:Beylerbeyilikler/Eyaletler,Kaptanlıklar,Voyvodalıklar,Meliklikler (1362- 1799)", Osmanlı,c. 6, Ankara, 1999
KOYUN, İbrahim, 1897 Yılına Ait Giresun Mahkeme Sicillerinde Yer Alan Davaların Sosyal ve Ekonomik Yönden Tahlili, (Yüksek Lisans Tezi), İÜ, İstanbul, 2001
KÖPRÜLÜ, Fuat, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, TTK, Ankara, 1999
KUNT, İ. Metin, Sancaktan Eyalete- 1550-1650 Arasında Osmanlı İdaresi ve İl İdaresi,İstanbul, 1978
KURT, Yılmaz, Osmanlıca Dersleri II, Ankara, 1997
YÜRÜROĞLU, Mübahat, Osmanlı Belgelerinin Dili, İstanbul, 1988
OCAK, Ahmet Yaşar, Babailer İsyanı, İstanbul, 1980
ORHONLU, Cengiz, Osmanlı İmparatorluğu′nda Derbent Teşkilatı, Eren Yayınları.İstanbul, 1990
ÖNCÜÖN, Reşad, Osmanlılarda Tasavvuf, İz Yayıncılık, İstanbul, 2000
Tarihte Bir Aydın Tarikatı Zeyniler, İnsan Yayınları, İstanbul ,2003
ÖZ, Mehmet, "Tahrir Defterlerinin Osmanlı Tarihi Araştırmalarında Kullanılması Hakkında Bazı Düşünceler", Vakıflar Dergisi, XXII (1991)Ankara, s,429-439
ÖZlLrNA, Yılmaz, Devletler ve Hanedanlar, c. III, KBY, Ankara, L996
ÖZrÜnr, Natif, Menşei ve Tarihi Gelişimi Açısından Vakıflar, VGM, Ankara, 1983
PAKALIN, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c.III, İstanbul,1993
TURAN, Osman, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1980
USLU,Gülyüz, "Eski Gümüşhane ve Tarihi Durumu", Geçmişte ve Günümüzde Gümüşhane Sempozyumu, Ankara, 1990
UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı, Osmanlı Tarihi, c. I, TTK, Ankara, 1995
(INAL, Mehmet Ali, Osmanlı Müesseseleri Tarihi, Isparta, 1997
YALÇIN, Alemdar-Hacı Yılmaz, Başak Uysal-Güzzade Dikercioğlu, "Karadeniz Çepnileri",
Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, sayı 35, Ankara, 2005.
YAZICI, Mustafa, Trabzon Evliy6larr, Trabzon, 1995.
YEDİYILDIZ, Bahaeddin -Ünal ÜSTÜN, Ordu Yöresi Tarihinin Kaynakları-I, 1455
Tarihli Tahrir Defteri, TTK, Ankara,1992"Valüıf′, iA,xıvz, s. 169-175 YIIIı{A[ Ali, 1,41,1, Nolu Giresun Şer′iyye Sicilleri, (Yüksek Lisans Tezi), 19 Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun, 1997
YÜCEL, Yaşar, Anadolu Beylikleri Hakkında Araştırmalar-Il, Ankara, 1989
YÜKSEL, Murat, Şakir Şevket′in Trabzon Tarihi′nden Sayfalar ve Şevketname-iOsmanisi, Trabzon, 1993.
YÜKSEL, Ayhan, Tirebolu, Kitabevi Yayınevi, İstanbul, 2003,
YÜNGÜL, Naci, "Giresun′un Espiye İlçesinde Yavuz Sultan Selim′in Tesis Ettiği Gülbahar Hatun Tekkesi Vakfına Ait Vesikaların Değerlendirilmesi", Vakıflar Dergisi, sayı: XV,Ankara, 1982

MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ′NİN AHİLİK ÇALIŞMALARI HAKKINDA:
Ahi kurumlarının temelini teşkil eden, dostluk, kardeşlik birlikte çalışıp, birlikte kazanıp, birlikte paylaşmanın yani sosyal adaletin doğruluk ve faziletin hedef alındığı sisteme bakalım:
Öncelikle şunu belirtmek gerekir.Ahilik, hiç bir zaman tarikatlarla karıştırılmamalıdır. Bu çok yanlış olur.
Ahilik bir kurum′dur.Bu kurum içinde, yukarda da bazı örnekler vererek belirttiğimiz gibi, bütün mesleklerin yer aldığı, dolayısıyla işleyişlerinin düzenlendiği ve denetlendiği ortada dır.
Ancak bu düzenin iyi işleyebilmesi, yine de kaynağını bilgiden ve insani değerlerden alacaktır ki, bu da o insanın manevi değerlerle donanmış olmasının, yani ahlak, fazilet ve doğruluk içinde bulunmasını gerekli kılar. Bu erdemleri bilgi ile donatmak yada bilgiyi erdemlerle süslemek insanı üst düzeylere taşıyan yegâne itici kuvvettir.Ahiliğin temeli işte bu iki ilke ile iç içedir.Her Ahînin bir meslek sahibi olması gereği vardır.
Bir insanın makam sahibi olması mümkündür. Ahî olması için yukarıda saydığımız manevî değerlerin yanı sıra, mutlaka bir mesleği vukufu olması icap eder.Bu koşul, toplum içindeki insanların sıfatları ne olursa olsun paylaşmak suretiyle sosyal adaleti, ve varoluşun temelindeki eşitliği benimsemelerini sağlar.
Bir Ahînin bu yolda ilerlemesi ve üst düzeyde bir noktaya erişebilmesi ise yedi kademe aşabilmesi ile mümkün olur. Ancak bu basamakları çıkabilmek için o insanın çok engin fikirsel ve ruhsal bir olgunluğa ermesi gerekir. Ve netice de toplumların üzerinde bağlayıcı, eğitici, uzlaştırıcı ve denetleyici adil ve saygın bir kişi olarak en üst makama oturmaya hak kazanır.
Bu basamakları tırmanarak o makama oturmaya hak kazanmış bir kimse AHİ Teşkilatı içinde EMİR veya BABA sıfatını alır.Selçuklu ve Beylikler dönemini incelediğimizde emir sıfatını taşıyan birçok isimle karşılaşırız. Ancak Bunların, Ahî Kurumunda en son paye olarak elde edilen emirlik payesi ile karıştırılmaması gerekir.
Çeşitli Kütüphanelerimizde Ahi Emir Ahmed Zengani adına çoğaltılmış Fütüvvetnameler tespit edilmiştir.
Ayrıca Türk dili üzerine yazdığı kitabın Arap yarımadasında okutulduğuna dair izlenimler vardır.
Tasavvufla Ahiliği bir arada yaşam şekli olarak kabul eden bu büyük fikir ve toplum insanının, Anadolu′nun Türkleşmesinde ve Türk Boylarının yaşam nizamında büyük söz sahibi olduğu, saygı ile anılması, ise geçmiş tarihimizi günümüze kadar taşıdığının kanıtıdır.İçinde yattığı Türbesi ile asırları bugüne taşıyıp getirmiş, Bayburt′a ve  Sivas′a çok kıymetli bir belge bırakmıştır.
 

BİBLİYOGRAFYA:
AHMET EFLAKİ-Ariflerin Menkıbeleri. Çev. Tahsin Yazıcı. I ve II.c. İstanbul 1986.
ABDİZADE HÜSEYİN HÜSAMEDDİN, Amasya Tarihi, İstanbul 1927.
BARAN MERİH-Araştırmacı Yazar.
BAYBURTLU AHİ ALİ bin SEYDİ HASAN, Fütüvvetname. Köprülü Kütüphanesi 1597
Kayıt No′lu Yazma Nusha.
BARKAN Ö. Lütfü, Kolonizatör Türk Dervişleri. Vakıflar Dergisi II. Sayı, 1942
BAŞEL Fahrettin, Sivas Bülteni, Sivas′ta Ertana Hükümeti 1935.
CLAUDE Cahen, İlk Ahiler Hakkında. Çev. Mürsel Öztürk Belleten C L Sayı 197, T,T,K, Ankara 1986
ÇAĞATAY Neşet, Bir Türk Kurumu Olan Ahilik. Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya 1981
ÇAĞATAY Neşet, Ahilik Nedir, Ankara 1950.
ÇETİN Osman, Selçuklu Müesseseleri ve Anadolu′da İslamiyet′in Yayılışı. Marifet Yayınları, İstanbul 1981.
DEMİREL Ömer, Sivas′ta Esnaf Teşkilatı ve Üretim-Tüketim İlişkileri. Ankara 1989.
GÖLPINARLI Abdülbaki, Burgazi ve Fütüvvetnamesi.
GÖLPINARLI Abdülbaki, Mesnevi Şerhi.
GÜMÜŞHANE MADDESİ, Yurt Ansiklopedisi.
İBNÜ′L EMİN EVKAF 1141 H., 6704 Başbakanlık Devlet Arşivi.
MUHAMMED ET-TANCİ, İbni Batuta Seyahatnamesi "Tuhfetu′n Nuzzar fi Garaibi′l- Emsar, I, II, c, Çev. Çevik Mümin İstanbul 1983.
MIROĞLU İsmet, Bayburt Sancağı, Bayburt Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınları, İstanbul 1975.
NASIR′I Hüsrev, Saadetname, Çev. Meliha Ülker Tarıkahya, 1085.
SİVAS ŞER′İYE SİCİLLERİ, Sivas Müzesi.
SOYKURT Refik H., İnsanlık Bilimi Ahilik.
SOYKURT Refik H., Orta Yol Ahilik. Anakara 1971.
SULTAN VELED, Divan, Çev. F. Nafiz ,Uzluk Basımevi 1941.


MEVLANA AHİ EMİR AHMED ZENGANİ′NİN MEVLANA AŞKI VE ÇALIŞMALARI:
Ahîliğin yanı sıra Mevlevi de olan Ahî Emir Ahmed çocuk yaşlarından itibaren Mevlâna′ya hayranlık duymuştur.
Emir Ahmet şöyle hikâye etti ki:  Gençliğimde sizin ceddiniz Mevlana hazretlerinin güzel şöhreti ağızdan ağza Bayburt′a ulaşınca ve onun hal ve kal inin yüceliğini seyyahlar anlatınca, ben de babamdan müsaade dileyip Konya′ya gitmek ve o hazretin elini öpmek şerefine nail olmak hevesi uyandı. Fakat annem ve babam müsaade etmediler.

"Ben niçin olmasın diyerek gitme zamanını düşünüyordum. Bir gece son derece arzu ve aşkla kalktım, birkaç rekât hacet namazı kıldım ve tanrının nimet ihsan etmesi, yardımcım olurda sürüden ayrılıp o ziyaretle müşerref olurum ümidi ile kırk defa Enam Suresi′ni okudum. Sabaha yakın başımı koyup uykuya daldığım vakit rüyamda müritlerden ve seyyahlardan işittiğim şekilde Mevlana′yı gördüm.
Mevlana, fereci giymiş duman renginde bir sarık başına sarmış olduğu halde evimize giriyordu. Ben daha önce koşarak baş koydum, yüzümü onun ayaklarına sürdüm ve yalvarıp yakardım.
O bir dosttan makas istedi, saçlarımı kesti, yüzümü öptü ve birkaç defa"Tanrı mübarek etsin. "dedikten sonra, "Bu, mesnevi şeyhidir. "buyurdu.
Ben sevincimden uyandığım vakit, kesilmiş saçlarımı yastığın üzerinde buldum.

Bu vaziyetten dolayı bende bir şaşkınlık belirdi.O zevkin şevkinden birkaç gün deli gibi dağlarda dolandım.
Nihayet büyük bir posta oturma merasimi yaparak fereci giydim…

Ondan sonra muhtelif şeylerden hazırlanmış olan güzel bir armağanı Mevlana′ya gönderip kendi halimi bildirdim.Bunun üzerine Mevlana hilafet şeceresini gönderip bu kulu müritliğe kabul etti. "  ( Eflaki; 1986)
Ariflerin Sultanı Çelebi Celalettin Arif Hazretleri Bayburt′a gittiği vakit, (m. 1315) Ahi Emir Ahmed′in evinde misafir olmuş ve burada pek çok kişi- erkek ve kadın bütün ahalisi onun kulu ve müridi oldular.
SULTAN OLCAYTO zamanında Erzurum Valisi olan Hoca Yakut′ta, bu esnada Bayburt′a gelmiş ve Ahi Emir Ahmed′in evinde Çelebi Celalettin Arif  ile görüşmüşlerdir.
( Yrd.Doç.Dr.Yunus ÖZGER Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü)

Mevlana′nın oğlu Seyyid Sultan Veled  ve  torunu Çelebi Celalettin Arif (Ulu Arif  Çelebinin) emri ile sürdürdükleri dostluklarını ona yazdıkları mektuplarda görmekteyiz.Bu mektuplar Ahî EmirAhmed′e olan sevgi ve saygı kelimeleriyle doludur ve onu son derece yüceltmektedir. Bu mektuplardan birindeki ifadelerden Ahi Emir Ahmed′in yedi oğlu olduğu da anlaşılmaktadır. Çeşitli Kütüphanelerimizde Onun adına çoğaltılmış Fütüvvetnameler tespit edilmiştir.
Bu konuyla ilgili Ahmet Eflaki şu hikâyeye yer vermektedir; "Yine ufukların meşhuru ve baş olmayı hak eden Bayburtlu Ahi Emir Ahmet o diyarın reislerindendi. Zengin, hayır isteyen, makam sahibi ve büyüklerin sohbetine ermiş o, zengin ve iyiliksever bir emirdir.

Sorbon Üniversitesinin İslam Tarihi Profesörü Claude Cahen şöyle der: "Tarihte adı geçen üçüncü ahi Emir Muhammed′dir. Nasıri′nin 1289 yılında Farsça Fütüvvet namesini ithaf ettiği Ahi Emir Muhammed, Celaleddin Rumi′nin "Mektubat"ın daki büyük Ahi Emir Muhammed′dir." Bu olay, Bayburt için önemli bir olaydır.Ahmed Zengani ve diğerleri; Ahi Emir Muhammed′in yolundan gitmiş, sayısız müridan yetiştirmişlerdir. (Mehmet Fatsa -Araştırmacı-Tasavvuf -İlmî Ve Akademik Araştırma Dergisi,yıl:9[2008],Sayı:22,Ss. 257-281)
Kaynak:www.zergani.com



     16 yy da yüksek bir bilim ve kültür merkezi olan musevviye medresesi ulu caminin yanında yapılmış olup 1927 yılına kadar duvarları bulunmamaktaydı.Fakat bu gün bu yıkıntılara rastlanılmamaktatır.
 
2.SÜNÜR(ÇAYIRYOLU)CAMİİ:
    Bayburt ili merkezine bağlı çayıryolu köyündedir.Akkoyunlular devleti nin kurucusu Fahreddin kutlu bey tarafından yapılmıştır.1548-1549 yıllarında iran şahı Tahmasb ın bu yöreyi yağmalaması sırasında camii tahrip edilmiştir.1550 ve 1970 yıllarında tamir edilmiştir.Caminin 30 m kadar güneydoğusunda Kutlu bey in türbesi yer almaktadır.
 
3.KÜMBET:
    Şehit Osman dağının eteğinde bulunan ve eski şehir mezarlığının içinde yer alan bu kümbet 13. yy Anadolu daki Ahiliğin Bayburt ta yayılmaya başladığı sıralarda yetişen Evren Ahi Emir Ahmet Zencaniye ait olduğu söylenmektedir.Bayburt ta bu zata ait bir zaviyenin bulunduğu Abdurrahim Şerif Beygu nun ''Erzurum tarihi'' adlı kitabında konu edilmektedir. Kümbetin ahiliğin yayıldığı 13.yy ile İlhanlı egemenliğinin son bulduğu 1345 tarihleri arasında yapıldığı ve selçuklu dönemlerinde onarım gördüğü tahmin edilmektedir. Bu onarımın 1692 yılında yapıldığı kitabesinde yazılıdır.Sekiz kenarlı olup kümbetinin içinde kare şeklinde bir mezar odası vardır.Çatısı piramit şeklinde yapılmıştır.Türbenin batıya dönük olan penceresi mihrap şeklindedir.Kümbete giriş çift taraflı merdivenlerle sağlanmaktadır.içeride görülen taş işlemeler Selçuklu dönemi süs kompozisyonlarını hatırlatır.
 
4.İMARET TEPESİ:
     Bayburt un güneyinde 1.636 m yükseklikte ve Erzurum-Trabzon karayolunun Bayburt a gireceği yerde bulunan ve bugün taş ocakları haline getirilerek varlığını gittikçe yitiren İmaret tepesi Bayburt tarihinde önemli yer tutar. Tepeye bu adın verilmiş olması imaret hizmeti gören yardım tesislerinin onun yanında kurulmuş olmasındandır.Evliya çelebi ''Çoruh Nehri karşısındaki mahalleye yurt mahallesi derler.Burada bir eski camii vardır.Bir yemek imarathanesi,bir ziyafet evi vardır ki gelip gidene nimeti boldur.''demektir. Bayburt lu Şair zihninin mezarıda İmaret tepesinde bulunmaktadır. Bu tepenin üzerinde bulunan duvarlarla çevrili bir mahalle bulunan mezar taşlarından,Şeyh Veysel Hemedanini oğlu Sultan Ali Çelebi ile Şeyh Necmettin-i Kübra nın dikdörtgen bir taşla simgelenmiş mezarı bulunmaktadır.
 
5.ERENLİ KÖYÜ (DUDUZAR ZİYARTLERİ):
     Bayburt il merkezine bir km uzaklıkta ağaçsız bir köydür.2000 m yükseklikte  kurulmuştur.Köy halkının 1516 yıllık geliri 2000 akça 1530 da 774 akça 1591 de 850 akça olduğu halde köylrinin fakirliğini burada yatan evliyanın manevi havasında hiç bir zaman dile getiremez ve şikayetçi olamazlar.Erenli köyünde iki önemli ziyaret yeri vardır.Bunların birisi köyün önündeki kayalık tepede bulunan Abdulvehab Gazi ve köyün güneydoğu kısmında bulunan burhan dede (Bey böyrek) ziyaretleridir.
 
6.ALHO DEDE ZİYARETİ:
     Bayburt kalesinin şehire bakan  yamacında dış surlara yakın etrafı duvarlarla çevrili bir ziyaret yeridir.Bayburt lu vadilerden olan Alho dede 1850 yılında Bayburt ta doğmuş 1914 yılında ise vefat etmiştir.
 
7.MİRALAY(ALBAY)SABRİ BEYİN MEZARI:
    1.dünya savaşı sırasında Bayburt cephesinde büyük kahramanlıklar göstermiştir.1916 yılında vefat etmiştir.Mezarı Çpruh nehrinin sol kenarındadır.
 
8.KİTAPSIZ HASAN EFENDİ ZİYARETLERİ:
     Bayburt ilinin 5 km doğusunda  Erzurum kara yolu üzerindedir.Rüfa-i Şeyhlerinden olup Bayburt un  kaleardı Mahallesindendir.1860 yılında doğduğu ve 1922 yılında vefat ettiği tahmin edilmektedir.Bayburt lu evliyalardandır. Kitapsız lakabı kendilerine sorulan herhangi bir soruya hiç bir kitaba bakmadan anında ve en doğru şekilde cevap verirmiş olmasından dolayı verilmiştir.
 
9.BAYBURT-DEMİRÖZÜ (KISANTA) YOLU ÜZERİNDEKİ ANONOİM KÜMBET:
     Halk arasında Yanbaskı Kümbeti adıyla anılan bu kümbetin ne zaman yapıldığını bildiren bir kitabesi yoktur.Mezar üzerindeki tarih ve yazılar silinmiştir.Demirözü ilçesinin yaşlı insanlarının Otlukbeli Savaşları (1476) sırasında şehit düşen Seyyid Kasım Adındaki bir kimseye ait olduklarını söyledikleri bu kümbet Danışmendiler dönemine ait bir eserdir.Sekizgen bir taban üzerine oturmuş ve kesme sarı taşlarla yapılmıştır.
 
10.ÇAĞIRKANLI DEDE ZİYARETİ:
     Çağırkanlı dede iyi bir mimar ve yöre halkı arasında saygınlığı olan bir kişidir.
 
11.BABA ÇAĞIRKAN TÜRBESİ:
    Kare şeklinde bir taban üzerine oturtulmuş olan türbenin iki bölümünden oluştuğu görülmektedir. Kubbesi piramit şeklindedir.Türbenin bütünü sarı taştan yapılmıştır.Türbenin iç kapısı üzerindeki kitabe 1582(H.990)tarihi yazılıdır.
 
12.SADRÜL ŞERİA ZİYARETİ:
    Bayburt Ulu Camii bitişiğinde yakın zamanda onarılmış,etrafı duvarlarla çevrilmiş bir ziyarettir. Sedrül Şeria Bayburt evliyalarındandandır.
 
13.ŞEYH HAYRAN ZİYARETİ:
    Bayburt ilinin Şeyh hayran Mahallesinde bulunur.Bir bahçe içinde bulunan Şeyh hayran ın mezarı yanında başka mezarlara rastlamakta fakat bunların kimlere ait olduğu bilinmemektedir.
 
14.ALAY BEY MEZARI:
     Bayburt ilinin Kaleardı Mahallesinde Narkazan Çeşmesini yolun sol kenarında bulunur.Etrafı demir parmaklıklarla çevrili olan bu mezarın başında ''93 Harbi Kahraman Alay Beyi ''diye mahalle halkının yazdırdığı teneke bir lehva vardır.Bu mezarda yatanın 93 harbinde (1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı)şehit düşen üst rütbeli bir subay olduğu söylenmektedir.
 
15.ŞEYH HACI HASAN EFENDİ:
     1919 (H.1335)yılında vefat ettiği mezarının başındaki süslü kitabeden anlaşılmaktadır.Bayburt Rüştiye Mektebi kütüphane müdürü (muhafızı)olarak görev yapmış ünlü bir bilgindir.Bayburt ve civarında birçok evliya ve bilim adamlarının mezar türbe ve kümbetlerinin bulunduğu 1899 da yayınlana ''Erzurum Vilayeti Salnamesi'' nde şöyle ifade edilmektedir.''Bayburt kazasında Merkad-ı  Mukaddesleri Ziyaretgah En-am olan Zat-ı azam .Bayburtta kübar ve sahabe-i Nebevviyeden Abdülvehhab Gazi ve ali Şuheda ve şehit osman gazi baba ve çağırkanlı dede ve seyyid Yakup ve biraderi  Seyyid Halil ve gökçe şeyh halil Rady Allahü Teali Aleyhim ecmain (Allah cümlesine rahmet eylesin)hazeretiyle (hazretleri ile) Kübar-ı ahaliden Hoca Necmettin ve Zühtü Gelyani ve ahmet zencani ve şeyh hayrani ve Veysel-i Hamedani ve diğer 10 dan ziyade Azize-i benam (ünlü ve bilinen 10 dan fazla kadın ziyaret yeri) ve meşayin-i ikram (büyük şeyhler) medfün (gömülü)ve asr-ı ruhaniyeler (mezheplere ait eserler zaviye ve tekkeler)rüy-ünümadır.(Göze çarpmakta mevcut bulunmaktadır) Bugün bu ziyaret yerlerinden birkaç bilinen başka hiç birisi mevcut değildir.Fakat tarih bu mübarek avliya ve bilim adamlarını asla unutmamıştır.
 
16.KONDOLOTLAR(PAŞA)HAMAMI:
     Tuzcuzade(galer)mahallesinde bulunan ve ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmeyen bir hamamdır, Çeşitli onarımlar geçirmiştir. Bayburt ta bulunan hamamların en büyüğüdür.
 
17.ALİ ŞİNGAH (ŞENGÜL)HAMAMI:
     Akkoyunlular zamanında yapılmıştır.20 yy başlarına kadar çalıştığı söylenmektedir. Bugün bu hamamdan bir köşe odanın kaldığı ve diğer bütün bölümlerinin yıkılmış olduğu görülmektedir.
 
18.ÇARŞI (MEYDAN)HAMAMI:
     Bayburt'ta ki hamamların yapım planları Osmanlı dönemlerinin hamam planlarına uygun şekildedir.Kadı Mahmut çelebi vakfı olan hamam halen çalışmakta olup zamanla bir çok onarımlar görmüştür.Bayburt halkı arasında Yavuz Sultan Selim in çaldıran Savaşı dönüşünde Bayburt a uğradığı ve ve bu arada çarşı hamamının sıcaklık kısmına girişte soldaki ilk ehvamlı bölümde yıkandığı yaygın söylentiler arasındadır.
 
19.BENT HAMAMI:
     Bent hamamı Bayburt il merkezinin kuzey tarafından ve Çoruh nehri kenarındadır.Birinci dünya savaşı sırasında tahrip olmuş uzun süre harebe halinde kalmıştır.1945 yılında yeniden onarım görerek hizmete girmiştir.
 
20.BEDESTEN-TAŞTAN:
    Evliya çelebinin gayet süslü ve zarif diye konu ettiği bedesten ulu caminin yakınında ve çarşı içindedir. Yangın sırasında kitabeleri yok olduğundan ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.Yapı olarak 2.Bayezid zamanında Kapıağası Hüseyin ağa tarafından Amasya da yaptırılan Bedesten e benzemektedir.Bu bedestenin Yavuz Sultan zamanında (1512-1520)hapishane olarak kullanıldığı söyenmektedir.
 
21.UĞRAK (VARZAHAN)KİLİSELERİ:
     Bayburt il merkezine 10 km uzaklıktaki Uğrak köyüne eskiden bir kent olduğu bilinmektedir.Çünkü köy çevresinde bulunan birçok yıkıntı buradaki eski bir kentten kalan kalıntılar olduğunu anlatıyor.bu kalıntılar X.ve XIII. yy ait olduğu söylenmektedir.Uğrak köyündeki en yüksek tepede bulunan üç kilise kalıntısı XII.yy kilise mimarisinin özelliklerini taşımaktadır.
 
22.DEMİRÖZÜ (KISANTA) HARABELERİ:
   Bayburt ilinin Demirözü ilçesindedir.Burada klasik döneme ait birçok yapı kalıntıları na rastlanmaktadır.Bu yıkıntıların içinde sütunlar büyük su kanalları göze çarpmaktadır.
 
23.YAKUDİYE MEDRESESİ:
     İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu (1304-1316) zamanında Erzurum valisi olan Hoca Cemalettin Yakut tarafından 1310 yılında yapılmıştır.
 
24.MAHMUDİYE MEDRESESİ:
   İlhanlı devleti nin genel valilerin den Fahrettin Emir Mahmud tarafın dan 1308 yılın da yaptırılmıştır.Bayburt lu Ahi Ahmed ve Ekmeleddin Muhammed el Baberti gibi ünlü bilim adamları medreselerden yetişmiştir.Bu medreseler il merkezinde ulu camii bitişiğinde bulunmaktadır.
 
25.İKBALİYE MEDRESESİ:
     1530 yılında yapılmıştır.Bu medreseler Bayburt ta birer üniversite durumundaydılar.Selçuklular ve Osmanlılar döneminde  Bayburt un Erzurum,Sivas,Kayseri ve Konya dan geri kalmayan bir bilim ve kültür merkezi durumunda olduğu görülür.
 
26.SARUHAN KALESİ:
    İlimiz merkezine 35 km. mesafe de bulunan Saruhan köyündeki kalenin gözetleme amacıyla yapıldığı tahmin edilmektedir . Trabzon’da bulunan Pontus İmparatoru Mithridates savunma amacı ile Gümüşhane , Bayburt , Kelkit ve Erzincan 75 adet kale yaptırdığı tarihi kayıtlarda mevcuttur . Bu kalenin onlardan biri olduğu sanılmaktadır . Kalede tarihi aydınlatacak herhangi bir kitabe mevcut değildir .
Bu kalelerden başka , Saruhan kalesi gibi savunma ve gözetleme amacı ile kurulan ancak günümüzde , harabe durumunda olan Demirözü ilçesine bağlı ve ilimiz merkezine 40 km. mesafede Bayrampaşa köyünde bulunan kale kalıntıları , yine ilimiz merkezine 42 km. mesafede bulunan Kitre Köyü kale kalıntıları ve ilimiz merkezine 27 km. mesafede bulunan Çayoryolu (Sünür) köyü kale kalıntıları mevcuttur .
 
27.AHMEDİ ZENCANİ TÜRBESİ (KÜMBET)  
 Halk arasında “Kümbet” diye isimlendirilen bu yapı ilimiz Cumhuriyet İlkokulu karşısındadır . Yapının Ahilerden Ahmet-i Zencaniye ait olduğu bilinmektedir . Ahmet-i Zencani İlhanlı hükümdarı Olcaytu Hüdâbende Han zamanında , Emir Mahmut tarafından yaptırılan Mahmudiye ve Celaleddin Hoca Yakut tarafından yaptırılan Yakutiye Medresesinde çalışmış , ilim ve kültür hareketlerinde şöhret bulmuş bir şahıstır . Yapının H.1200 tarihli onarım kitabesi vardır . Sekiz kenarlı bir poligon durumunda olan kümbetin içinde kare şeklinde bir mezar odası mevcut olup , çatısı piramit şeklinde yapılmıştır . Türbenin 1315-1325 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır .
 
28.YANBAKSI (GÜNEŞLİ) KÜMBETİ   
       Halk arasında “Yanbaksı Kümbeti” adı ile anılan bu yapı , İl Merkezi ile Demirözü ilçesi arasında bulunmaktadır . Yapının tarihini aydınlatacak bir kitabesi yoktur . Halk arasında bu kümbetin Otlukbeli savaşında şehit olan Seyyid Kasım adında bir kişiye ait olduğu söylenmektedir . Kümbetin Danişmentliler dönemine ait olabilecek karakter taşıdığı görülmektedir . Sekizgen bir taban üzerine oturmuş ve kesme sarı taşlardan inşa edilmiştir .
 
29.SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY TÜRBESİ    
 Akkoyunlu devletinin kurucularından Turali Bey oğlu Kutlu Bey’e ait olan bu türbe kendisi tarafından yaptırılan caminin 30 M. doğusunda bulunmaktadır. Türbede kendisinin ve ailesinin mezarları bulunmaktadır. Türbenin özellikle Şah Tahmasp’ın bu bölgeye yaptığı tahribatlar nedeni ile bir bölümü yıkılması kitabelerin tahrip oluşu sebebi ile yapılış tarihi hakkında bir bilgi mevcut değildir . Ancak Kutlu Bey’in 1389 yılında öldüğü bilindiğine göre türbenin bu yılda yapıldığı sanılmaktadır . Yine bu türbede bulunan bir başka kitabe 1659/1660 M. (H. 1070) yılında onarım gördüğü sanılmaktadır.
 
30.PULUR (GÖKÇEDERE) FERAHŞAT BEY CAMİİ
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
www.ahmetayvaz.tr.gg > OĞUZ SOYU-ÜÇOKLAR KOLU-GÖKHAN BOYUNUN TÜRKÇÜ TURANCI TÜRKMEN ÇEPNİ AYVAZ OTAĞI > www.ayvazahmet.tr.gg
 
TÜRK-İSLÂM ÜLKÜSÜ; Varlık olan Türklük ile, değer olan İslâmın bir birine vuslatıdır, kaynaşarak et ile tırnak misâli oluşlarıdır. Varlık ifade eden Türk`lüğün , değer olan İslâma muhabbetidir
* * *
OĞUL! Eşref-i mâhlük olduğunun şuurundan hareketle, Cenab-ı Hakk`ın nizamını yeryüzünde hakim kılmak gibi yüce bir idealin gerçekleşebilmesi uğruna,bin yıldır İ`LA-YI KELİMETULLAH ÇİZGİSİNDE, maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden YÜCE TÜRK MİLLETİNİN şerefli bir ferdi olduğunu unutma!
Üstad ORHAN KILIÇOĞLU

* * *
ARVASİ HOCA`NIN FİKİR VE ESERLERİNDEN FAYDALANMAK, O`NU REHBER EDİNMEK HER TÜRK GENCİNİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ OLMALIDIR.
Son yıllarda ihmal edilen ülkücü gençlik en Kısa zamanda yeni bir hamle yeni bir şevk ve aşkla; ZİYÂ GÖKALP, ATATÜRK, A.TÜRKEŞ, NİHAL ATSIZ, S. AHMED ARVASİ, NECDET SEVİNÇ`İN fikir ve görüşlerinin karıldığı harmanlardan beslenerek gelişip, olgunlaşıp, kamilleşerek, GÖNLÜNDE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ, DİLİN DE TURAN TÜRKÜSÜYLE YENİDEN BİR ERGENEKON DESTANI YAZMAYI İMANININ RÜKNÜ BELLEMELİDİR…

Üstad ORHAN KILIÇOĞLU
Facebook beğen
 
Reklam
 
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!! ATATÜRK
 
ALPARSLAN TÜRKEŞ SÖZLERİ
Başbuğ Alparslan Türkeş in özlü sözleri, Ülkücülük , Türk Dünyası ve İslamiyet hakkındaki özlü sözlerini okuyabilirsiniz...
*********************
İdealler yıldızlar gibidir.
Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz..

Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler
tarafından kazanılamaz.

Dalından kopan yaprağın akibetini rüzgâr tayin eder...

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

Biz aziz milletimize müreffah, kuvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz; kendimizi millete adıyoruz.Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.


İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Milletler arasındaki mücadele şuurundan mahrum olan toplumlar başkasının boyunduruğu altına düşerler.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun, siyasi kazanç mücadelesi değil, ahlâk ve fazilet mücadelesidir. Bu mücadelenin karakteri yıkıcı değil, yapıcı olmaktır. Bu şerefli mücadeleye Türk milletini davet ederim.

Toprak bütünlüğümüzü devletimizin ve milletimizin bölünmezliğini hedef alan hainlere karşı Türk Milleti olarak ayağa kalkmalıyız.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk milliyetçiliği meşru savunma, yüksek insanlık duyguları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duygusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Türkiye'nin yükselişi ithal fikirle olmaz. Hiç bir yabancı, Türkün menfaatlerini Türk Milletinin kendisi kadar düşünemez.

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. ATATÜRK
 
"BİR KIZ ÖĞRENCİYİ BAŞINI ÖRTTÜĞÜ İÇİN TAHSİL HAKKINDA MAHRUM ETMEK İSTİKLAL SAVAŞI BAŞLARINDA VE MARAŞ'TA , DÜŞMANLAR TARAFINDAN BAŞÖRTÜSÜ ÇEKİLİP DÜŞÜRÜLDÜĞÜ İÇİN BAŞLAYAN MİLLİ ŞAHLANIŞIN RUHUNA TÜKÜRMEKTİR."
NECİP FAZIL KISAKÜREK
* * *

Zafer ülkü kaynağının çeşmesidir,
Zafer gönüllerin birleşmesidir.
Gönülleri birleşenler, selam sizlere,
Uzaktan dertleşenler, selam sizlere.

Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. ATATÜRK
 
Deme bana Kayı, Oğuz, İlhanlı,
Türküm; Bu ad her ünvandan üstündür.
Yoktur Azer, Kırgız, Özbek, Kazanlı,
Türk Milleti bir bölünmez bütündür.
Ziya Gökâlp
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. ATATÜRK
 
Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır...

S.Ahmet Arvasi

BU DAVA ÖZÜDÜR İSLAMİYET'İN
BU DAVA GÜNEŞİ, MAZLUM MİLLETİN,
BU DAVA, HERŞEYDEN, HERŞEYDEN ÇETİN,
BU YOLDA DERT, HÜZÜN, GURBET BİZİMDİR.
S.Ahmet Arvasi

16 yaşında ilk şiirlerden biri olan `Ne Gam`, iyi bir başlangıç

Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
S.Ahmet Arvasi

Henüz 17 yaşındaki bir delikanlının `Özleyiş` şiiri, ecdadına âşık bir delikanlının eski muhteşem çağlara olan hasretini dile getiriyor:

Tuna neden köpürmüş, Kırım neden inliyor?
Nerde parlayan kılıç, nerde o akıncı ced?
Şimdi Hazar uzaktan feryadımı dinliyor,
Ayrıldı mı Kafkaslar yurdumdan ilelebed?
Kıbrıs`ın ayrılışı derd oldu içimizde,
Barbaros`un sesini kaybettik Akdeniz`de,
Adalar yabancı da, dinmez derleri bizde,
Balkan`ımız vatandan ayrıldı mı nihayet?
S.Ahmet Arvasi
 
SON BİR (1) YILIN TOPLAMI 84310 ziyaretçi kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. CÜZ:21 // AHZÂB SÜRESİ: 33 / 23.ÂYET