BU EN ÜST BÖLÜMDEKİ BAZI REKLAMLAR - Sayfamızın üstündeki zaman zaman görüntülenen Windows Internet Explorer'in kendi Reklamıdır.- SİTEMİZ DIŞI BİR UYGULAMADIR.
   
 
  DOĞU TÜRKİSTAN DAVASI BAYRAKTARI ve TÜRKLÜK SEVDALISI Üstad MEHMET EMİN BATUR





  


DOĞU TÜRKİSTAN DAVASI
BAYRAKTARI 
ve
TÜRKLÜK SEVDALISI
Üstad MEHMET EMİN BATUR

Mehmet Emin Batur
 
1958 yılında Doğu Türkistan’ın Yarkent vilayetinde dünyaya geldi.
1961 yılında Anavatandan mukaddes Doğu Türkistan davasını hür dünyada sürdürmek amacı ile ayrılmak zorunda kalan ailesi ile beraber Afganistan’a geldi. Dört yıl burada ikamet etti.
Babası Mirahmet Batur Afganistan’daki müsait olmayan şartlarda dahi aynı görüşteki mücadele arkadaşları ile Doğu Türkistan davasını sürdürenlerin başında gelmekte olup, 105 ailelik kafilenin Türkiye’ye gelmesinde önemli hizmetleri olan aydın bir zattır.
 1965 yılı sonbaharında Türkiye ye gelip Kayseri’ye yerleşti. İleri derecede şuurlu bir vatansever olan babasından  Doğu Türkistan ve vatanperverlik konularında ilham aldı. İlk, Orta ve Lise tahsilini Kayseri de tamamladı.
 Şu anda Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinde Kamu Yönetimi bölümü öğrencisidir. Askerliğini Edirne 3. Mekanize Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesinde zabıt katibi olarak yaptı.
Askerlikten terhis olduktan sonra 1980 yılında bir yıl süre ile Suudi Arabistan da kaldı. Döndükten sonra küçük yaşlardan beri baba mesleği olan ticaret hayatına atıldı.
 Şu anda İmaj Optik San.Tic. Ltd. Şti adı ile Optisyenlik mesleğini icra etmektedir. 1976 yılında kurucularından olduğu
“Türkistan Gençler Birliği” Derneğinin Genel Sekreterliğini yaptı.
1989 yılında kurucularından olduğu
“Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği”nde Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel Başkanlık yaptı. Sayısız seminer, panel ve konferanslara konuşmacı olarak katıldı. 1974 yılından beri çeşitli yerel ve ulusal gazetelerde ve yayın organlarında sayısız makaleleri yayımlandı.
“Gökbayrak Dergisi”nin dernek adına sahipliğini ve baş yazarlığını yaptı.
 1999 yılında Dernek Genel Başkanlığından istifa ettikten sonra, Hürgökbayrak (hurgokbayrak.com) adı ile bir internet sitesi kurdu. Buradan Doğu Türkistan hakkında geniş çaplı yayınlar yapmaktadır.
Şu anda;
Doğu Türkistan'da İstiklâl Savaşı,
Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi'nin İftiralarına Reddiye,
Özgür Doğu Türkistan İçin
Doğu Türkistan Barın Şehitleri ve
Yabani Güvercin (Tercüme)
adlı yayımlanmış eserleri bulunmaktadır.
Türkiye Yazarlar Birliği üyesi ve
Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi Denetleme Kurulu Üyeliği görevlerini de yerine getirmektedir.
Yerel bir gazetede günlük makaleleri yayımlanmakta olup ayrıca, sahibi  olduğuİstiklâl adındaki gazetede Türkiye Türkçesi ve Uygurca olarak  da Doğu Türkistan ve Türk Dünyası ile ilgili olarak son haber ve yorumlara yer vermektedir.
 Evli ve iki çocuk babasıdır.
 Web:
 
 
bullet Telefon:0 532 255 99 30 - 0555 443 20 29
bullet Faks: 0 352 338 58 97
bullet Posta adresi: H.Ahmet Yesevi Mah.Türkistan Evleri 20. Cad No: 19/A Kocasinan- KAYSERİ-TÜRKİYE
bullet Elektronik posta : hurgokbayrak@kaynet.net
 
                            hurgokbayrak@hurgokbayrak.com
 
 
Web Yöneticisi : hurgokbayrak@kaynet.net
 
                      hurgokbayrak@gmx.net
 
                               istiklal@istiklalgazetesi.com.tr







İSTİKLÂL GAZETESİ
87.Sayı
(Başmakale)

Doğu Türkistan Davası ve Türkiye İlişkisi

Üzerine Bir Değerlendirme

 

Doğu Türkistan Türkleri uzun yıllar boyunca ezeli ve ebedi Türk yurdu olan Doğu Türkistan topraklarının, soylarının ve geleceklerinin düşmanlarının Çinliler olduğunu biliyorlar ve milli duruşlarını buna göre belirliyorlardı. Türkiye sevdalısı idiler ve yerkürede kendilerine yardım edebilecek tek devletin Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve tek milletin de Türkiye Türkleri olduğuna bütün kalpleri ile inanıyorlardı. Eski Sovyetler Birliğinin boyunduruğu altındaki Batı Türkistan Türkleri için de ayrıca kaygılanıyor, onlar için de ıstırap çekiyorlardı…
İşgalci Çinlilere karşı yıllarca dişleri ve tırnakları ile mücadele ederek istiklallerine kavuşma umudu ile yaşayan ve kendilerine Türkiye Türklerinin istiklal savaşı sırasındaki mücadele azim, kararlılık ve cesaretini örnek alan Doğu Türkistan Türkleri günün birinde Çin'e karşı vermekte oldukları istiklal savaşında Türkiye hükümeti tarafından tamamen yalnız bırakılabileceklerini nereden bilebilirlerdi ki?
Ama Doğu Türkistan Türklerinin karşı-karşıya bulundukları bütün olumsuzluklara, karşılarındaki düşmanın dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip, en gaddar, insanlık suçları işleme konusunda dünya çapında bir numara olan Çin gibi bir devlet olmasına rağmen bugünkü Türkiye Türklerinden daha şanslı olduklarını söylemek yanlış olmaz… Şaşırdınız değil mi dostlar? İşgal altında bulunan bir ülkenin insanları nasıl oluyor da Türkiye Türklerinden kendilerini daha şanslı addedebilirler? Diye…
Aradaki fark şudur: Gerek fiziki yapıları, gerek inançsız olmaları, gerek kültürel ve içtimai yaşamları ve daha burada sayıp bitirilemeyecek birçok yönlerden işgalci Çinlilerin Müslüman Doğu Türkistan Türklerinden ayrı bir millet oldukları açık ve net olarak fark edilebilmektedir. Bu sebeple Doğu Türkistan Türkleri de düşmanlarını açık ve net şekilde tanıyabildikleri için işgalci Çinlilere karşı mücadele metotlarını en etkili ve sonuç getirici yöntemler geliştirerek icra edebilmektedirler. Bunun bariz örneği ise, işgalin üzerinden geçen 62 yılın sonunda Çinlilerin Doğu Türkistan Türklerini temel milli ve manevi değerlerinden ayıramamış olmalarıdır. Doğu Türkistan istiklal savaşçıları, bir milletin istiklal mücadelesi gibi uzun soluklu bir mücadele yolunda nasıl bir yol izlenmesi gerekiyorsa o şekilde bir yol takip ederek kutsal hedefe ulaşmaya çalışmaktadırlar…
Oysaki Türkiye Türklerinin karşı-karşıya bulundukları en büyük tehlike; yüzyıllardır Müslüman Türk milletinin bünyesinde hayat bulmuş olan ve Türk milleti ile aynı dine mensup, aynı kültürel değerlere sahipmiş görünümü veren ama dünyadaki Türk düşmanlarının menfur emellerine hizmet eden bukalemun karakterlilerin sayısının her geçen gün biraz daha artmakta olmasıdır… Herkeslerce bilinir ki, en tehlikeli düşman, mütedeyyin görünerek insanların dini duygularını sömüren, milliyetsizliği ve cibilliyetsizliği karakter olarak benimsemiş olan istismarcılardır. Çünkü bu zümrenin başkaları tarafından satın alınabilmesi ve “maşa” olarak kullanılabilmesi çok kolaydır. Günümüz Türkiye'sinin de en büyük talihsizliği bu türden “habis ur”ları koynunda beslemeye devam etmekte olmasıdır…
Doğu Türkistan Türkleri Türkiye Cumhuriyeti Devletini yegâne istinatgâh ve Türkiye Türklerini de kan, can, din, dil, kültür ve tarih birliği bulunan hakiki kardeş olarak kabul etmektedirler. Bu sebeple de özellikle Türkiye Doğu Türkistanlıları kayıtsız-şartsız tam bağımsız, güçlü bir Türkiye'nin desteğini arkalarına aldıktan sonra dünya kamuoyunu Doğu Türkistan konusunda harekete geçirebileceklerine inanmaktadırlar.
Fakat Türkiye'nin son yıllarda içinde bulunduğu ve ilgililerce itiraf edilmeyerek sürekli perdelenmeye çalışılan buhranlı süreci gören, hisseden ve yaşayan Türkiye Doğu Türkistanlıları, aralarındaki bir takım siyasi dalkavuklar hariç, ÖNCELİKLE TÜRKİYE'NİN SELAMETE ERMESİ GEREKTİĞİNE İNANMAKTADIRLAR…
Bu düşüncelerle, Aziz Türkiye'mizin içine düşürüldüğü ihanet çemberine ve her geçen gün biraz daha yaklaşmakta olan büyük tehlikelere bir göz atalım...
Yüce yaratıcı tarafından dünyada eşine çok az rastlanacak türden nimetlerle donatılarak yaratılmış olan bu cennet misali vatan topraklarının üzerinde yaşamakta olan her bir ferdin bu ülkeye ve bu ülkeyi bizlere vatan olarak bırakmak uğruna aziz canlarını feda eden ecdatlarımıza minnet borçlu olmaları gerekir. Fakat son yıllarda belki de dünyada üzerinde en fazla nankör ve hain barındıran ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu müşahede etmekteyiz.
Bir tarafta yeryüzünde Türk milletinin ne kadar düşmanı varsa Türk milletini ana yurtlarından söküp atmayı ve hatta yeryüzünden tamamen yok etmeyi bir asgari müşterek olarak kabul eden “Şer ittifakı” nın gelecekte kemikle ödüllendirilecekleri vaadi ile kandırarak Türk milletinin üzerine saldırtmakta oldukları kudurmuş çomarlar sürüsü.
Bir diğer taraftan da köpek olmanın da ötesinde olan bu salyalı kudurmuş canavarların önlerinde adeta diz çökerek yalvarıp yakarmak suretiyle ödül üstüne ödül, taviz üstüne taviz vererek sakinleştirebileceklerini zanneden aymazların ihanetleri…
Bir de yedi cetleri yüz yıllardır bu topraklarda yaşamış, bu ülkenin her türlü nimetlerinden en üst derecede yararlanarak kök salmış olan ve hâlâ kendilerini Türk olarak hissetmeyenlere ne demeli? Bu güruh Türklüğe, Türk vatanına yönelik ardı-arkası kesilmeyen dış kaynaklı, dış destekli ve dış güdümlü saldırılar karşısında ruhsuzluk, kayıtsızlık ve mesuliyetsizlik sergileyerek tam anlamı ile bir nankörlük ve hatta ihanet olarak adlandırılabilecek tavırlar içerisinde ihanetin bedelini ödeme kuyruğundaki yerlerini alma yarışı içindedirler…
Hangi etnik kökenden olursa olsun kendisini Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olarak gören ve bunu yüreğinden kılcal damarlarına kadar hisseden aziz Türk milletinin lafazanlık ederek vakit geçirmesi sadece Türk düşmanlarının ellerini güçlendirmek ve onlara vakit kazandırmak olur. Bugünkü durumda Türk vatanseverlerinin yapmaları gereken en etkili hizmet; vatanın ve milletin kaderini doğrudan ilgilendiren bir ortamda beyhude söylem ve işe yaramayan tespit ve teşhislerle zaman öldürmek yerine aziz Türk milletine iç ve dış düşmanlara karşı duyarlı, daima tedbirli ve tetikte olunması gerektiği konusunda telkin ve uyarılarda bulunmaktır…
Yüce Türk milleti dış düşmanlardan önce, içimize sızmış olan ve kök salmış bulunan dâhili hain, “maşa”, taşeronlar ve sergiledikleri tepkisizlikle, vurdumduymazlıkla Türk düşmanlarını cesaretlendirerek bedel ödeyecekler listesine kayıt yaptıran nanemollalardan ivedilikle hesap soracak, bu engereklere layık oldukları biçimde hadlerini bildirecektir…
Türk milleti “Oğlunu öldürdüm, ocağına düştüm” diyerek aman dileyen ve açıkça sığınma talep eden birini bile şahsi bir olay olması sebebiyle affedebilir. Fakat vatanına ve milletine ihanet edenleri ise asla affetmez. Zira asil ve yüce Türk milleti artık sözün bittiği bir noktada Türk'ün sabır ve metanetini sınama gafletine düşenlere hadlerini bildirmenin arifesindedir…
Türkiye Doğu Türkistanlıları başta olmak üzere bütün Doğu Türkistanlılar bugünkü hengâmede sadece “Doğu Türkistan” deme bencilliğine düşmemeli, gerçek bir samimiyet ve özveri ile Doğu Türkistan meselesine destek verecek bir Türkiye'nin kaygısını da çekmelidir.
Çünkü Türkiye'nin, Türk dünyasının ve Türk milletinin tam desteğini arkasına almamış, alamamış bir Doğu Türkistan davasının başarıya ulaşması düşünülemez…

 

 
Müslüman ülke olan Malezya 11 Müslüman Uygur Türk’ünü Çin’e teslim ederek ölümlerine ortak oldu.
Malezya tarafından ÇiN’e iade edilen Müslüman Uygur Türklerinin akıbeti belli değil. İnsan haklarını hiçe sayarak sadece ekonomik çıkarlar için idam edileceklerini bile bile Müslümanları Çin’ e teslim eden Malezya’ya tepkiler dinmiyor.Yurt dışında yaşayan ve çocukları Malezya tarafından Çin’e teslim edilen Uygur ailelerin endişeli bekleyişi sürüyor. Bunlardan biri de Malezyada okumak için bulunan Hoten’li Kurban Hacı isimli genç. Kurban Hacı’nın ailesi Çinli yetkililerden çocukları ile bilgi almak istese de Çinlilerin verdiği ( Böyle bir tutuklu yok) sözü ile adeta şok geçirdiler. Malezya'dan Çin'e İade Edilen Uygurların İzlerine Rastlanılamamakta Olduğu İleri Sürülüyor
12.09.2011-Şu anda yurt dışında yaşamakta olan bir Uygur Hacı, evladının Malezya'dan ele geçirilerek alınıp götürüldüğünü anladıktan sonra, Hoten'deki yerel polis dairelerinden oğlunu araştırmıştır. Fakat onlar bu işten haberlerinin olmadığını bildirmişlerdir.
Youtube'den alınan bu resimde 18 Temmuz'da, bir Ürümçi sokağında bebeği ile gitmekte olan benzi solgun bir uygur kadının görüntüsü
Bugün bu Uygur hacı umre Hac işlerini tamamlayıp ülkesine dönerek, oğlunu aramaya hazırlık yapmaktadır.
Malezya daireleri bu yıl 18 ağustos'ta mezkûr devlette okuma ve başka işlerle meşgul olmakta olan 16 Uygur'u yakalayıp, bunların arasından 11 kişiyi Çin'e iade etmişti.Malezya hükümet daireleri bu Uygurların Malezya'da “yasa dışı insan transferi ”gibi suçları işlediğini ileri sürmüşse de bu konuda hiçbir şekilde ayrıntılı malumat vermemiştir.
Bizim edindiğimiz malumatlara göre, 18 Ağustos'ta iade edilen 11 Uygur'un arasında Kurbancan hacim isimli 28 yaşındaki bir Uygur genç te bulunuyor. Kurbancan Hacim aslen Hoten şehrinin içinden olup, 2006 yılının 9. ayında Malezya'ya okumak için gelmiş ve Malezya'da Âmine isimli yerli bir kızla evlenmiş10 yıl süre ile de yasal oturum iznine erişmiştir.
O, bu yıl Hoten'den Malezya'ya gelen anne-babasını alıp, 29 Temmuz'da Suudi Arabistan'a Hac yaptırmak için alıp gelmiş ve Ramazanı Mekke'de tamamlamıştır. Bu arada Kurbancan hacim Malezya'dan gelen acil telefonu aldıktan sonra, Malezya'ya dönüp gelmiştir.Bizim edindiğimiz malumatlara göre, Kurbancan Malezya'ya döndükten sonra polislerin eline geçmiş olmalıdır. Hâlbuki Kurbancan'a kimden telefon geldiği ve telefonda neler söylendiği şimdilik belli değil.
Kurbancan Hacim'in babası Siraciehmet Hacim Umre Hac işlerini bitirdikten sonra Mekke'den yurduna dönmek üzere bulunuyor. O, Malezya hükümetinin oğlunu yakalayıp Çin'e teslim edildiğini öğrendikten sonra ciddi şekilde hazırlık yaparak, Hoten'deki tanıdıklarını harekete geçirmiş ve ilgili dairelerden oğlu hakkında bilgi istemiştir.
Hâlbuki Hoten'deki her kademeden polis ve güvenlik birimleri böyle bir dosyadan haberlerinin olmadığını, Kurbancan Hacim isimli mahpusun kayıtlarda olmadığını bildirmişlerdir.
Kurbancan Hacim aslen Malezya'nın Kuala Lumpur şehrinde eşi Âmine ile ikamet etmekte olup, küçük çaplı ticaretin dışında Malezya'ya gelen Uygurları yerleştirme işlerine yardımcı oluyormuş.Malezya daireleri Kurbancan başta olmak üzere 11 Uygur'u “insan kaçakçılığı ile uğraştılar”şeklindeki suçlama ile tutukladığı ve Çin'e teslim ettiğini bildirmiştir. İnsan haklarını izleme örgütü Asya işlerinin direktör yardımcısı Fil Robertson: Onlar bu Uygurları insan kaçakçılığı ile suçlamışlarsa da, onları Malezya'da yargılamayı ve yasal düzeni pencereden dışarı attılar. Dedi.Malezya'da 16 Uygur yakalanarak, 11'inin Çin'e iade edildiği açıklandıktan sonra Genel merkezi Londra'daki uluslar arası af örgütü bildiri yayınlayarak mezkûr Uygurların güvenliğinden endişe duyduklarını bildirmiş ve Malezya'nın bu eylemini “Uluslar arası yasalara utanmazca muhalefet etmek” olarak adlandırmıştı.
Çin daireleri bu 11 Uygur'u iade aldıktan sonra onlar hakkında hiçbir malumat vermedi.Geçen hafta insan haklarını izleme örgütü bildiri yayınlayarak, Malezya, Tayland ve Pakistan'dan Çin'e iade edilen Uygurların izlerini araştırmıştı.Bize gelen malumatlara göre, Malezya'dan iade alınan Hotenli Kurbancan Hacim dosyasından Hoten mahalli polis dairelerinin haberinin olmaması, Kurbancan'ın aile bireylerini telaşlandırmıştır.Bugün Kurbancan'ın eşi Âmine eşini bulmak için çabalamaktadır. RFA-Cüme
 
 
İnsan Haklarını İzleme Örgütü Çin hükümetinden son zamanlarda ardı-ardına Malezya, Tayland ve Pakistan gibi ülkelerden zorbalıkla Çin'e geri getirilen Uygurların izini  araştırdı. 04.09.2011-Merkezi Nevyork'ta bulunan İnsan Haklarını İzleme Örgütü Çin hükümetinden son zamanlarda ardı-ardına Malezya, Tayland ve Pakistan gibi ülkelerden zorbalıkla Çin'e geri getirilen Uygurların iz-emaresini araştırdı.
Amerika'nın Sesinin verdiği habere göre, İnsan Haklarını İzleme Örgütü Çin hükümetini başka devletlere baskı uygulayarak, sınır dışına atmaya mecbur etmemeye çağırdı.
İnsan Hakları İzleme Örgütünün bir temsilcisi konuşmasında “Çin'in kesinlikle sığınma talebinde bulunanların insan haklarına saygı göstermesi gerekir.” Demiştir. İnsan Hakları İzleme örgütünün Çin'e iade edilen Uygurlarla görüşmeye izin vermesi gerektiğini vurgulamıştır.
Son zamanlar içerisinde Malezya hükümeti orada yaşamakta olan 17 Uygur'u tutuklayarak onlardan 11'ini Çin'e iade etmiş ve diğer 5 kişi üzerinde de araştırma ve incelemelerini sürdürüyordu. Malezya'nın bu eylemi uluslar arası kamuoyunda eleştirilere uğramış olup, Malezya daireleri bu duruma tepki göstererek onların insan kaçakçılığı ile ilişkilerinin olduğu iddiası ile kendilerini aklamaya çalışmıştı.
Pakistan ise, son zamanlarda 5 Uygur' Çin'e iade etmiş olup, Pakistan sürekli olarak Uygurları Çin'e teslim ede gelen bir ülkedir.
03.09.2011 günü Amerika hükümeti ve meclisinin Çin işleri komitesinin başkanları Kristofer Smith ile Şerod Browin Malezya gibi ülkelerin Uygurları Çin'e teslim etmesini tenkit etmiş ve yine Çin hükümetinden Malezya'nın iade ettiği 11 Uygur'un iz-emaresi hakkında malumat vermesini istemiştir. RFA-Ümidvar
 
 
Hoten ve Kaşgar Olayı ile ilişkilendirilen Mücahitlerden 4'ü Ölüm Cezasına Çarptırıldı
13.09.2011 günü Çin'in Hoten ve Kaşgar illeri yargı mahkemeleri karar ilan ederek, Hoten ve Kaşgar olayları ile ilişkili fedailerden 4 kişiyi ölüm cezasına, 2 kişiyi 19'ar yıl süre ile hapis cezalarına çarptırdı. Çin'in Hoten ve Kaşgar vilayetlerinin sözde yargı mahkemeler Navağ ve Yenipazar olayları hakkında kararını verdi.Hoten ve Kaşgar Olayı ile ilişkilendirilen Fedailerden 4'ü Ölüm Cezasına Çarptırıldı.
 
13.09.2011 günü Çin'in Hoten ve Kaşgar illeri yargı mahkemeleri karar ilan ederek, Hoten ve Kaşgar olayları ile ilişkili fedailerden 4 kişiyi ölüm cezasına, 2 kişiyi 19'ar yıl süre ile hapis cezalarına çarptırdı.
 
AFP-30 ve 31 Temmuz olaylarından sonra Kaşgar Halk meydanına dizilen Askeri araçlar ve silahlı askerler. 2 Ağustos2011
Çin'in Hoten ve Kaşgar vilayetlerinin yargı mahkemeleri geçen aylarda Hoten ve Kaşgar'da meydana gelen Navağ ve Yenipazar olayları hakkında yargılamalar yaparak, olayla ilişkili fedailerden 6 kişi hakkında karar çıkartmıştır. Karar da Hoten olayı ile ilişkili fedailerden Abduğeni Yusuf'u ölüm cezasına, Abdullah Ali ve Turap Mehmet'i 19'ar yıl süre ile olmak üzere hapis cezalarına çarptırmıştır. Kaşgar yargı mahkemesi Ablikim Hesen, Muhtar Hesen Mehmet niyaz Tursun olmak üzere 3 fedai haklarında da idam cezası uygulanması kararı vermiştir.
Yargı kararları hakkındaki Çin haberlerinden anlaşıldığına göre, Navağ polis merkezine taarruz gerçekleştiren fedailerin lideri Abduğeni Yusuf olup, o 2010 yılının 5. ayından 2011 yılının 7. ayına kadar Ürümçi, Kaşgar ve Hoten olmak üzere yerlerde safdaşları ile birlikte hareket hazırlığı yürütmüştür. 7. ayın 18.günü Ürümçi saati ile saat 10’da
mezkûr taarruzu gerçekleştirmişlerdir.
 Yapılan açıklamalara göre polis merkezine baskın yapıp giren fedailer Çin'in bir yardımcı polisini ve iki vatandaşını rehin almanın dışında bir de özel birlik polisini de öldürmüşlerdir. Fedailer silahlı birlik polisini, kendilerinin kuşatma altına alındıkları sırada öldürmüşlerdir. Kuşatma altında bulundukları esnada Çin silahlı birlik polislerinden birini öldürdüler. Buran bakıldığında bir buçuk saat devam eden Çin polislerinin Navağ polis merkezini fedailerden geri alma operasyonu devamında çatışma bir hayli keskin ve ciddi şekilde devam etmiştir. Fedailer ellerinde seçkin silahlar olmamasına rağmen, Çin polislerine takatlerinin sonuna kadar direniş göstermişlerdir.
Haberde bildirildiğine göre, Navağ polis merkezine yapılan taarruzda maddi zarar 367760 Yuen tutarındadır.        Çin'in yargı kararına ait haberlerde Fedailerin Navağ polis merkezindeki Çin'in kızıl bayrağını yıkıp onun yerine Doğu Türkistan bayrağını asması gibi, özel galibiyeti dile getirilmemiştir.Bildirildiğine göre, Kaşgar-Yenipazar'da ardı-ardına iki defa taarruzda bulunan fedailerin sayıları toplam 7 kişi olup, bunların lideri Pakistan'da eğitim gördü diye bakılan, mısır tarlasında şehit olan Memtili Tilivaldi, onun yardımcısı ise, Mehmet Niyaz Tursun'dur. Bunlar 2008 yılı Haziran ayından, 2011 yılının Temmuz ayına kadar, hareket planı, hareket eğitimi ve hareket hazırlığı yürütmüşlerdir. Önceki taarruzu yani nakliye aracının şoförünü öldürerek, o araçla Çin polis ve yurttaşlarına saldırı düzenleme olayını fedailerden Ablikim Hesen ile Urayım memet icra etmişlerdir. Urayım memet aynı gün olay yerinde hayatını kaybetmiştir. Ablikim Hesen ise esir düşmüştür. O saldırıların ilkinde 8 kişi ölmüş 31 kişi de yaralanmıştır. Ertesi günündeki ikinci taarruzu Memet Niyaz Tursun ve Muhtar Hesen başta olmak üzere 5 Uygur Fedai icra etmişlerdir.
Onlar 31 Temmuz günü öğleden sonra saat 14.00'da taarruz alanına bomba yerleştirilmiş üç tekerlekli bir bisikletle gelmiş ve motosikletten inerek ellerindeki bıçak ve baltalarla
Çin polisine ve Çinlilere saldırmışlardır.
Ardından da motosikleti infilak ettirmişlerdir. Bu taarruzda Çin tarafından 5 kişi ölmüş 10 kişi de yaralanmıştır. Haberlerde bu iki ayrı taarruzdaki maddi zarar 187008 yuen olarak gösterilmiştir.
Çin'in bugünkü haberlerindeki bazı sayı ve sıfırlar ve bazı ayrıntılar Çin'in geçenlerdeki Malumatlarından farklı görünmektedir. Çin'in bugünkü haberlerinde geçenlerde söylenen Çin lokantasına ve patronuna saldırma olayı, gerçekleşmemiş canlı bomba saldırı planı gibi tafsilatlar dile getirilmemiştir. Haberlerde yine Navağ polis merkezindeki Çin bayrağının yıkılarak onun yerine Doğu Türkistan bayrağının dikildiğinden de söz edilmemiştir. Çin'in bu seferki olaya ilişkin malûmatları açıklamada Çin göçmenlerinde vehim oluşturmaktan kaçınılmış olduğu da göstermektedir.
Bugünkü (14.09.2011) haberlerde yine, yargılamada mahkûmların avukatının olduğu, yargılamanın mahkûmların dilinde yürütüldüğü, mahkûmlara kendilerini savunma fırsatının verildiği özellikle belirtiliyor. Çin'in malûmat açıklamada yine mezkûr yargı hükümlerin uluslar arası etkisini de göz önünde bulundurduğu ve uluslar arasında eleştiriye uğramaktan endişe duyduğu da anlaşılmaktadır. RFA-Şöhret Hoşur-14.09.2011
 
 
 
BM İnsan Hakları Komisyonunda Uygur meselesi gündeme geldi
B.M. İnsan Hakları Komisyonunun 18. dönem toplantısına katılan DUK temsilcileri konuşma yaparak, Uygurların günümüzdeki durumları ile ilgili malumat verdi.
16.09.2011-B.M. İnsan Hakları Komisyonunun 18. dönem toplantısına katılan DUK temsilcileri konuşma yaparak, Uygurların günümüzdeki durumları ile ilgili malumat verdiler.Çin tarafı mezkûr ortamda karşı beyanat yayınlayarak, Uygurlar meselesinin tartışmaya açılmasına sebep oldu.B.M. İnsan Hakları Komisyonunun 18. dönem toplantısı 12 Eylül günü İsviçre'nin Cenevre şehrinde başlamış olup, DUK Genel sekreteri Dolkun İsa ve program danışmanı Cana Brandit'in başını çektiği temsilciler grubu bu defaki toplantıya katılmışlardır. Bayan Cana 15 Eylül günü toplantıda bir konuşma yaparak, Uygurların Çin hükümetinin ağır bastırmalarına uğramakta oldukları konusunda özel rapor sunmuştur. Çin hükümeti temsilcisi derhal tepki göstererek, Uygur temsilcilerin sözlerini inkâr etme teşebbüsünde bulunmuştur. Bu sebeple Uygur meselesi toplantı katılımcıları arasında uğultu koparmıştır. Cenevre'de toplantıya iştirak etmekte olan DUK genel sekreteri Dolkun İsa radyomuzun görüşme teklifini kabul ederek konu ile ilgili açıklamalarda bulunmuştur. RFA-Ekrem
Routers’ten Doğu Türkistan analizi
Merkezi İngiltere'de bulunan Royters Ajansında “Çin'in terörizme karşı savaşı Sinkiangdaki milletleri daha da uzaklaştırdı” mevzulu makale yayınlandı. Makalede Çin ve Doğu Türkistan ile ilgili analizler yer alıyor.
Royters Ajansı: “Çin'in Terörizme Karşı Savaşı Sinkiang (Doğu Türkistan) daki Milletleri Daha da Uzaklaştırdı”
 
09.09.2011-11 Eylül olayından sonra Çin hükümeti Çin'i “Uygur teröristlerin” tehdidi altındaki bir devlet diye ilan etmişlerdi.
Merkezi İngiltere'de bulunan Royters Ajansında “Çin'in terörizme karşı savaşı Sinkiangdaki milletleri daha da uzaklaştırdı” mevzulu makale yayınlandı. Makale muhabir Been Blençed tarafından Ürümçi'de yazılarak Royters'te yayınlanmıştı. Yazar makalesine şöyle başlıyor: -Ürümçi'nin arka ve dar sokakları, camiler 11 Eylül olayından sonra azan teröre karşı savaş cephelerinin birine dönüştü.
Fuar döneminde Ürümçi sokakları ellerinde demir coplarla dolaşan devriye polisleri ve tam silahlı-teçhizatlı özel birliklerle dolmuş olup, bu Çin'in çok sayıda kişinin alaya aldığı “Uygur bölgesi(Doğu Türkistan)terörün ve dini asabiyetçiliğin yuvasıdır.) şeklindeki propagandasını hatırlattı.
Çin hükümeti 11 Eylül olayını bahane ederek Elkaide örgütü ile ilişkisi olduğunu ileri süren sözde dini radikallerin Uygurelinde(Doğu Türkistan) faaliyet göstermekte olduklarını ileri sürme yoluyla bölgede sert elli politikalar sürdürmeye başladı. Uygurlara yönelik olarak sert bastırmalar yürüttü.
Yazar Been Çin hükümetinin bu tür bastırma hareketlerinin bölgedeki etnik sürtüşmeyi derinleştirerek, yeni ayaklanmalara zemin hazırlayarak milletleri birbirlerinden uzaklaştıracağını beyan etmiştir. O şöyle demiştir: -Uygurların çoğunluğu bana bu geçen on yılda kendilerinin teröristlerle aynı safa dâhil edildiklerini söyledi. 2 yıl önce meydana gelen Ürümçi olayı Uygurlar ile Çinliler arasındaki itimatsızlığı daha da arttırdı. Enver isimli bir Uygur tüccar bana karşıdaki Uygur kebapçısını işaret ederek, “Önceleri Çinlilerle Uygurlar arasında az-çok münasebet vardı. Fakat şimdi öyle değil. O kebapçıya daha öce çok Çinli gidiyordu şimdi ise onlar buraya gelmeye cesaret edememektedirler.” Dedi. Bu Uygur tüccar önceleri ülke dışına çıkarak ticari faaliyetini sürdürüyormuş. Fakat son yıllardan beri dış ülkelerdeki ticareti yok denecek safhaya gelmiş. Bu tüccar konuşmasını sürdürerek “Bu Çinliler çok kötü bir halk, onlar allahsız komünisttirler. Biz ise Müslüman'ız. Allah hepimizin yüreğindedir. Bizim bunlarla yaşayabileceğimiz hiçbir ortaklığımız yok.” Dedi.
Yazar Been Çin hükümetinin propagandası neticesinde Uygurlara yapıştırılan yaftaların nasıl değiştiğini aşağıdaki gibi beyan etmeye devam ediyor: -Kendisi Ürümçi'de doğmuş olan, fakat anne-babası Çin'in en yoksul eyaleti olan Xinen'den gelen Ya Heysen bana “Uygurlar çok cahil halktır. Onların çocuklarının çokluğuna baksana! Eğer biz birden fazla çocuk sahibi olursak ceza ödüyoruz. Lakin bunlar kaç çocuk sahibi olmak isterlerse oluyorlar. Biz buralara gelerek bunlara kalkınma ve medeniyet öğretmemiz gerekir.”dedi. Önceleri Uygurları yabani, kanunlara riayet etmeyen, fakat genel olarak ifade edildiğinde misafirperver, ilgili ve eğlenceyi seven bir olduklarını söyleyen Çinlilerin 11 Eylül olayından sonra Uygurlara bakışları olumsuzlaştı. İnsan haklarını izleme örgütünün araştırmacısı Nikolas Bekulin'in işaret ettiğine göre, Çin hükümeti gerçekte kendisinin bölgedeki politikasına tepki gösteren Uygurlara devamlı olarak değişik yaftalar vura gelmekte olup, Uygurlar önceleri feodal zengin, sonraları Sovyetler Birliğinin casusları, daha sonraları karşı devrimci, sonra bölücü,11 Eylül'den sonra ise terörist olarak karalanmıştır.
Gazeteci Been makalesinin devamına Çin hükümetinin kendi gücünü kullanmak suretiyle dünyada Uygurları terörist diyerek karalama hareketlerini sürdürdüğü, etrafındaki komşu devletlere baskı uygulamak suretiyle buralara kaçıp çıkan Uygurları teröristlik ile suçlayıp geri götürmekte olması gibi durumlarla ilgili malumat vermiştir. O Çin hükümetinin “Doğu Türkistan İslam Partisi” teşkilatını Çin'e tehdit oluşturmakla suçlasa da, gözlemciler, Çin'de bu teşkilatın meydana getirdiği geniş çaplı bir silahlı hareket veya terör denilecek türden bir intihar eylemi karakterli hareketler meydana gelmedi diye baktığını beyan etmiştir.
O şöyle demektedir:-Benim görüşme isteğimi kabul eden bir Uygur bana Ürümçi olayının Çin hükümetinin bölgede yürütmekte olduğu politikalarının doğal bir sonucu olduğunu söyleyerek: “Çinliler buraları basıyor sahipleniyorlar. Bu Çin'in bize karşı maksatlı şekilde sürdürmekte olduğu bir politikasıdır. Onlar bizleri Çinli göçmenler vasıtasıyla yutmak istiyorlar. Biz şimdi kendi durumumuzdan oldukça üzgünüz. Hal böyle iken bizim yine ne yapmamızı istiyorsun. Biz terörist değiliz.”dedi.
Çinlilerin Uygur bölgesinde(Doğu Türkistan) yürütmekte olduğu çift dilde eğitim politikasıdır. Fakat Çinlilerin Uygurca öğrenmeleri değil, aslına bakıldığında Uygurların öz dillerini terk ederek, Çince öğrenmelerini ifade eder. Bütün okullarda Çin dili temel alınmış olup, Çin bundaki maksadın Uygurların daha iyi görevlere gelmeleri için olduğunu ileri sürmektedir. Fakat Çin dilini çok iyi derecede bilen Ekber için bu bir fayda getirmemiş. Sinkiang (Doğu Türkistan) Üniversitesini bitiren ve Çinceyi mükemmel konuşan Ekber bana kendisinin Çinceyi o kadar çok iyi bilmesine rağmen iş bulamayıp Pakistan'ın ufak-tefek mallarını satarak geçinmeye çalıştığını söyledikten sonra “Şimdi onlar bizim dilimizi de yok etmeye çalışıyorlar. Uygur çocuklarını Çince okumaya mecbur ediyorlar. Uygurların %99'u buna razı değil.” Dedi.Yine birkaç Uygur bana şu anda uygurlar için tek yolun İslam'a yakınlaşmak olduğunu, böylelikle kendilerini komünist Çin hâkimiyeti ve Çinlilerden koruyabileceklerini söylediler. (RFA-İrade)
 
 
 Doğu Türkistan'daki Camilere Çin'in 5 yıldızlı kızıl bayrağını asma girişimi başlatılması Kuça nahiyesinin üçösteng köyündeki cemaatin direnişi ile karşılaştı. Uygurlar, Çinlilere bayraklarını astırmadılar.Çin'in Camilere Çin Bayrağı Asma Seferberliği Kuça-Üçösteng'de Direnişle Karşılaştı
 
Doğu Türkistan'daki Camilere Çin'in 5 yıldızlı kızıl bayrağını asma girişimi başlatılması Kuça nahiyesinin üçösteng köyündeki cemaatin direnişi ile karşılaştı.
RFA/Photo-Resimde, bazı Uygur yaşlılar.
18 Temmuz günü Uygur fedailer, Hoten'de Navağ polis merkezinin çatısındaki kızıl bayrağı alaşağı ederek onun yerine Doğu Türkistan bayrağını diktikten sonra, Çin hükümeti Doğu Türkistan'da kızıl bayrağın itibarını kurtarma seferberliği başlatmıştı. Seferberlik gereğince bütün camilere Çin'in 5 yıldızlı kızıl bayrağının asılması kararlaştırılmıştı. Muhabirimizin bugün Aksu'daki yerel kurumlardan edindiği bilgilere göre, mezkûr hareket Kuça nahiyesinin Üçösteng köyündeki dini zatlar ve cemaatin direnişi ile karşılaşmıştır. Neticede Kuça'daki camilere bayrak asma seferberliği geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.
Dünya Uygur Kurultayının sözcüsü Dilşat Reşit, dün(01.09.2011) radyomuza bir demeç vererek Doğu Türkistan'da camilere kızıl bayrak asma seferberliği başlatıldığını, bu esnada Kuça nahiyesinin üçöteng köyünde toplum içerisinde tepki meydana geldiği, direniş gösterildiği için mezkûr köyde 5 dini zatın tutuklandığını bildirmişti. Biz bu habere istinaden yerel dairelerden malumat aldık. Kurumlar, 5 dini zatın tutuklandığı yolundaki haberi reddettiler. Fakat onlar Doğu Türkistan'da bugün camilere kızıl bayrak asılması kararını uygulamakta olduklarını ve bu hareketin Kuça nahiyesinin Üçösteng köyünde direnişle karşılaşmış olduğunu itiraf ettiler.Yukarıdaki malumatlara bakıldığında, camilere kızıl bayrak asma hareketi direnişle karşılaştığı için Kuça'da geçici olarak durdurulmuştur. Fakat kararın Aksu'dan başka vilayetlerde de uygulandığı ya da uygulanmadığı ve buralarda ne şekilde bir yansıması meydana getirdiği şimdilik belli değil. RFA-Şöhret Hoşur.                                       
 
İlahiyatçı Eysa Karim, Çin’in amacına ulaşamayacağını söyledi.07.09.2011-Uygur camilerine beş yıldızlı kızıl bayrak asma eylemi Kuça nahiyesinin Üçösteng sınırları içerisindeki takva sahibi Uygurların engellemeleri ile karşılaşarak geçici olarak duraklamıştı.
Bu yıl Ağustos ayında Aksu vilayetinin Avat nahiyesi- Ğoraçöl köyünde başlatılan ve camilere bayrak asma hareketi mahalli yetkililerin dalkavukluğu ile başlatılıp, aktiflikle sürdürülürken Kuça nahiyesinin Üçösteng köyündeki takva sahibi Uygurların engellemesi ile karşılaşarak geçici süre ile durdurulmuştu.
Bu hareket dış ülkelerde yaşamakta olan Uygurlarda da gazap-nefret uyandırmış olup, Hollanda'daki Avrupa Doğu Türkistan Maarif Cemiyetinde görev yapmakta olan dini aydın Eysa Karimden bu konuda görüş aldık.
Onun söylediğine göre, camilere beş yıldızlı kızıl bayrak asma hareketi Aksu vilayetinin Avat nahiyesi Ğoraçöl köyünden başlatılmış. O Çinlilerin bu tür kurallara uygun olmayan hareketi hakkında fikir beyan ederek: Çinlilerin dili ile söylendiğinde, dinin siyasete, siyasetin dine karışma hakkı yok şeklindeki kendi sözüne göre de camilere bayrak asmak elbette doğru değil demektedir.
O yine bayrak meselesi hakkında görüş bildirerek: Biz Doğu Türkistanlılar ile Çin saldırganlarının arasındaki münasebet dostluk münasebeti değildir. Elbette bayrak da öyledir. Bayrak ile bizim aramızdaki münasebet düşmanlık münasebetidir. Bunun için Çin'in bu eylemine rağmen cevap verecek yiğitlerimiz yine çıkacaktır. Diye düşünüyorum demektedir.
O yine İslam'daki camilerin asıl mahiyeti ve toplumdaki rolü, camilerde görev yapmakta olan imam ve müezzinler üzerinde de durdu. RFA-Pidai
 
“Kendi tarihimizi Kendimiz Yazmamız Gerekir”
 
19.09.2011-Japonya Orta Asya Araştırma Merkezindeki Uygur aydın Turmemet Haşim, Uygur tarihini Japonya halkına hakiki türde doğru olarak ulaştırma cihetinde fiili faaliyetine başladı.Dış ülkelerdeki Uygur aydınları arasında hangi devlette hangi meslekle uğraşıyor olursa olsun, kendi milletine olan sevgi ve borçluluk duygusunun dürtüklemesi ile halisane bir şekilde kendiliklerinden başka ülke ve başka milletlere Uygurların tarihini, siyasi, içtimai ve iktisadi durumunu, kültür ve sanatını tanıta gelmekte olan aydınların sayıları az değil. İşte bunların arasındaki, Japonya Orta Asya Araştırmaları Merkezindeki Uygur aydını Turmemet Haşim, 17 Eylül günü Tokyo'da Uygur tarihi hakkında özel konferans verme faaliyeti başlattı.
Turmemet'in mesleği aslında tarih olmasa da, o Japonya'da uzun süre okuduğu ve yaşadığı dönemde, Uygur tarihine ilgi duyanların Çin hükümetinin Uygur tarihini çarpıtarak yayınladığı doğru olmayan dokümanlara müracaat etmekte olduklarını tespit etmiştir. Turmemet Haşim Uygur tarihini Japonlara gerçek türde ve doğru olarak ulaştırmanın Japonya'daki Uygur aydınlarının geri duramayacakları bir borçları olduğunu anlamış ve bu cihette fiili faaliyetlerine başlamıştır. RFA-Gülçehre
 
 
08.09.2011-İstanbul'da faaliyet göstermekte olan Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneğinin yönetim kurulu üyeleri bu yakınlarda genel kurul toplantısı yaparak dernek başkanı ve yönetim kurulu üyelerini yeniden seçtiler.
RFA/Arslan-Resimde Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği yeni başkanı Turgut Baykal görülüyor. Eylül-2011
Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneğinin başkanlığına Turgut Baykal yeniden seçildi. Yönetim Kurulu üyeliklerine 7 kişi seçilmiş olup, Uygur Baykal derneğin başkan yardımcılığına tekrar seçildi. Dernek genel sekreterliğine Abduselim Ötüken, derneğin Mali işler sorumluluğuna da İlhan Turanî seçildi.
Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneğinde yeni yürütülen genel kurul toplantısı sonucunda yeni başkan, yeni yönetim kurulu üyleri yeni bir döneme adım attılar.
Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneğinin içerisinden bir görünüm. Eylül-2011
Doğu Türkistan Genlik ve Kültür Derneği Türkiye'nin İstanbul ve Kayseri şehirlerinde doğup büyüyen bazı Uygur gençleri tarafından 2006 yılında kurulmuş olup, bu dernek kurulduğundan beri şimdiye kadar Tibet Yücetürk'ün başkanlığında faaliyetler yürüte gelmişti.
Bu dernek Türkiye'deki Milliyetçi ve muhalif eğilimde olarak bilinen kişilerle ve içtimai teşkilatlarla yakinen dayanışma içerisinde bulunarak Uygurlar için çalışmakta olan içtimai teşkilatlardan biri sayılır.Biz bu konuda tam bir malumat alabilmek için Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür derneğinin yeni seçilen başkanı Turgut Baykal ve başkan yardımcısı Uygur Baykal ile bir görüşme yürüttük.
Turgut Baykal kendisinin başkan seçilmesi ile Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneğinde yeni bir dönemin başladığını ifade etti ve Doğu Türkistan davasını Türkiye ve dünyaya anlatmak için elinden gelen bütün imkânları seferber ederek faaliyetlerini sürdüreceklerini, Doğu Türkistan özgülüğüne kavuşana kadar davadan vazgeçmeksizin yürüyeceklerini bildirdi. RFA-Arslan
 
 
31. 08. 2011 günü Ankara Kocatepe Camisinde öğlen vakti, tanınmış tarihçi Prof. Dr. Özkan İzgi'nin cenaze namazı kılındıktan sonra Ankara-Karşıyaka mezarlığına defnedildi.31. 08. 2011 günü Ankara Kocatepe Camisinde öğlen vakti, tanınmış tarihçi Prof. Dr. Özkan İzgi'nin cenaze namazı kılındıktan sonra Ankara-Karşıyaka mezarlığına defnedildi.
 
 
RFA/Erkin Tarim-Tanınmış Tarihçi Prof. Dr. Özkan İzgi(1941-2011)
Eski Uygur Tarihi araştırmaları ile tanınan tarihçi, “Uygurların siyasi ve kültürel tarihi” adlı kitabı ve “Çin elçisi Wang Yendin'in Uygur seyahatnamesi” gibi kitapların yazarı Prof. Dr. Özkan İzgi 30 Ağustos 2011 günü hastalığı sebebiyle 70 yaşında vefat etti.
Prof. Dr. Özkan İzgi 1964 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Çin Dili ve Edebiyatı bölümüne öğrenci olarak girdi. Aynı yıl Tayvan'ın devlet öğrencilik para ödülünü kazanarak öğrenim görmek için Tayvan'a gitmiştir. 1967 yılında Türkiye'ye dönerek Üniversite'den mezun oldu. 1968 yılında Amerika Harvard Üniversitesi Uzak Doğu Dilleri bölümünde Çin ve Orta Asya tarihi alanında doktora yapmaya başladı. 1974 yılında Wang Yedin'in İdikut Uygur devletine seyahati konulu ilmi makalesi ile doktorluk unvanını aldı. 1974 yılında Hacettepe Üniversitesi tarih bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaya başladı. 1984 yılında doçent, 1987 yılında ise Profesör oldu. Özkan İzgi hayatında Enstitü müdürlüğü ve Fakülte müdürlüğü gibi görevlerde bulundu.
Tanınmış tarihçi prof. Dr. Özkan İzgi'nin Uygurlar hakkında yazdığı kitaplarından başka çok sayıda makaleleri de bulunmakta olup, bu makaleleri uluslar arası ilmi dergilerde yayınlanmıştır. Bunların önemlileri “Sung sülalesi döneminde İdikut Uygur devletinden Çin'e gönderilen elçiler”. 1975 yılında İstanbul Üniversitesi İçtimai Fenler Enstitüsünün ilmi dergisinde yayınlanan “İslâmiyet'ten önceki Orta Asya Türk Kültürü”, 1976 yılında Milli Kültür adlı dergide yayınlanan “Uygurlarda vergi alma düzeni hakkında düşündüklerim”. “Turfan Uygurları, Turfandan bulunan kiraya verme hakkındaki belgeler, Uygur yazılı belgelerinde damga para hakkında düşündüklerim.” Gibi 35 adet civarında ilmi makalesi yayınlanmıştır.
Onun “Çin elçisi Wang Yedin'in Uygur seyahatnamesi” adlı eseri Merkezi Milletler Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Memet Rehim Sayit tarafından Uygurcaya tercüme edilerek yayınlanmıştı.Prof. Dr. Özkan İzgi Kadim Türk Tarihi ve dolayısıyla da uygur tarihi hakkında çok sayıda eser ve makaleler yazıp bırakmanın dışında Doktor Erkin Ekrem ile Doktor Nuraniye Hidayet Ekrem'in tarih dalında doktora yapmalarını sağlamıştır. Şu anda Erkin Ekrem merhum hocası Özkan İzgi'nin öğretim üyeliği yaptığı Hacettepe üniversitesi Tarih bölümünde tarih hocası olarak çalışmaktadır. O Uygur tarihini araştırmakla kalmayıp Uygur'dan halef'te yetiştirmiştir. Biz merhum Özkan İzgi'nin Kadim Türk Tarihine dolayısıyla da Uygur tarihine yaptığı katkılar ve onun kişiliği hakkındaki görüşlerini almak için onun mesai arkadaşları ve yetiştirdiği öğrencilerine mikrofon uzattık. RFA-Erkin Tarim-02.09.2011
 
ve Siyasi İstek Coşkusu Yükseliyor
 
08.09.2011-Uygurların Pakistan'a göç etme ve yerleşme tarihi her ne kadar 19. Asırlarda aşlamış ise de, Pakistan'da aktif olarak faaliyet yürütmekte olan Uygur gençleri kendilerini bu devletteki 3. nesil Uygurlar olarak tanıyor.
RFA/Şöhret Hoşur-Pakistan'ın Ravalpindi şehrindeki bir tüccarlar birliğinin başkanlığına seçilen Uygur Ğenican Rozi. Temmuz-2011
Tarihi malumatlarda işaret edildiğine göre, Uygurların Pakistan'a çıkma ve yerleşme tarihi Büyük Britanya devrinde başlamıştır. O zamanki muhacir Uygurlar kendilerinin haşmetli Kervansarayları, ticaretleri ile kendilerinin milli varlıklarını hissettirmişlerdir. 50'li yıllardan sonra çıkan Uygurlar asıl zulüm, tehdit ve tehlikelerden kaçıp çıktıkları için geçim telaşı onlara milli ve siyasi gayeler için düşünmeye fırsat vermemiştir. Günümüzde ise, 3. nesil Uygurlar kendilerini bu cihette özel imkânlara sahip olarak görmektedirler.Yukarıdakiler, Pakistan'daki Ömer Uygur Vakfının sorumlularından Ekbercan'ın beyanlarıdır. Ana dil, Ana vatan ve azatlık konusu günümüzde Pakistan'daki 3 nesil Uygur gençlerinin temel sohbet konusudur. 10 yıldan beri Ravalpindi'deki tüccarlar birliğinin başkanlığını yapa gelmekte olan Abduğenican kendi çağdaşlarının üstün özelliklerinden gurur duyarak şöyle demektedir: Ay-yıldızlı Gökbayrak coşkusu vatan ve milleti için elinden geldiğince bir şeyler yapma hevesi, onların gündelik yaşamına anlam ve hayatına önem kazandırmakta olan faktörlerdir. İşte bu arzu, işte bu ilgi, Pakistan'daki Uygur gençlerinin bir takım zorluklardan kendilerini kaçırmamalarına, hatta tehdit ve tehlikeleri göğüs germelerine de sebep olmaktadır.
Son yıllardan beri Çin yetkililerinin her defaki ziyaretleri çeşitli şekillerde ve büyük-küçük çaplarda olmak üzere Pakistan'daki Ömer Uygur vakfının protestoları ile karşılaşmaktadır. Pakistan'daki 3. nesil Uygur gençlerinin milli kimlik ve siyasi istek ilgisi, Pakistan'daki Çin elçiliğinin dikkatinden kaçmamıştır.
Onun için onlar Pakistan'da Çinliler Cemiyeti adı ile örgüt kurarak, Pakistan'da hareketlenen Uygur milli hareketinin önünü kesmektedir. Bugün çin elçiliğinin peşi sıra hareket etmekte olan Rizahan, Abdukayyum, Seyit Sultanhan adlı kişiler de bulunuyor. Bunların yaşı 50 ve 60 yaşın üzerinde Son zamanlarda Hoten ve Kaşgar olaylarından sonra, Pakistan ile Çin'in Uygur milli hareketine karşı dayanışmasında bir basamak daha ilerleme oldu. Fakat Pakistan2daki gençler, bu durumun kendilerinin yürümekte oldukları hak yoldan vaz geçiremeyeceğine inanıyorlar.
Çin Hükümetini endişeye düşürmekte olan diğer bir önemli güç, Pakistan ve Afganistan dağlarında askeri eğitim alıyorlar diye bakılmakta olan Doğu Türkistan İslam hareketi örgütünün üyeleridir. Çin, dağdaki Uygur fedailer ile Pakistan vatandaşı Uygurların kendi aralarında teşkili ve dayanışma münasebeti sağlamasından her şeyden çok endişe etmektedir.
RFA-Şöhret Hoşur
 
Devlet Terörünü Yasalaştıracak…”
 
01.09.2011-Mezkûr kanun layihası onaylandığı takdirde, Çin vatandaşlarının, özellikle de Uygurların gelişigüzel tutuklanma ve iz-emaresiz kaybolma vakaları daha da ağırlaşacak.
01.09.2011-Mezkûr kanun layihası onaylandığı takdirde, Çin vatandaşlarının, özellikle de Uygurların gelişigüzel tutuklanma ve iz-emaresiz kaybolma vakaları daha da ağırlaşacak.
Çin hükümeti suçlarla ilgili ilk dava yasasını büyük kültür devrimi kargaşasından sonra yani 1979 yılında çıkartmış, 1996 yılında ilk düzenlemeyi dâhil etmişti. Bugün Çin'in suçlarla ilgili dava yasaları ikinci kez düzenlenme öncesinde bulunmaktadır.30 Ağustos Çin ülke geneli halk Kurultayı daimi komitesi internet sayfasında “Suçlarla ilgili Çin dava yasasında değişiklik yapma konusundaki kanun tasarısını yayınlayarak bunu yayınlamadaki maksadın halkın temayülünü sınamak olduğunu bildirdi.
Aslındaki Çin suçlar dava yasasına toplam 99 yerde değişiklik yapılmış ve aslındaki 225 maddeden 285 madde olarak genişletilmiştir. Mezkûr kanun tasarısındaki muhalif ve devlet güvenliğine etki eden suç şüphelilerini yasa uygulayıcı kurumların onların ailelerine haber vermeksizin tutuklama yetkisine kavuşturulmasını da kapsıyor. Ayrıca yine temel katmandaki polis merkezi ve hatta semt karakollarının da gözaltında tutma yetkisine kavuşturulması, sadece Çin içerisindeki ve dışındaki Çin vatandaşlarının değil, insan hakları örgütleri ve uluslar arası medyanın da sert eleştirilerine uğramaktadır.
Hatta Çin hükümetinin en büyük resmi sitelerinden olan Halk sitesi gibi sitelerde de Çin vatandaşlarının mezkûr yasa tasarısına güçlü şekilde menfi tepkiler göstermekte olduğu görülmektedir: “Bu yasa tasarısı mevcut yasadan yararlanmakta olan kara polis güçlerine yeşil ışık yakmaktır.”, “ona karşı çıkmamız gerekir. Bu kâbus görmektir.”, “devlet güvenliğine zarar verdi demek gerçekten nasıl bir suçlama? Ne yaptığımızdan dolayı suçlular kategorisine girmiş oluruz? Kimse bilmiyor. Bu sadece gelişigüzel tutuklamaları yasallaştırmaktan başka bir şey değil.”, “Kaybolmak, az bir zaman sonra da ölü olarak bulunmak gibi vehimler hepimizin başının üzerinde dolaşır hale gelecek.” “Bu, net olmayan yasa ile net olmayan suçtan dolayı insan tutuklamaktan başka bir iş değil.”, ”Bu yasa her bir vatandaş ile ilgili olduğundan her vatandaşın olumlu oyu ile çıkmalıdır.” “Polis tarafı bundan sonra kanun koruması altında olduğundan dolayı kendisinin ani tutuklamaları için bize izahat vermek zorunda da değil ise bu yasa kimi koruyacak. Devletin polisinin fiilini koruyacaksa, bizler de vatandaş olarak kendimizi korumak için yasa düzenlemezsek işimiz zor.”, “Bu sadece masum vatandaşları açıktan bastırma yasası olmuş.”, “Gizli tutuklama, kara hapishane, mecburi itiraf, bu deliler hastanesinin yeşil koridoru olmalı”, “Bu yasa güya devlet güvenliği için düzeltilmiş. Gerçekte ise düzeltilen bu maddelerin hepsi devlet güvenliğine büyük tehditleri beraber getirir.”… Gibi yine bir takım yansımalar bırakanlar, hükümetin temayül tespiti yapıyoruz diyerek bunu internet sitesinde yayınlamasının da gizli tutuklama için ağ atmakta olan ilk adım olması ihtimali vardır. En iyisi ben fikir beyan etmeyeyim. Çünkü daha önceden var olan hadiselerdir. Sadece şu son temel yasa yoktu. Şimdi mevcut hale gelmiş.” Şeklinde yansımaları da bırakmıştır.
Çin'in suç dava yasasında değişiklik yapma yasa tasarısı, dış ülkelerdeki Çin aydınlarında ve insan hakları faaliyetçilerinde de büyük endişe meydana getirdi. Birkaç günden beri de dış ülkelerdeki Çin internet sitelerinde tenkit edici mülahazalar devam ediyor.
Merkezi Vaşhington'daki Lavgey vakfının başkan yardımcısı Andrey Yang Çin vatandaşlarının geleceğinden endişe duymakta olduklarını bildirdi: “Aslında Çin Adliye mensupları devlet güvenliğini tehlikeye düşürdü diye bakılan suç şüphelilerini yakalayarak 24 saat içerisinde de ailelerini haberdar etmeleri gerekir idi. Şimdi ise bu madde kaldırılmıştır. Bununla beraber adliye görevlilerinin gizli şekildeki tutuklanmalarına yasa tarafından kolaylık sağlanmış olmaktadır. Bu durum Çin'deki insan haklarını daha fazla tehlikeye sürüklemektedir. Bu çok daha endişe vericidir. Önceleri hiç olmazsa öyle bir yasal madde mevcut olduğu için kaybolacak olanlar ve tutuklananların anne-babaları yasal yollardan yararlanarak hak arama ve şikâyette bulunma hakkına sahip idiler. Şimdi ise insanlar bu haktan da mahrum kalacaklar. Bu sadece komünist Çin hükümetinin kendi hâkimiyetini korumada her türlü vasıtayı kullanacaklarının ifadesidir. Gerçekte ise, bu tür gelişigüzel tutuklamalar önceden beri süre gelen zorba bir harekettir. Önemli tarafı ise şimdi bu hükümetin yasal hareketidir demek gibi anlamsızlıkların göstergesi olmasıdır.”Andrey özellikle, Çin'in yeni kanun tasarısının Uygurların günümüzdeki gibi durumunu daha da ağırlaştıracak diye baktığını, bunun daha da endişeli bir mesele olduğunu bildirdi: “Bence, bu, Çin hâkimiyetinin sert şekilde bastırmasına uğraya gelmekte olan Uygurlara rağmen daha büyük vehimdir. Bu tür gizli tutuklama, kaybolma, temelsiz cezalandırma, yargısız infaz gibi Çin'in devlet terörünü kullanması yasalaştığında, Uygurlarda daha fazla karşılık verme hareketlerinin görülmesi mümkündür. Gerçekte Çin kendi güvenliğine büyük tehdit oluşturmaktadır.Andrey yine Çin'in gerçekleştirmek üzere olduğu bu kanun tasarısını engellemeye halen de geç kalmadıklarına inandığını söyledi:“Gerçekleşmeyi önlememiz gerekir. Daha fazla gürültü çıkartmamız gerek. Dış ülkelerde ve Çin içerisindeki bütün içtimai münasebet vasıtaları, dış ülke medyası ve insan hakları teşkilatları birlikte hareket ederek bunu engellemediklerinde Çin'in sonraki siyasi ve sosyal durumunun bir hayli vehimli olacağı gözümün önünde görünüp durmaktadır.”Halkın karşı koyma gücünü hafife almamak gerekir. Geçmişte Çin'in rüşvetçiliğe idam cezası verme kategorisinden çıkartarak bunu insan haklarındaki ilerleme olarak propaganda yaptığında halkın “bu, rüşvetçi yetkililere yeşil ışık yakmaktır.” şeklindeki karşı koyma yankılanmasının güçlülüğünün etkisi ile onu idam cezasını boşa çıkaran 13 türlü suç'un içerisine dâhil etmemişti. Bu defa da halkın kesinlikle galip gelmesi şarttır. Çünkü bu Çin'deki her bir kişinin bire-bir çıkarı ile ilişkilidir.Uygur- Amerika Birliği başkanı, Avukat Âlim Seyitof, Çin'in suçlarla ilgili dava yasasında değişiklik yapması kendi hâkimiyetinin geleceğinden büyük endişe duymakta olduğunun ifadesi olduğunu, gerçekte halkın direnişini yasal ollardan yararlanarak bastırmanın daha büyük bir istikrarsızlık getireceği yorumunu yaptı. RFA- Gülçehre
 
 
İSLAMABAD (A.A)ABD ile ilişkilerinin bozulmasının ardından Çin ile olan bağını güçlendirmeye çalışan Pakistan, Doğu Türkistan'da Uygurların yaşadığı zulme destek verdi. Çin Halk Güvenlik Bakanı Meng Jianzhu ile görüşen Pakistan İçişleri Bakanı Rahman Malik, Çin'e, Sincan bölgesinden gelen ve Pakistan'da saklanan direnişçilerle mücadele konusunda destek verdiklerini söyledi. Malik, "Onlara acımasız şekilde saldıracağız. Çin'in düşmanı herkes Pakistan'ın da düşmanıdır" dedi. Sincan özerk bölgesi, Türkiye'de Doğu Türkistan olarak biliniyor. Doğu Türkistan, ilk kez 1930 yılında bağımsızlık ilan etti, ancak kısa sürede yine Çin'in kontrolü altına girdi. 1944 yılında ilan edilen ikinci bağımsızlık ise sadece 5 yıl sürdü. Sincan, 1953 yılında eyaletten özerk bölgeye dönüştürüldü. 2009 yılında Sincan'ın başkenti Urumçi'de çıkan olaylarda resmi rakamlara göre 200'e yakın kişi hayatını kaybetmiş, Çin'in olaylara müdahalesi büyük tepki çekmişti. 28.09.2011
 
 
Uygurların yoğun olarak yaşadığı Çin eyaletinde aşırı İslamcılar ile mücadele için işbirliğine girişmişler..
 
Libya'da Batılı yabancı istihbarat teşkilatları(CIA-ABD ve M16-İngiltere) ile Kaddafi'nin istihbarat teşkilatı arasındaki geçmiş işbirlikleri Trablus ele geçirildikten sonra, bulunan belgelerle gün yüzüne çıkıyor.
İNGİLTERE VE ÇİN İSTİHBARAT SERVİSLERİ AŞIRI İSLAMCILARLA MÜCADELE İÇİN İŞBİRLİĞİNE GİTMİŞ
Trablus'ta bulunan Telegraph'tan Richard Spencer insan hakları gruplarında şok etkisi yaratacak yeni belgelerin ortaya çıktığını söylüyor. Şokun nedeni ise insan hakları ihlalleri yaptığı düşünülen bir istihbarat teşkilatı ile İngiliz M16'sının işbirliğine giriştiğinin ortaya çıkması.
Spencer belgelerin 'Kasım 2003'te İngiltere ile Çin gizli servisinin aşırı İslamcılar ile mücadele için işbirliğine başlamış olduğunu gösterdiğini' söylüyor;
'İNSAN HAKLARI GRUPLARI ŞOKA UĞRAYACAK’
Uygur Türklerinin yoğun yaşadığı eyalette işbirliği ve Libya istihbaratından bilgi paylaşımı talebi
"İnsan hakları grupları İngiltere ile karanlık Çin Devlet Güvenlik Bürosu'nun işbirliğine giriştiğine dair haberleri öğrendiğinde şoka uğrayacaklar. Çin düzenli olarak çoğunluğu müslüman Uygur etnik kökene sahip Xinjing eyaletindeki aktivistleri "İslamcı terorist" olarak mahkum etmesinden ve bu şekilde "ayrılıkçı" olarak adlandırılan kişileri uzun süreler hapiste tutuyor hatta idam ediyor olmasından ötürü suçlanıyor. Buna rağmen M16 Kasım 2003'te Libyalılara Çin ile işbirliğine başladıklarını söylemiş."M16'nın bu konuda Libya istihbaratı ile yazışmasının nedeni ise, bir belgede Çin ile -aşırı İslamcılar ile mücadele- projesine giriştikleri ve Çin'de bulunan Kuzey Afrikalı aşırı İslamcıların varlığı hakkında Libya istihbarat teşkilatı ile paylaşımda bulunmak ifadeleri ile yer alıyor.HT---Kaynak: gazeteci.tv 05.09.2011
 
 
23.09.2011-Bu konuda basın organlarında yayınlanan makalelerde Çin'deki İnsan Hakları durumuna dünyanın dikkat etmesi gerektiği vurgulanmakta olup, onda Uygurların insan hakları vaziyeti de özellikle dile getirilmektedir.
Bu hafta içerisinde B.M. Teşkilatı Genel Kurulu toplantısı ve insan hakları meclisinin Cenevre'deki toplantısı münasebetiyle Çin hükümetinin insan hakları geçmişi ile bağlantılı meseleler kapsamlı olarak ortaya konuldu. Bu cümleden olarak Çin hükümeti idaresi altında yaşamakta olan Uygurlar ve Tibetlilerin meseleleri özellikle dile getirilerek bütün devletlerin Çin ile olan iktisadi ve siyasi münasebetlerinde insan hakları meselesini göz ardı etmemeleri gerektiği vurgulandı.
Mesela bu hafta içerisinde “Dünya Postası” gazetesinde yayınlanan “Çin'de insanlar neden kayboluyorlar” mevzulu makalede “Çin'deki “zoraki yok etme” meselesi aydınlatılmış olup, Çin hükümeti muhalif sesleri yok etmenin aracı haline getirdiği “zoraki yok etme” yi uygulamaya devam ediyor. Bu yöntemin son zamanlarda yasaya dâhil edilen değişiklikle yasallaştırıldığı, bunun Çin'deki yasa dışı tutuklamalar ve hiçbir yasal yanı olmayan şartlar altında tutuklu olarak tutmak gibi eylemleri ve “kara hapishaneler” in yayılmasına yol açarak “zoraki yok etme” durumlarını daha da çoğaltacağı beyan edilmiştir.
Makalede zoraki yok etme eyleminin Çin hükümetinin uzun zamandan beri kullana gelmekte olduğu bir tür bastırma olduğu ifade edilerek şöyle denilmiştir: -“Zoraki yok etme” Çin için bir yenilik değildir. Çok yıllardan beri, hükümet görevlileri, güvenlik birimleri ve onların bütün şube ve kolları bu tür yöntemleri Uygur ve Tibetliler gibi azınlık bölgelerinde ve diğer Çin şehirlerinde yaygın olarak kullana gelmişlerdir. Her yıl sadece Pekin'de binlerce şikâyet dilekçesi sahibi tutuklanarak, kara hapishanelerde yasa dışı olarak tutulmaktadırlar. Fakat Çin hükümeti Çin'de Kara Hapishanelerin varlığını asla kabul etmemiştir. Makalede, Uygurların durumu hakkında tafsilatlı malumatlar verilmiş olup, Uygurların Çin'deki “zoraki yok etme” den en faz etkilenen kesim olduğuna işaret edilmiştir. Bu konuda şöyle deniliyor: Her hangi bir hükümetin bir kişiyi fiziki cezaya ve tehlikeye maruz kalma ihtimali olan devlete iade etmesi uluslararası yasalar tarafından yasaklanmıştır. Çin'in Uygurlara işkence yapma, onları zoraki yok etme, keyfi olarak tutuklama gibi insan hakları geçmişleri devlet tarafından çiğnenmekte olan Müslüman Uygurlar için tehdit oluşturmaktadır. Böyle olduğu halde 19 Aralık 2011 günü Kamboçya hükümeti sığınma için gelen 20 Uygur'u Çin'e iade etti. Onlar teslim edildikten sonra, onların akıbetlerinden açık bir haber alınamadı. Bu kişiler de Çin tarafından zoraki olarak yok edildiler.Makalenin devamında yine, son zamanlarda Tayland'dan iade edilen Nurmemet ve Malezya'dan iade edilen 11 Uygur'un durumları dile getirilerek, bu hükümetlerin açıktan- açığa uluslararası yasaları ve kendi devletinin yasalarına aykırı davrandıkları tenkit ediliyor. Bu konu üzerinde şöyle deniliyor:- Bütün hükümetler kesinlikle Çin'in ekonomik ve diplomatik gücünden faydalanarak, kendi vatandaşlarının haklarının çiğnenmesine karşı çıkmaları gerekir. Çin'in kendi yasaları ve uluslar arası yasalara aykırı hareket etmesi iki devlet arasındaki iktisadi, güvenlik ve diplomatik münasebetlerde ne kadar güvenli bir ortaklık sağlayabilir ki? Şeklinde bir şüphe oluşturmaktadır. Bu devletlerin bunu da unutmamaları gerekir.
Saygı değer radyo dinleyicileri, bu hafta içinde yine, Dünya Uygur kurultayının Başkanı Rabiye Kadir Amerika'da yayınlanan nüfuzlu dergilerden Wall Street Dergisinde bir makale yayınladı. ”Çin'in Terörizm Konusundaki Çift başlı Oyunu” şeklinde bir konunun işlendiği makalede Rabiye kadir Çin'in Uluslararası terörizme karşı mücadeleyi bahane ederek, Uygurlar üzerinden yürütmekte olduğu bastırma politikasını ifşa etmiştir. Rabiye kadir makalesinde Çin hükümetinin bugün uluslararasındaki durumdan ustalıkla yararlanarak, bir yandan kendisini radikal İslam'ın kurbanı olarak gösterirken, diğer bir yandan da Amerika'yı kendisinin Müslüman bölücüleri bastırma hareketini desteklememekle suçlamaktadır. Bunların hepsi bütünüyle Çin hükümetinin planlı şekilde yürütmekte olduğu hareketleri olduğu vurgulamıştır. Rabiye Kadir makalesinde yine, kendisini radikal İslam'ın kurbanı olarak göstermekte olan Çin hükümetinin gerçekte ise Orta Doğu'da Amerika ve batı ülkelerine karşı olan radikal güçleri sinsice desteklemekte olduğunu bildirerek şöyle demiştir: Çin orta Doğu'daki batı karşıtı güçleri kesintisiz olarak destekleye gelmiştir. Mesela diktatör ve uluslararası yasalara aykırı hareket eden İran ve Suriye hükümeti Pekin'den Pekin'in en yakın ortağıdır. Çin yine Libya'nın diktatör lideri olan Kaddafi'nin güçlerine de son dakikaya kadar silah desteği sağlamıştır. Rabiye kadir makalesinde sadece Uygurlar Müslüman oldukları için Çin hükümetinin Uluslararasındaki radikal İslâm'a karşı durumdan yararlanarak, Uygurları keyiflerince ve açıktan-açığa bastırma fırsatına erişmekte olduğunu özellikle vurgulayarak, Amerika öncülüğündeki batı ülkelerini bu noktaya dikkat etmeye çağırmıştır. RFA-İrade
 
 
31.08.2011-Ramazan bayramı Müslümanların yılda bir defa kutladıkları dini bayramlarındandır. Bu bayramda Müslümanlar kendi aralarında birbirlerinin ramazan bayramlarını mutluluk içerisinde kutlarlar.
 
RFA/Arslan-İstanbul'daki Ramazan Bayramı faaliyetinde Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneğinin Başkanı Hidayetullah Oğuzhan Açılış konuşması yaptı.31 Ağustos 2011
 
Bu cümleden olarak Uygur Müslümanlar da dünyadaki diğer Müslümanlar gibi Ramazan bayramını hararetli bir dostluk içerisinde geçirdiler.
31.08.2011 günü İstanbul'da yaşamakta olan Uygurlar toplanarak ramazan bayramını birlikte geçirdiler. Türkiye'nin İstanbul şehrinde faaliyet göstermekte olan Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, Doğu Türkistan vakfı, Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür derneği ve Uygur akademisi gibi sivil toplum örgütlerinin müşterek organizasyonu ile İstanbul'un Aksaray bölgesindeki Akdeniz Düğün Salonunda Ramazan bayramını kutlama faaliyeti icra edildi.
 
Bu faaliyete İstanbul'da yaşamakta olan Uygurlardan bayan-erkek ve çocuklar olmak üzere 5002ün üzerinde kişi iştirak etti. Faaliyete İstanbul'da yaşamakta olan Uygur aydını Atavulla Kari başkanlık etti. Faaliyet Kuranı kerim tilaveti ile başladı. Faaliyette Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneğinin başkanı Hidayetullah Oğuzhan açılış konuşması yaptı. Faaliyet esnasında yine Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği baş gözetmeni Abdulhekimhan Mehsum, Doğu Türkistan Vakfının Genel Sekreteri Abdulcelil Turan, Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği başkanı Turgut Baykal, Uygur Akademisinin başkan vekili Abdulhamit Karahan ve Uygur öğrenciler Birliğinin başkanı Murat Orhun sırayla sahneye çıkarak birer konuşma yaptılar. Hepsi de Uygurların bayramlarını kutladılar.Programın sırasında Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışa Derneğinin baş gözetmeni Abdulhekimhan Mehsum bir konuşma yaparak dünyanın her tarafındaki Uygurların Ramazan bayramını tebrik etmekle beraber ramazan bayramının Müslümanlar için önemi üzerinde durdu.Daha sonra Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği tarafından İstanbul'un Uygurların yoğun olarak yerleşik bulundukları Sefaköy ve Zeytinburnu bölgelerinde tesis edilen Uygur anadil sınıfında okumakta olan ilköğretim seviyesindeki öğrenciler kendilerinin hazırlayıp geldikleri oyuncaları takdim ettiler. Şarkılar söylediler, şiirler sundular. Sonunda 2 ay süreli Uygur dili ana dil sınıfını bitiren bütün öğrenciler 3 ayrı derecede mükâfatlandırılarak maddi hediyeler verildi. Sonunda yemek ziyafetinden sonra ramazan bayramını kutlama faaliyeti dostluk içinde sona erdi. RFA-Arslan
 
Namazı Kıldılar ve Bayramlaştılar
 
31.08.2011-İsveç'deki Uygurların sayılarının artmasının peşi sıra Bayram namazını da bir araya gelerek kılmaları onları mutlu ediyor.
Bu yıl da İsveç'deki Uygurlar Uygur Maarif Birliğinin organize etmesi ile bu yılki Ramazan bayramı namazını bir araya gelmek suretiyle kılarak Bayram sevincinden hep birlikte yararlandılar. Bayram namazına Uygur Maarif Birliğinin dini işler sorumlusu Ömer kari imamlık yaptı. Namazdan sonra Uygurca edilen dua namaz kılan cemaati bir hayli heyecanlandırdı. Akşamleyin yine Uygur Maarif Birliğinin düzenlemesi ile bayram akşamı faaliyeti icra edildi. Bu bayram faaliyeti esasen çocuklar amaçlanarak düzenlenmiş olup, Uygur Maarif Birliğinin bünyesindeki ana dil okulu öğrencilerinin gösterileri ile her konudaki beceri ve maharetler sergilendi. RFA-Yalkun
 
 
31.08.2011-30 günlük ramazanı tamamlayan Almanya'daki Uygurlar 30 Ağustos günü Ramazan bayramını DUK salonunda birlikte kıldılar ve aileler arası bayram ziyaretleri yaparak kardeşlik duygusunu birlikte yaşadılar.
RFA/Ekrem-Almanya'daki Uygurlar Ramazan bayramı namazını DUK salonunda kıldılar ve bayram programını sürdürdüler.30 Ağustos 2011
Her yıl olduğu gibi, Münih'te bu yılki bayram namazı da DUK'un toplantı salonunda kılındı. Ramazan bayramı namazına Münih'teki 100 civarında Uygur erkekler, gençler ve çocuklar katılmış olmakla beraber, Norveç, İsveç gibi yerlerden gelen bazı misafirler de iştirak ettiler. Namaz öncesi 1000 Euro civarında teberru toplandı ve acil ihtiyacı olan yerlere hemen ulaştırma kararı alındı. Namazdan sonra, Uygur cemaati kendi aralarında samimi şekilde görüşerek birbirlerinin bayramlarını kutladılar. Şehir merkezindeki Uygur lokantalarına girerek lokanta patronlarınca hazırlatılan ücretsiz kahvaltılardan tattılar.
Almanya'daki Uygurlar aileler arası bayram ziyaretleri yaparak, kardeşlik duygularını birlikte yaşadılar.30 Ağustos 2011
DUK'un dini işler komitesinin müdürü, Münih'teki Uygur cemaatinin imamı olan Turgun Alavudun Hacim görüşme talebimizi kabul ederek, Almanya'daki Uygurların bu yılki ramazan ayının iyi geçtiğini ve de gelecekte Doğu Türkistan'da böylesine özgürce bayram geçirmenin nasip olmasını diledi.DUK başkan yardımcısı Askar Can görüşme isteğimizi kabul ettiğinde, Almanya'daki Uygurların oldukça iyi bir âdete sahip olduklarını, bu güzel ananelerin bundan sonrada devam etmesini dilediğini bildirdi.Şehir merkezindeki lokantalarda kahvaltılarını tamamlayan bir takım Uygur cemaati gruplar halinde araçlarla şehir içindeki ve şehir dışındaki kardeşlerinin evlerine bayramlaşmaya giderek gurbette yaşamakta olan kardeşlerinin de bayram sevincini yaşamalarını sağladılar, kendileri de yaşadılar. Bu bayramlaşma 30 Ağustos günü bir gün boyunca devam etti. Ev sahipleri misafirleri büyük izzet-ikram ve misafirperverlikle ağırladılar.Bütün ailelerde bayramlık sangza(bayramlara özgü yağda kızartılarak yapılan hamur işi bir tür gevrek çubuk) ve tatlı çeşitleri pişirilmiş olup, adeta Doğu Türkistan'daki bayram manzarasını hatırlattı. RFA-Ekrem
 
Yönelik Büyük Umutlarla Kutladılar
 
31.08.2011-Kazakistan'daki Uygurlar 30 Ağustos günü bütün dünyadaki Müslüman halklar ile birlikte Ramazan bayramını karşıladılar.
Ramazan bayramı ve buna benzer dini bayramlar ve ananeler önceleri, yani Sovyetler Birliği hâkimiyeti devrinde sert şekilde yasaklanmış olup, bu ananelere riayet edenler ise hükümet tarafından takip edile gelmişlerdi. Hal böyle iken bile bazı kişiler oruç tutmak, namaz kılmak gibi dini hususiyetleri gizli bir şekilde yürüte gelmişlerdi. Şimdi ise Orta Asya devletlerinde, bu cümleden olarak bağımsız Kazakistan'da yerleşik bulunan çok sayıdaki Uygurlar İslam dinindeki kendi atalarının geleneklerini muhafaza etmede ve onları anmada özgürlüğe eriştiler.Almata şehrindeki Uygurların çokça yerleşik bulundukları Sultan Korgan, Zarya Vostoka, Gorni Gigant ve Dostluk gibi mahallelerin camilerinde kılınan bayram namazından sonra halk ve vefat etmiş olan yakınlarının, eş-dost ve akrabalarının mezarlarına giderek kuran okudular.
Dikkate değer olan şu ki; çok sayıda Müslümanlar bu bayramı mutluluk ve huzur içerisinde geçirirlerken Uygurlar yine kendilerinin tarihi vatanlarında siyasi baskılar, dini yasaklar altında yaşamak ve kendi duygu ve düşüncelerini açıktan dile getirmekten Mahrum bırakılmış bulunmaktadırlar.
Geçmişte İslam dininin merkezi Asya ya yayılma merkezi olan Doğu Türkistan'daki kardeşlerinden endişe duymaktadırlar. Böylece dualarında özgürlük, insan hakları için mücadele yolunda şehit olanlara da saygı ve minnettarlıklarını bildirmektedirler. Radyomuzun görüşme talebini kabul eden Dostluk mahallesinin yurt itibarlılarından biri olan Mehemmetcan Kadirof ağabey ramazan bayramı münasebetiyle kendi dileklerini belirtti. RFA-Oyğan
 
 
23.09.2011-İstanbul'daki Sivil Toplum örgütleri uluslararası teşkilatları Çin'in idam cezasını durdurmaya çağırdı. Bununla beraber B.M. Örgütü ve İslam Dayanışma Örgütüne mektup gönderdiler.
 
RFA/Arslan-Doğu Türkistan Sivil Toplum Örgütlerinin B.M. ve İslam Dayanışma Örgütüne Çin'in ölüm cezasını durdurmaya çağırarak mektup göndermekte olduklarının görüntüsü. Fatih Postanesi.23 Eylül 2011
Çin daireleri tarafından 4 Uygur'a ölüm cezası verilmesi sebebiyle 23.09.2011 günü İstanbul'daki sivil toplum örgütleri Uluslar arası teşkilatları Çin'in ölüm cezasını durdurmaya çağırarak basın toplantısı yaptılar ve Çin'in ölüm cezasını durdurmak için B.M. teşkilatına ve İslam Dayanışma Örgütüne mektup gönderdiler.
Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneğinin organizasyonu, Doğu Türkistan Vakfı ve Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği olmak üzere sivil toplum örgütlerinin desteklemesi ile İstanbul'un Fatih bölgesindeki Postane önünde basın toplantısı yapıldı. Yapılan basın toplantısına insani Yardım Vakfı, Mazlumlar Derneği, İnsani Koruma ve Kardeşlik Derneği, İslam Dünyası İçtimai Teşkilatlar Birliği gibi sivil toplum örgütlerinin sorumluları ve temsilcileri, İstanbul'da yaşamakta olan Uygurlar ve Uygur meselesine ilgi duyan kişiler olmak üzere çok sayıda kişi katıldı. Bu Basın toplantısına çok sayıda muhabir, gazeteci ve televizyon muhabirleri de katıldılar.
Uygurlar ellerinde Al bayrak ve Gökbayraklar olduğu halde basın toplantısının yapıldığı alana geldiler. Bazı Uygurların ellerinde Çin'in zulüm ve işkencelerini yansıtan büyük çaplı afişler bulunmakta olup, bazı Uygurlar Çin'in Uygurları yargılamakta olduğunun görüntüleri afiş şeklinde taşıyorlardı. Bu görüntüler toplantıya katılan muhabirler, gazeteciler ve televizyoncuların özellikle dikkatlerini celp etti. Basın toplantısı başlamadan önce, Doğu Türkistan Sivil Toplum Örgütlerinin sorumluları, Çin daireleri tarafından geçen hafta idam cezası verilen 4 Uygur'un ölüm cezalarının durdurulması ve Uygurların günümüzde uğramakta olduğu haksızlıklar konusunda yazılmış olan iki adet mektubu Fatih postanesinden Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve İslam Dayanışma Teşkilatına gönderdiler. Daha sonra basın toplantısı başladı ve Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneğinin başkanı Hidayetullah Oğuzhan Çin'in ölüm cezasına tepki göstererek bildiri yayınladı.
Hidayetullah Oğuzhan konuşmasında, geçen hafta Çin daireleri tarafından, Abduğeni Yusuf, Ablikim Hesen, Muhtar Hesen ve Memetniyaz Tursun isimli 4 Uygur'un suç işlediklerine dair hiçbir delil olmadığı halde, onlara işkence yapma yolu ile bazı suçları kabul ettirdiklerini ve bu Uygurların 21 gün sonra ölüm cezalarının icra edileceğini ileri sürdü. Yine Temmuz ayından beri dini ders okuyan ve öğreten Uygurlardan 3000 kişiyi tutuklayarak hapse attıklarını bildirdi.Hidayetullah Oğuzhan şöyle dedi: Dünyanın gözleri önünde ağır derecede insan haklarını çiğnemekte olan Çin hâkimiyeti Uygurlara karşı soykırım, keyfi tutuklama, işkence yapma, yargısız infaz, ölüm cezası vermek, mecburi doğum kontrolü, Uygurları mecburi olarak göç ettirme, Çinlilerin Doğu Türkistan'a yasa dışı olarak göç ettirilmesi gibi eylemler icra etmektedir. Yine, Dini eğitime ve ibadet etmeyi yasaklama, kamu hizmetlerinden mahrum bırakma, AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların yayılması, uygur kızlarını işgücü fazlası bahanesiyle mecburi olarak Çin'e nakletme seyahat özgürlüğüne yasaklama getirme, haber değiştirme, haberciliğin yasaklanması gibi ihlaller Uygurların hayatlarının bir parçası haline getirildi.Bu tür olumsuz vaziyette insan gibi yaşama hakkından mahrum kalan Uygurlar en normal haklarını dahi muhafaza etme talepleri bile idamla cezalandırılmaktadır. 4 Uygur'un ölüm cezasına çarptırılması bunun en açık misalidir. Geçen hafta 4 Uygur'a verilen ölüm cezasının bir ay içerisinde icra edileceği bildirildi. Bu ölüm cezasının icra edilmesini durdurmak bütün insanlığın mecburiyetidir. Hidayetullah Oğuzhan konuşmasının sonunda yine şöyle dedi: Kıymetli basın yayın araçları vasıtasıyla B.M. Teşkilatı, İslam Dayanışma Teşkilatı, Türkiye Cumhuriyeti ve dünyadaki bütün insan hakları örgütleri ve sivil toplum örgütlerinden insan haklarının en önemlisi olan yaşama hakkının bütün hak ve özgürlüklerden önce korunması gerektiğini önemle vurguluyoruz. Bu sebeple bu 4 Uygur'un ölüm cezasının icra edilmesinin derhal durdurulmasını, bu ölüm cezasının uygulamadan kaldırılması ve Çin'in yürütmekte olduğu bütün insan hakları ihlallerinin önlenmesi için de gerekli tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.Biz bu toplantı hakkında daha da geniş malumat almak için Doğu Türkistan Vakfının genel sekreteri Abdulcelil Turan ve Doğu Türkistan Gençlik ve Kültür Derneği başkanı Turgut Baykal'ın görüş ve düşüncelerini aldık. RFA-Arslan
 
Hakkında Uluslararası Muhakeme Toplantısı Yapıldı
 
20.09.2011-İngiltere'nin başkenti Londra'daki Cambridge Üniversitesinin Çörçil Asya Araştırmaları Enstitüsünde Orta Asya hakkında 12. Dönem Uluslar arası ilmi muhakeme toplantısı yapıldı.
 
Bu toplantı 20-22 Eylül tarihleri arasında devam edecek. Toplantıya Kazakistan, Özbekistan, Özbekistan, Azerbaycan, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri Almanya ve İngiltere'den olmak üzere 250 civarında uzman katıldı. Uzmanlar toplantıda Dil, Edebiyat, Arkeoloji, Toplumbilimcilik, Uluslararası ilişkiler ve siyaset konularında olmak üzere kendi tebliğlerini sunmaktadırlar.
Mezkûr toplantıda Uygurlar hakkındaki makalelere de çokça ye verilmiş olup, Uygurlar hakkında özel bir değerlendirme kurulu oluşturulmuştur.
Bu toplantıya Uygurlardan Dünya Uygur Kurultayının genel sekreteri Dolkun isa, yazarlar cemiyetinin başkanı Keyser Abdurusul, Türkiye'den Doç. Dr. Erkin Ekrem, Japonya'dan İlham Mehmut ve İngiltere'den Enver Tohti katılmışlardır. RFA-Erkin Tarim
 
 
21.09.2011-“Çift dilde Anaokulları” Okul öncesi ve ilköğretim okulları için öğretmen yetiştirmeyi amaçlayan, Pedagoji okullarının Uygur dilinde ders verecek öğretmenleri işsiz bırakmaktadır.
 
Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da “Çift Dilde Maarif” adı ile Çin dilini yaygınlaştırma politikası, Uygur dilini maarif sahasından çıkartıp atarak Uygur dilinde ders görmekte olan ilkokul ve Ortaokul öğretmenleri teknik meslek, pedagoji okulları ve hatta yüksek okul öğretmenlerini de işsiz bırakmaktadır.
Ortaokul, İlkokul ve Anaokulları için öğretmen yetiştirmeyi amaçlayan pedagoji okulu öğretmenlerinden biri, radyomuza konu ile ilgili olarak bilgiler verdi. Uygur Otonom Bölgesi(Doğu Türkistan) dairelerinin bölgede yürütmekte olduğu “Çift dilde maarif” adındaki Çin dili okulları ve anaokulları yaygınlaşmaya başladığını söyledi. Bunun peşi sıra da pedagoji okullarındaki Uygur dilinde ders veren Edebiyat ve Matematik-Fen dalı öğretmenlerinin işsizlik girdabında kaldıklarını bildirdi.
Görüşme isteğimizi kabul eden bu öğretmen, demecinde çift dilli okulların çoğalmasını müteakip, pedagoji okullarının öğrenci kaynağının azalması sebebiyle öğretmenlerin ders saatlerinin de kısaltılarak, dersi olmayan öğretmenlerin okuldaki getir-götür işlerine baktırıldığını, bu tür işleri yapmayı reddedenlerin iş haklarının feshedilmekte olduğunu ileri sürdü.
Çin'in Şinhua sitesinin 19 Eylül'deki haberinden anlaşıldığına göre, 2009 yılından beri Uygur Otonom bölgesinin(Doğu Türkistan) her tarafında kurulmakta olan çift dilli anaokullarının sayısı 1470'e ulaşmış bulunuyor. Bu anaokullarının içerisinde %66'sının kuruluşu tamamlanarak faaliyete geçirilmiş olup, Uygur bölgesindeki anaokullarının %85'ini
Kapsamamaktadır. Malum pedagoji okulunun kendi kimliğini açıklamak istemeyen bir öğretmeninin bildirdiğine göre, onların okulu Uygur Otonom Bölgesinin(Doğu Türkistan) her tarafındaki Çift dilli anaokulları için öğretmen yetiştirme vazifesini üstlenmiş bir okul. Yetişen öğretmen sayısına paralel olarak ta okulun öğrenci kaynağı gözle görülür şekilde artmıştır. Bu tür sınıflara verilen derslerin tümüyle Çin dilinde verilmesi istendiği için, anaokulu pedagoji okulunun anaokulu maarifinde Uygur dilinde ders verecek olan öğretmenlere ders tahsis edilmediği için onlar işsizlik girdabında kalmışlardır.
Bu öğretmen kendi beyanında Maarifin özü olan anaokulu maarifinin Çinlileştirilmesi sebebiyle, körpe yavruları ana dil ve kültür eğitimine ısındırma rolünü icra ede gelen Uygur anaokulu maarifinin tümüyle yıkıma uğratıldığını bildirdi. Bu durumun Uygur aydınlarını ve Anne-babaları da endişelendirmekte olduğunu, bu sebeple “çift dilli”okul ve “çift dilli anaokulları”nın yaygınlaştırılmasına karşı tepkilerin de giderek artmakta olduğunu söyledi. Kendisinin de birkaç öğretmenin bu duruma tepki göstererek maarif bakanlığı gibi yerlere şikâyet dilekçeleri vermeye hazırlanmakta olduğunu bildirdi. Çin hükümeti Uygurelinde (Doğu Türkistan) “Çift dilli maarif” adındaki maarifi Çinlileştirme politikasını yürürlüğe koyduktan beri, bu politika dış ülkelerdeki Uygur teşkilatlarının ve aydınların tepkilerini çeke gelmektedir. Ana dili daha iyi sahiplenemeyen anaokulu yaşındaki çocuklara, Çin dilini mecburi benimsetme eylemi Uygur aydınları tarafından uluslar arası pedagoji kurallarına aykırı denilerek tenkit edilirken, Uygur teşkilatları tarafından da Uygur dilini asimile etme planının gerçekleştirilmesi olarak kınanmaktadır. RFA-Mihriban
 
Doğu Türkistan Hakkında Yuvarlak Masa Toplantısı yapıldı
 
22.09.2011-İngiltere Cambridge Üniversitesinde yapılmakta olan 12. Dönem Orta Asya Araştırmaları İlmi Muhakeme Toplantısında Uygurlar hakkında yuvarlak masa toplantısı ile “uygur milli kimliği” temasında özel birim toplantısı yapıldı.
İngiltere Nevkastl Üniversitesi öğretim üyesi Bayan Prof. Dr. Yoanne Smith Fin ley'in yönettiği yuvarlak masa toplantısında Çin'in demokratikleşmesi meselesi ile Doğu Türkistan meselesi hakkında müzakere yürütüldü. Toplantıda Türkiye Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Erkin Ekrem “Çin'in demokratikleşmesi” konusunda, Keyser Abdurusul, İlham Mehmut, ve Dr. Enver Tohti ise Çin'in Uygurlara yönelik olarak yürütmekte olduğu baskı politikası ve Uygur meselesini çözüme kavuşturmanın yolları hakkındaki görüşlerini dile getirdiler. Dünya Uygur Kurultayı Genel Sekreteri bu toplantıya gözlemci olarak katıldı ve kısa bir konuşma yaptı.Şu anda İngiltere Cambridge Üniversitesi devam etmekte olan 12. Dönem Orta Asya Araştırmaları Toplantısında Uygurlar ve Doğu Türkistan hakkında araştırmalar yürütmekte olan uzmanlar Doğu Türkistan'daki Uygurların Milli kimliği hakkında özel toplantı yaparak Uygurların milli kimliği hakkındaki araştırma makalelerini okudu.
Bugünkü programımızda İngiltere Cambridge Üniversitesinde yapılan yuvarlak masa toplantısı hakkındaki ayrıntılı malumatları vereceğiz.
20-22 Eylül 2011 tarihlerinde Cambridge Üniversitesinde devam emekte olan 12. dönem Orta Asya Araştırmaları ilmi muhakeme toplantısında Orta Asya Türk Cumhuriyet  lerinin Tarihi, Dili, Edebiyatı, Arkeolojisi, Uluslar arası ilişkileri ve Orta Asya'daki meseleler hakkında çok sayıda ilmi tebliğlerin sunulmasının dışında yuvarlak masa toplantısı da yapıldı. RFA-Erkin Tarim
 
 
25 Haziran 2011 günü Ehet Eli ve Aripcan Mömin dayanışma içine girerek, Paris şehrinde Kaşgarya Uygur Lokantası açtılar. Lokanta'da Uygur yemeklerinin birçok çeşitleri bulunuyor olup, çeşitli milletten müşteriler beğenerek yiyorlar.
RFA/Erkin Tarim-Paris şehrindeki Kaşgarya Uygur lokantası. 16 Eylül 2011
Paris Fransa'nın başkenti ve de Fransa'nın merkezidir. Burası dünyada tarihi eserler, kültür ve sanat faaliyetleri ile ünlüdür. Paris dünya tarihindeki önemli şehirlerden biri olmakla kalmayıp, dünyanın önemli siyasi ve ekonomi merkezlerinden de biri sayılır.21. Asra girildiği günümüzde Paris'in nüfusu 12 milyonu geçmiş olup, dünyadaki en fazla nüfusa sahip şehirlerden biridir.Bugünkü programımızda biz, Fransa'da açılan Kaşgarya Uygur lokantasını tanıtacağız.Lokantaya Uygurlar, Fransızlar, Türk milletine mensup müşteriler çokça geliyorlar.
Kaşgarya Uygur lokantası hakkında tafsilatlı malumat almak için lokantanın
Paris şehrindeki Kaşgarya Uygur lokantası. 16 Eylül 2011patronları olan Ehet Eli ve Aripcan Mömin ile görüştük. RFA-Erkin Tarim. 16.09.2011
 

YAZAN:Mehmet Emin Batur
www.istiklalgazetesi.com.tr


İstiklâl Gazetesi

Abone İşlemleri
 
Yurt İçinden
Yurt İçi Posta Çeki Hesabı:
Celalettin BATUR: 5024316
Celalettin BATUR: 0 555 443 20 29
Posta Çeki Hesabına 1 yıllık  için 20 YTL yatırıp (cep mesaj, e-posta, telefon  veya Belge geçer ile  bize açık adresinizi ulaştırmanız yeterli en kısa zamanda gazeteniz elinizde olacaktır.
           Almanya dan Abone olmak isteyenler
Yıllık ödemeler için bankanıza aşağıdaki Ali Yüksel hesabına 25 Euro yatırma talimatı vermeniz gerekmektedir.
                                Almanya Banka Hesabı :
Kontoinhaber(Hesap Sahibi) : Ali Yüksel
Bank (Banka)                       : Commerzbank Bad Saulgau    
BLZ ( Banka Numarası )        : 0256 124 401
Konto ( Hesap Numarası )     : 650 800 09
IBAN                                    : DE 78 650800090256124401
SWIFT                                  : DRESDEFF650
Ali Yüksel Tel: +49 172 468 33 25
 
 
 
İstiklâl Gazetesi
Aylık Siyasî Bağımsız Gazete
 
 İlk Sayı : Ağustos 2004
 
ISSN 1305-2993
 
Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü
Mehmet Emin BATUR
 
Genel Yayın Yönetmeni
Abdulmecit AVŞAR
 
Haber Müdürü
Erkinbeğ UYGURTÜRK
 
 
Avrupa Temsilcisi
Şen Ozan
Tel: +0049-175 404 36 23
 
 
 Almanya Temsilcileri
 
Biberach:

München:

Bad Wurzach:
Memmingen:
Ravensburg:
Lindau:
Ulm:
Fr-hafen :
Siegen :
Berlin :
Kisslegg:
Leipheim:
Weingarten:
Aalen :
Karlsruhe :
Hamm :
Neckarulm:
Wangen:
Kempten:
Mainz:
Frankfurt:

Filderstadt:

Braunschweig

Ali Yüksel
Eyüp Tanrıverdi
Arefe Uludağ
Nuri Kokoğlu
Çağlar Eren
Ali Güngör
Sebahattin Gülveren
Safa Çakmak
Adem BIYIK
Reyhan OĞUL
Kenan Batur
Yakup Ay
Baki Alkan
Ali Yanar
Ali DEMİR
Zafer TOPAK
Rukiye ANDIÇ
İsa Göçer
Mustafa Kutlu
Rüştü KASIRGA
Altan Altuntaş

Mehmet Yetiş

Abdullah Akıncı

+49 172 468 33 25
+49 179 533 01 86
+49 173 231 62 86
+49 151 124 593 12
+49 179 799 58 44
+49 171 810 00 89
+49 173 591 52 29
+49 171 267 40 66
+49 271 87070 34
+49 176 298 398 05
+49 160 948 445 40
+49 176 240 200 88
+49 176 232 663 53
+49 179 687 99 56
+49 176 247 855 91
+49 176 767 878 20
+49 176 241 566 20

+49 171 128 16 08
+49 177 180 34 67
+49 179 921 38 30

+49 173 372 97 00

+49 160 444 55 74

 
 
İsviçre Temsilcisi
Karahan Endili
0041 787 954 707
 
Avusturya Temsilcisi
Arafat SÖKER
0043 6644 0180 96
 
Necdet Akarsu
0043 699 11884577
 
Bulgaristan Temsilcisi
Beletin Halil Ali
00359 3631 3573
 
Finlandiya Temsilcisi
00358449371733
 
İstanbul-Esenler
İbrahim DOĞUŞ : 0535 6895769
 
Konya Temsilcisi
Baybars GÜLENSOY : 0542 836 15 51
 
Bursa Temsilcisi
 
Salim Gökgöz: 0555 707 08 98
Kahraman UYGURTÜRK : 0505 698 21 77
 
Ankara Temsilcisi
Mihriban BALATÜRK
 
Ege Bölge Temsilcisi
İsmal OSKAY : 0546 8593210
 
Uşak Temsilcisi
Murat OSKAY: 0546 267 9084
 
Resmî ve Kurum Abonelik
Yılık 50 YTL
Merkez Adres: Gavremoğlu Mah. Donanma Caddesi No:13      
                         Düvenönü-Kocasinan-Kayseri/Türkiye
Tel:                   (0090) 352 338 58 97
Belge Geçer:     (0090) 0352 338 58 97
Cep Tel:            (0090)532 255 99 30            
                         (0090) 555 443 20 29
Elektronik Posta:   hurgokbayrak@kaynet.net
                                istiklal@istiklalgazetesi.com.tr
 
Gazetemize olan ilgi ve alakanızın devamını temenni eder, bu vesile ile sağlık ve mutluluklar dileriz.

Bu gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
www.ahmetayvaz.tr.gg > OĞUZ SOYU-ÜÇOKLAR KOLU-GÖKHAN BOYUNUN TÜRKÇÜ TURANCI TÜRKMEN ÇEPNİ AYVAZ OTAĞI > www.ayvazahmet.tr.gg
 
TÜRK-İSLÂM ÜLKÜSÜ; Varlık olan Türklük ile, değer olan İslâmın bir birine vuslatıdır, kaynaşarak et ile tırnak misâli oluşlarıdır. Varlık ifade eden Türk`lüğün , değer olan İslâma muhabbetidir
* * *
OĞUL! Eşref-i mâhlük olduğunun şuurundan hareketle, Cenab-ı Hakk`ın nizamını yeryüzünde hakim kılmak gibi yüce bir idealin gerçekleşebilmesi uğruna,bin yıldır İ`LA-YI KELİMETULLAH ÇİZGİSİNDE, maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber eden YÜCE TÜRK MİLLETİNİN şerefli bir ferdi olduğunu unutma!
Üstad ORHAN KILIÇOĞLU

* * *
ARVASİ HOCA`NIN FİKİR VE ESERLERİNDEN FAYDALANMAK, O`NU REHBER EDİNMEK HER TÜRK GENCİNİN ÖNCELİKLİ HEDEFİ OLMALIDIR.
Son yıllarda ihmal edilen ülkücü gençlik en Kısa zamanda yeni bir hamle yeni bir şevk ve aşkla; ZİYÂ GÖKALP, ATATÜRK, A.TÜRKEŞ, NİHAL ATSIZ, S. AHMED ARVASİ, NECDET SEVİNÇ`İN fikir ve görüşlerinin karıldığı harmanlardan beslenerek gelişip, olgunlaşıp, kamilleşerek, GÖNLÜNDE TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ, DİLİN DE TURAN TÜRKÜSÜYLE YENİDEN BİR ERGENEKON DESTANI YAZMAYI İMANININ RÜKNÜ BELLEMELİDİR…

Üstad ORHAN KILIÇOĞLU
Facebook beğen
 
Reklam
 
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!!! ATATÜRK
 
ALPARSLAN TÜRKEŞ SÖZLERİ
Başbuğ Alparslan Türkeş in özlü sözleri, Ülkücülük , Türk Dünyası ve İslamiyet hakkındaki özlü sözlerini okuyabilirsiniz...
*********************
İdealler yıldızlar gibidir.
Onlara belki ulaşamazsınız ama bakarak yönünüzü tayin edebilirsiniz..

Zafer, asla mahvolduklarını zannedenler
tarafından kazanılamaz.

Dalından kopan yaprağın akibetini rüzgâr tayin eder...

Ahlâkçılık anlayışımız, Türk Ahlâkı ve Müslümanlık inancından meydana gelmiştir.

Başarı için muntazam plânlı çalışma yapmak lâzımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız.

Bir fikre, bir ideolojiye, kendisinden daha üstün bir fikirle karşı çıkılır. Karşı fikir kaba kuvvetle ezilemez

Biz aziz milletimize müreffah, kuvetli ve büyük bir Türkiye taahhüt ediyoruz; kendimizi millete adıyoruz.Ve Türklük yoluna başlarımızı koyuyoruz.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz...

Cesaret, yüreklilik, atılganlık olmayan hiçbir dâva başarıya ulaşamaz.

Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Fikir, iman, ülkü aşkı ... İnsanları güçlü yapan bunlardır.

Hepiniz birer Türk Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.


İnsanlık âleminin en şerefli bir ailesi Türk Milletidir. Dokuz Işık demek, Türk Ülküsü demektir.

İslamiyet'i ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir.

Kendinizi küçük görmeyiniz. Sizler büyük kuvvetsiniz. Vazifenizi hiçbir zaman unutmayınız. Kuvvet birliktir. Dâvamızın geleceği birliktedir. Birlik, beraberlik içinde olmaktır.

Komünist sistemlerde halkın esaret altında oluşunun sebebi bir mülk sahibi olamamasıdır. Hürriyetin tek garantisi mülkiyettir.

Milletler arasındaki mücadele şuurundan mahrum olan toplumlar başkasının boyunduruğu altına düşerler.

Milletler yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

Millî kalkınmamızı gerçekleştirmek, her Türk ferdini hür yapabilmek için Türk Milletini yeniden kurmak zorundayız. Vatandaşlarımız arasında parti, mezhep, ırk ve bölge farkı gözetmeksizin karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bağlar dokuyacağız.

Mücadelemiz her ne pahasına olursa olsun, siyasi kazanç mücadelesi değil, ahlâk ve fazilet mücadelesidir. Bu mücadelenin karakteri yıkıcı değil, yapıcı olmaktır. Bu şerefli mücadeleye Türk milletini davet ederim.

Toprak bütünlüğümüzü devletimizin ve milletimizin bölünmezliğini hedef alan hainlere karşı Türk Milleti olarak ayağa kalkmalıyız.

Türk aydınları için Batı'nın sığınması olmak bir ideal olarak benimsenmiştir. Milletimiz için bundan korkunç felaket düşünülemez."

Türk Devletinin yenilmez, zinde hayat gücü ve Türk Milletinin teminatı ve istikbali gençliktir.

Türk milliyetçiliği meşru savunma, yüksek insanlık duyguları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duygusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir.

Türk töresi, Türk ülküsünün ayrılmaz parçasıdır.

Türk töresinin bir diğer şartı da haddini bilmektir. Haddim bilmek... Ne kendinizi dev aynasında göreceksiniz. Herkese yukarıdan bakacaksınız, ne de kendinizi aşağıdan göreceksiniz, aşağıdan bakacaksınız.

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır. Sır saklamak...

Türkçüler Günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine giren ve hükümetin gafletinden yararlanan komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

Türkiye'nin yükselişi ithal fikirle olmaz. Hiç bir yabancı, Türkün menfaatlerini Türk Milletinin kendisi kadar düşünemez.

TÜRKLÜK bedenimiz, İslamiyet ruhumuzdur. Ruhsuz beden ceset olur.

Türkün en önemli vasfı teşkilâtçılığıdır.

Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

Ülküsüz insan çamurdan farkı olmayan bir varlıktır.

Başbuğ Alparslan TÜRKEŞ
Millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek geliştirmek millî ülkümüzdür. ATATÜRK
 
"BİR KIZ ÖĞRENCİYİ BAŞINI ÖRTTÜĞÜ İÇİN TAHSİL HAKKINDA MAHRUM ETMEK İSTİKLAL SAVAŞI BAŞLARINDA VE MARAŞ'TA , DÜŞMANLAR TARAFINDAN BAŞÖRTÜSÜ ÇEKİLİP DÜŞÜRÜLDÜĞÜ İÇİN BAŞLAYAN MİLLİ ŞAHLANIŞIN RUHUNA TÜKÜRMEKTİR."
NECİP FAZIL KISAKÜREK
* * *

Zafer ülkü kaynağının çeşmesidir,
Zafer gönüllerin birleşmesidir.
Gönülleri birleşenler, selam sizlere,
Uzaktan dertleşenler, selam sizlere.

Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. ATATÜRK
 
Deme bana Kayı, Oğuz, İlhanlı,
Türküm; Bu ad her ünvandan üstündür.
Yoktur Azer, Kırgız, Özbek, Kazanlı,
Türk Milleti bir bölünmez bütündür.
Ziya Gökâlp
Başarılarda gururu yenmek, felâketlerde ümitsizliğe karşı gelmek lâzımdır. ATATÜRK
 
Ve tarih bir gün, acz içinde kıvrana kıvrana şehadete susamış bir ülkücüden daha müthiş bir silahın keşfedilemediğini yazmak zorunda kalacaktır...

S.Ahmet Arvasi

BU DAVA ÖZÜDÜR İSLAMİYET'İN
BU DAVA GÜNEŞİ, MAZLUM MİLLETİN,
BU DAVA, HERŞEYDEN, HERŞEYDEN ÇETİN,
BU YOLDA DERT, HÜZÜN, GURBET BİZİMDİR.
S.Ahmet Arvasi

16 yaşında ilk şiirlerden biri olan `Ne Gam`, iyi bir başlangıç

Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
S.Ahmet Arvasi

Henüz 17 yaşındaki bir delikanlının `Özleyiş` şiiri, ecdadına âşık bir delikanlının eski muhteşem çağlara olan hasretini dile getiriyor:

Tuna neden köpürmüş, Kırım neden inliyor?
Nerde parlayan kılıç, nerde o akıncı ced?
Şimdi Hazar uzaktan feryadımı dinliyor,
Ayrıldı mı Kafkaslar yurdumdan ilelebed?
Kıbrıs`ın ayrılışı derd oldu içimizde,
Barbaros`un sesini kaybettik Akdeniz`de,
Adalar yabancı da, dinmez derleri bizde,
Balkan`ımız vatandan ayrıldı mı nihayet?
S.Ahmet Arvasi
 
SON BİR (1) YILIN TOPLAMI 84310 ziyaretçi kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir. CÜZ:21 // AHZÂB SÜRESİ: 33 / 23.ÂYET